TRMilitary

Tam Bağımsız Türkiye için Yerli Savunma Sanayii
Zaman: 26 Eyl 2017, 10:19

Tüm zamanlar UTC+03:00


Loading


Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 88 mesaj ]  Sayfaya git Önceki 1 2
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 07 May 2015, 12:22 
Çevrimiçi
Üye

Kayıt: 24 Mar 2014, 23:13
Mesajlar: 43
Yaş:

Bir önceki sayfanın en son iletisi:

Paylaşımlarınız için teşekkür ederim.İlgiyle takipteyim.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 09 May 2015, 13:38 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Avrupa'nın Bölgeye Müdahalesi

Dürzî-Maruni çatışması eskiden beri süre geldiğinden ilk önceleri fazla tepki çekmemiştir. Ancak, Devlet ihmalinden dolayı hadisenin genişleyerek çok can kaybına yol açması öfkeyi artırmıştır. Çatışmalarda mahalli yetkililerin ve askerlerin yeterince çaba sarf etmediği, zaman zaman Dürzîlere destek verdiği eklinde konsoloslardan gelen yazılar, ilk günlerde Dürzîlere olan tepkiyi zamanla Devlete çevirmiştir. İstanbul'daki elçiler konsolos raporlarlarından hareketle, memur ve askerlerin Hıristiyanlar karısında Dürzîleri desteklediğini öne sürerek Devleti sorumlu tutmaya başlamışlardır. Cebel'de başlayıp Şam sınırına dayanan çatışmalar, yakılıp yıkılacak yer kalmayıncaya kadar devam etmiştir. İstanbul'dan gelen talimat üzerine harekete geçen Sayda Valisi Hurşit Paşa, iyice güçten dümelerinden de faydalanarak taraflar arasında barış imzalanmasını sağlayabilmiştir.

1- Hadiselerle ilgili olarak bölgede araştırma yapmak ve 1845'te Lübnan'a getirilen idarî düzende yapılacak değişiklikleri belirlemek üzere, Osmanlı memurlarıyla birlikte bölgeye bir Avrupa Komisyonu gönderilmesi.

2- Bölgenin asayişinin sağlanmasına yardımcı olmak amacıyla bölgeye bir Avrupa Kuvveti gönderilmesi.

3- Avrupa Komisyonu ve Avrupa Askeri'nin bölgeye gönderilmesiyle ilgili Paris'te be ülkenin elçilerinin imzalayacağı bir Mukavelename hazırlanması.

4- Bu amaçla Paris elçilerine telgrafla ruhsat verilmesi

Avrupa'nın Müdahalesine Karşı Osmanlı'nın İzlediği Politika

Teklif karısında izlenecek politikayı tespit için Meclis-i Vukelâ 20 Temmuz 1860'da toplanarak, önerilen her maddeyi ayrı ayrı ele almıştır. Görüşülen ilk madde Avrupa Komisyonu olmuştur. 1845 hadiselerinden sonra Lübnan'a getirilen ve halen geçerli olan Lübnan düzeninin Avrupalılarla ortaklaşa kararlaştırıldığı göz önüne alınarak, bu kez yapılacak yeni düzenlemede de aynı yola başvurulmasında bir sakınca görülmemiştir. Bölgeye gönderilecek Avrupa Askeri konusunda ise Avrupa Askeri gönderilmesinin acele verilmiş bir karar olacağına hükmedilmiştir. Mutaassıp Arabistan halkının Hıristiyan askerlere karşı duyacağı güçlü tepkinin sonu nereye varacağı belli olmayan gelimelere yol açabileceği de hesaplanarak, Avrupa Kuvveti'ne karşı çıkılmasının gereği üzerinde durulmuştur. Ancak Fuat Paşa’nın başarısız olması halinde hem iş işten geçmiş olacağı hem de Avrupa karşısında şimdikinden çok daha güç bir duruma düşüleceği göz önüne alınarak, kesin bir ret cevabı vermekten kaçınılmıştır. Bölgedeki Osmanlı memurunun talebine binaen gönderilmek üzere Avrupa'da hazır bir kuvvet bulundurulması ve bu konuda ihtiyaten bir mukavelename imzalanması. Buna göre Avrupa’da hazır bekleyecek. Kuvvet bu iki halin gerçeklemesi durumunda bölgeye gidecektir:

I- Fuat Paşa Lübnan'da kontrolü sağlayamaz ve dış yardım isterse.

II- Bölgeye vardığında da Osmanlı kuvvetlerine yardımcı olmak göreviyle.

Fransa'nın bu teklifi reddeceği ve Avrupa Kuvveti'nin gönderilmesinde ısrar edeceğine kesin gözle bakıldığından, ikinci olarak sunulmak üzere bu teklif hazırlanmıştır:

- Bölgede yapılacak harekâtı izlemek ve yürütülen çalışmaları görmek üzere Hâriciye Nâzırı'nın yanına Avrupalılar tarafından bir Askerî Komiser verilmesi

Osmanlı Devleti'nin cevabı önce İngiliz ve Fransız elçilerine iletilmiştir. Onlardan gelen itirazlar sonucu bu kararlar yeniden gözden geçirilmiş, şartların tümü kabul edilmiş ve Paris yapılacak olan konferansa gidilmiştir.


Paris Mukavelesi (5 Eylül 1860)

Beş ülkenin Paris elçilerinden oluşan müzâkere heyeti, Suriye'ye gönderilecek kuvvetin nitelik ve şartlarını belirlemek üzere 26 Temmuz'da Fransa Dışişleri Bakanlığı’nda toplanmıştır.

Bölgeye on iki bin kişilik kara kuvveti gönderilmesi ve gönderilecek Kuvvetin Fransız askerlerinden oluşacağı kararlaştırıldı. Bölgede asayişin altı ayda salanabileceği düşünülerek Fransız kuvvetlerinin Lübnan ikameti bu süre ile sınırlandırılmıştır.

Fransız Askerinin Bölgeye Gelişi

İlk Fransız bölüğü Beyrut'a ulaşarak Fransız okuluna yerleşmiştir. Askeri müdahale gündeme geldiği andan itibaren Osmanlı Devletini en fazla endişelendiren husus, Hıristiyan askerlerin oluşturduğu bir dış gücün bölgeye gelmesinin mutaassıp halk üzerinde yaratacağı tepki ve bunun yol açacağı sonuçlar olmuştur. Tedbirler sayesinde umulanın aksine herhangi bir halk tepkisi vuku bulmadan Fransız Kuvveti bölgeye çıkmıştır. Tüm bu olanlar Osmanlı askerlerinin beceriksizliğinden kaynaklandığından, halkta Osmanlı askerine karı tepki oluşmuştur. Fransız Kuvveti'nden en fazla etkilenenler, bu kuvvetin kendilerini cezalandırmak üzere bölgeye geldiğine inanan Dürziler olmuştur. Suçlu Dürzîlerin yakalanması için Lübnan'da gerçekleştirilecek harekâtın hazırlıklarına başlanmıştır. Lübnan'da icra edilecek harekât için üç hedef tespit edilmiştir:

1. Suçlu Dürzî liderlerinin emlaklarini ele geçirmek.


2. Hıristiyan mültecileri güven içinde köylerine döndürmek.

3. Teslim olmayan Dürzî reisleri ile cinayet suçlularını yakalamak.

Harekâtı Fransız askerlerini karıştırmadan gerçekleştirmek en büyük gaye ise de kısa süre içinde Fransızları harekâttan uzak tutmanın mümkün olamayacağı anlaşılmıştır. Fransızlara ikinci derecede ve sembolik bir görev verilerek sakıncalı durumdan en az zararla kurtulmaya çalışılmıştır. Fransızları iç kesimlerdeki Dürzî bölgelerinden uzak tutmayı salayacak olan bu plana göre; Fransızlar Beyrut'tan Dayrulkamer'e giden yol üzerinde uygun bir yerde mevzilenecekler ve buradan Osmanlı kuvvetlerinin önünden kaçacak Dürzîleri ele geçireceklerdir. Askeri hazırlıklardan huzursuz olan Dürzî halk, top yekûn cezalandırılacaklarını sanarak göçe yönelmiştir. Dürzîlerin yurtlarını terketmesi Fransızların gizli planına hizmet edeceğinden bunu durdurmak için suçsuz Dürzîlerin can ve mal güvenliklerinin Devlet teminatında olduğu, hiç kimsenin endişeye kapılmaması ilannâmelerle halka duyurulmuştur. Harekâta bir kaç gün kala, on dört Dürzî Emir ve Şeyhi Beyrut'a gelerek hükümete teslim olmuştur.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 11 May 2015, 21:02 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Osmanlı Dönemi Ticaret-Eğitim-Kültür

Cebel-i Lübnan'ın özerkliğine rağmen, Beyrut ayrı olarak düzenlenmiş, Trablusşam sancağı önemli bir idari birim haline gelmişti. Klasik dönemde Şam bütün Suriye'nin en önemli idari, iktisadi, ticari merkeziyken bu rolünü günden güne Beyrut lehine yitirmekteydi.

1789'da Suriye'de 20 civarında Fransız acentası vardı. 1830'lardan sonra Avrupa'nın endüstri lideri Britanya üstünlüğü ele geçirdi. Gerçi Britanya'nın ticari üstünlüğü Suriye-Lübnan'da kültürel üstünlüğü de sağlaması için yeterli olmamış ve Fransa'nın dini-kültürel etkinliği güçlü bir biçimde sürmüştür.

Beyrut doğru­dan Fransız ve İngiliz ticareti ile gelişmişti. 1825'lerde bu bölgeye yapılan ithalat hacmi 4,6 milyon frank, bölgenin ihracatı 3,2 milyon frank civarındayken, 1836-38 yıllarında ithalat hacmi 14,5 ve ihracat 8,5 milyon frank düzeyine ulaştı. Özellikle İngiliz ticareti buharlı gemiler sayesinde hızla gelişti. Daha 1845'de Beyrut'da 365 civarında İngiliz ticaret evi olmuştu.
Avusturya, Fransız, Mısır ve Rus ticaret filoları hükümetleri tarafından desteklenir ve İskenderiye, İstanbul gibi limanlar arasında düzenli seferler yaparken, Britanya gemileri için bu durum söz konusu değildi. Anlaşılan İngiliz gemiciliği yönünden Selanik, İzmir gibi ticaret limanlarında gözlenen durum Beyrut limanı için de söz konusuydu. Aşağıdaki tablo bu yıllardaki ayrıntılı Britanya konsolosluk istatistiklerinden çıkarılmıştır:

Resim

1912 yılında ABD'nin Beyrut başkonsolosu o yıl ki bütün kıtlık ve sıkıntıya rağmen İngiltere'den yapılan ithalatın ilk sıradaki yerini koruduğunu bildiriyordu. Bununla beraber İngiliz ticaret kapasitesinin diğer devletlerin tersine temelde azaldığı ve istikrarsız bir gelişine izlediği açıktır. 1871'de Britanya'nın Beyrut konsolosu Jago, Suriye'den yapılan ithalatı diğer devletlerinkiyle şöyle karşılaştırıyordu:

Resim

Bir Fransız iş adamı 1840'da Cebel-i Lübnan'da ilk dokuma atölyesini kurdu. İşçilerin çoğu genç kızlar ve kadınlardı. Jago'nun raporuna göre ipekçilikte kullanılan işçilerin yarıdan çoğu Maruni Katolik, %15 kadarı Rum-Ortodoks-Arap, diğerleri de Melkit (Grek-Katolik) ve Dürzi idi. Bölgenin iç kısımlarındaki halk ve özellikle müslüman nüfusun ücretli işçi olmadığı görülüyor.

Bölge de Sünni-Şii ayırımı vardı, fakat Şiiler bir mezheb veya millet statüsünde değildi. Dürziler, Nusayriler gibi gruplar da fiilen var olan cemaatlerdi. Fakat aynı muamele uygulanıyordu. Maruni ve Melkit Hırıstiyan cemaatlerin dışında Ermeniler, Latin cemaati ve Museviler bulunuyordu. Kuşkusuz bu tabloya Tatar ve Çerkes muhacir gruplarını da eklemek gerekir. Buna rağmen Babil kulesi kalabalığının tam olarak tasvir edildiğini söylemek güçtür. Sadece Beyrut-Suriye bölgesinin 1.200.000 nüfusu bulunduğu (1880 yılı) bunun 300.000 kadarının gayrimüslim olduğu anlaşılıyor.

Trablusşam ve Lazkiye'de çoğunlukta olmak üzere Nusayriler 24.000, Dürziler 8.000, Mutevelliler 4.500 kadar nüfusla önemli Müslüman azınlık gruplarıydı.

1824'de Amerikan misyonerleri Beyrut'da ilk özel okulu açtılar. Kısa zamanda ruhsatsız olarak açı­lan okul ve yetimhaneler ile Amerikalılar Suriye-Filistin, Mezopotamya ve Doğu Anadolu'da en etkin misyoner grubu oluşturdular. Açtıkları kurum sayısı 400’ü geçti. Bu hiçbir Avrupalı misyonun ve yerli Hırıstiyan cemaatin eğitim etkinliğiyle karşılaştırılamayacak bir başarıydı. Amerikalı protestan misyonerlerin etkinliği imparatorluğun her yerinde diğer Hırıstiyan cemaatlerin tepkisine neden oldu. Suriye-Lübnan'da da Maruni, Latin, Ermeni-Katolik, Rum-Ortodoks ve Rum-Katoliklerin tepki ve şikayeti başladı. Osmanlı yöneticileri bu huzursuzluğu ve protestoyu dindirmek için teşebbüse geçtiğinde, Amerikalı misyonerleri, Britanya konsolosluğu himaye etmeye başladı.

1831 yılından itibaren Cizvit Okulları açılmış, Amerikan Protestan Kilisesi çeşitli şehirlerde kolejler açarak faaliyete geçmişti.Misyonerler tarafından açılan bu okullarda Arapça yerine Fransızca ve İngilizce eğitim verilmeye başlanmış, bir çok Müslüman ve Dürzî’nin Hıristiyan olması sağlanmıştır. Şimdiki Amerikan Üniversitesi’nin temelini teşkil eden Protestan Kolejinin öğrencileri 1875 yılında kurdukları Beyrut Gizli Cemiyeti’nde Osmanlı aleyhtarı yoğun faaliyetlerde bulunmuşlar bağımsız ve laik bir Arap Devleti fikrini işlemişlerdir.

Modern Arap Ulusçuları, 1879-80’de Beyrut sokaklarında mitingler yapıyor; Suriye-Lübnan'ın birleşmesini ve özerkliğini istiyorlardı. II. Abdülhamid, Halep'in ünlü Rufai şeyhi Ebu'l-Huda'yı resmi İslamcılığın sözcüsü ve propagandacısı olarak kullandı. Bu gibi kendine bağlı çevrelerle yekpare ve autokrat bir İslamcılığın tutunmasını sağlayacak ve ademi merkeziyetçi gelişmeleri önlemeye çalıştı.

Hamidiye döneminin Suriye-Lübnan’ın bütünlüğünü sağlamak için en önemli girişimi eğitim alanında yapmış denebilir. Mevcut sıbyan mekteplerinin ıslahı, kız ve erkek rüştiyeleri, açmak, idadiyye ve sultaniyyeler kurmak bu politikanın sonucudur. Bunların yanıbaşında sanayi mektepleri de açılmıştır. Gayrimüslim cemaatlerin kurmuş olduğu eski geleneksel okullar üzerinde de resmi kontrol kurulmuştu. Ama böyle bir kontrol, kapitülasyonlardan yararlanan yabancı misyon okulları için söz konusu değildi.

1882’de Beyrut’da bir kaç askeri ve mülki rüştiyeye karşılık aralarında yüksek düzeyde eğitim de veren 38 yabancı okul vardı. Bununla beraber Osmanlı eğitim kurumlarının yayılması zamanla Osmanlı (daha doğrusu Türk) kültürünü tanıyan ve Osmanlılığa sempati duyan bir neslin yetişmesine yardım­cı oldu. Arap dünyasında resmi Osmanlılığın aleyhtarı düşünce ve duygularını en çok yaşadığı bu bölgede, Türk dilini bilen ve Osmanlılara sempati duyanlar arttı, bir Osmanlı aydın zümresi yaratıldı. Zaten modern eğitim kurumları yayıldıkça, Müslüman çocuklarının yabancı misyon okullarına devamını yasaklayan emirler de çıkıyor­du. Yüzyılın başında Suriye-Lübnan'ın belli başlı yerleşme merkezlerinde rüştiye ve idadiler ve Araplara orduya girme fırsatı veren askeri rüştiyeler hatırı sayılar bir sayıya ulaşmıştı.

Türkçe’ye yerli dilde gazete çıkarmak ve kitap bastırma Suriye-Lübnan'da uygulandı. Ancak Beyrut ve Suriye gibi iki dilde çıkan vilayet gazeteleri arzu edilen sonucu sağla­maya yetmeyecekti. Dönem içinde Beyrut'da 17 gazete Arapça, 3 gazete Fransızca çıkıyordu. Yine aynı dönemde Beyrut'da basım ve yayınevlerinin çoğu Arap (12 adet) ve Fransız (12 adet)'dı Ve daha yüksek tirajla çalışıyorlardı. Türkçe matbaa 6 taneydi.

19. yüzyılda Fransa, İngiltere, Avusturya ve Rusya kendi kiliselerine mensup misyonerler vasıtasıyla din faktörünü kullanarak Lübnan’daki Hıristiyanları kendi çizgilerine çekme gayreti içerisine girmişlerdir. Fransa Marunîlerle çok sıcak diyaloglar kurarken, aynı zamanda Dürzî-Marunî çekişmelerinde arabuluculuk yaparak, her iki tarafın da desteğini elde etmeye özen göstermiştir. Lübnan iç yapısındaki hassas dengeler, dış baskılarla bozulunca 19. yüzyılda Marunîler ve Dürzîler arasında çatışmalar baş göstermişti. Marunîler Avrupa devletleriyle geliştirdikleri ticarî, dinî ve kültürel ilişkiler neticesinde, Lübnan içerisindeki gücünü hissedilir şekilde arttırmaya başlamış, böylece 18 ve 19. yüzyıllarda Dürzî hâkimiyeti yavaş yavaş Marunîlere geçmiştir. 20. yüzyılla birlikte, Marunîler ekonomik ve siyasal bakımdan güçlenerek, bölgenin en etkili mezhebi konumuna gelmiştir. Dürzîlerin etkinliği azalarak, Müslüman kesimde Sünniler güçlü duruma gelmişlerdir.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 15 May 2015, 14:34 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
I. Dünya Savaşı Döneminde Lübnan

Harbin balarında ise Lübnan bağımsız bir mutasarrıflık gibi duruyordu. Lübnan halkı Osmanlı yönetimine bağlı olup, toplu bir isyan hareketinde hiçbir zaman bulunmamıştır. Ancak, zamanla Lübnan ve Osmanlı otoritesi arasındaki ilişkilerin bozulmasında vali tarafından ilave vergiler alınması halkın Osmanlı'ya bakışını değiştirmeye başlamıştır. Bilhassa kimlik kartlarının ortaya çıkması bir başka şikayet konusu oldu, bir çok Lübnanlı Osmanlı vatandaşı olduklarını inkar etti. Diğerleri kimlik kartlarının askere alma, vergi alma için kullanılacağından korktu. Fransa ve diğer yetkili güçlerin baskısı altında Osmanlı hükümeti, yeni bir valinin atamasını ve reformlar için bir programı içeren yeni bir protokolü 22 Aralık 1912'de onayladı. Bu protokol şunları sağladı:

1. İdari konseyin gücü artırıldı.
2. Seçim sistemi değiştirildi.
3. İlave Manini temsilcileri katıldı.
4. Bir ticari mahkeme Cebel-i Lübnan’da kuruldu.
5. İki Lübnan limanının açılması onaylandı. Bunu bir tanesi Junieh'te Maruniler için diğeri de Nabi-Yunis'te Dürziler için.
6. Sınırların genişletilmesi isteği kabul edilmedi.

Junieh:

Resim

Nabi Yunus:

Resim

Balkan Savaşları’nda Osmanlı'nın yenilgi almasından sonra Lübnanlı Hıristiyanların politik hırslarının artması, Osmanlı'nın zayıflamasından kaynaklandı ve Osmanlı’nın oradaki varlığını tehlikeye düşürdü. Lübnanlılar artık amaçlarını gerçekleştirmek için zamanın geldiğini düşünüyorlardı. Fransa sava gemileri Lübnan limanlarını daha sık ziyaret etti. Komutanları Maruni patriğini sık sık ziyaret etti. Maruniler bağımsızlığı uzak bir hedef değil de acil politik bir cümle olarak gördüler. Fransa korunması altında bir bağımsız Hıristiyan devleti kurmak ve Lübnan'ı işgal etmek için gizli ve açık olarak Fransa'ya başvurdular. Kıyı alanlardaki Müslümanlar arasında milliyetçi akım artmasıyla, Hıristiyan Lübnanlılar da kendi devletlerini kurma istekleri milliyetçi bir karakter kazandı.

İttihat ve Terakki Yönetimi ve yeni vali baskı ve rüşvetlerle ayrılıkçı bu akımı zayıflatmaya baladı. Hükümet, Maruniler’in bazı isteklerini kabul etmeyi teklif etti. Özelliklerde Sünnilerden ayrı bir toplum olmayı kabul etti. İttihat ve Terakki tarafından yapılan reformları ve Müslüman isteklerinin çoğunu Beyrut Valisi kabul etti. Bu çabalar sonuç getirdi. 1912'nin sonundan beri gelişmeye başlayan Müslüman Hıristiyan işbirliği zayıflamaya baladı. I.Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla olası Fransız işgalinden korkan bir çok Müslüman Beyrut, Şam'ın kıyıları ve iç bölgelerine kaçtılar. Hıristiyanlar ise kendini kurtaracaklarını ümitli bir şekilde beklemeye devam ettiler. 4 yıllık süren savaş Lübnan'a büyük acılar çektirdi.

Sykes-Picot Antlaşması

Müttefikler gizli Sykes-Picot Antlaşması yapmışlardı. İngiltere ve Fransa'nın hâkimiyet ve nüfuz alanları dışında kalan alanlarda bir "Arap Devleti"nin kurulması kararı alınmıştı. Akka limanından itibaren Lübnan ve Suriye Fransa'ya veriliyordu. Sykes-Picot antlaması Suriye'nin geri kalan kısmından Lübnan'ı ayırmak için gelecek Lübnan'ın devleti için potansiyel temel tekil etti. Savaştan hemen sonra Lübnan ve kıyı alanı direkt Fransız kontrolü altına girdi.

Fransa’nın Lübnan İşgali

I.Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla olası Fransız işgalinden korkan bir çok Müslüman Beyrut, Şam'ın kıyıları ve iç bölgelerine kaçtılar. Fransa'nın Lübnan'a Marunileri korumak için geldiğini halka ilan etti. 1919'da, Amerika ve İngiltere temsilcileri Arap KrallıĞı isteğini desteklerken Maruni delegeleri ise Fransız korumasında, ayrı bir Lübnan fikrini desteklemek amacıyla hareket etti. 1920 yazında ise General Henri Gouraud Suriye'de mandayı etkili kılmak için bir takım önlemler aldı.31 Ağustos 1920'da ise Yüksek Komiser "Büyük Lübnan"ı kurma adına bir genelge ilan etti. Bu genelge daha önceki Lübnan'ın topraklarıyla Biga, Trablusşam, Sidon ve Tire bölgelerini kapsamaktaydı. Diğer gün ise "Büyük Lübnan Devleti" resmen ilan edilerek hükümet kurma çalımaları başladı.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 19 May 2015, 14:18 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Büyük Lübnan Devleti’nin Kuruluşu

1919'un ilk yıllarında Beyrut'taki Fransa temsilcileri Lübnanlı Hıristiyanlara karşı olan politikalarını gözden geçirmenin gerekli olduğunu gördüler. Faysal'ın Lübnan'ı Suriye'ye katabileceğini ve Fransa'nın kıyıdaki menfaatlerine zarar verebileceği fikri üzerine Picot uygulanabilecek üç art ileri sürdü. Bunlar:

1.Lübnan'ı Suriye'ye katmak,
2.Tüm bölgede Fransa mandasını salamak,

3.Büyük Lübnan'da Faysalın Fransa mandasını tanımasını salamak veya Suriye'de onun krallığını Fransa'nın tanıması, Faysalın otoritesini zayıflatmak için Suriye'de Faysal'a karşı olanları kışkırtmak.

Picot'un ilk amacı, hem Hıristiyanlar hem de Müslümanlar arasında Suriye ve Lübnan'da Fransa'nın pozisyon ve prestijini güçlendirmekti. Fransa temsilcileri yerel halkın desteğini salamak ve Faysal için yoğun kampanyalar başlattı. Müslüman güvenini kazanma gereği politikası Müslümanlar tarafından olumlu karşılanırken Lübnanlı Hıristiyanlar tarafından protestolara neden oldu. Ayrıca Fransa, Anti Fransız faktörlere karı sert tedbirler aldı. Beyrut'un hemen işgalinden sonra Fransa'ya karşı yoğun kampanyalar başlamıştı. Sünni Lübnanlılar hala tedirginlik içindeydi. Sünni ve Heterodoks Müslümanların çoğu yıllarca dinsel, kültürel ve dilini Fransa'nın tehdit edeceği propagandalarına maruz kalmıştı. Liderleri ve ileri gelenleri Türkler altında sahip oldukları etkili pozisyonlarını kaybetmekten korkuyorlardı. Bunların çoğu sonradan kovuldu veya yeni idare tararından otoriteleri kıskanıldı. Savaş sırasında Mısır'da olan Lübnanlı Hıristiyanlar Lübnan'a geri döndüler ve yeni idarede önemli pozisyonlar aldılar.

Savaştan sonra ortaya çıkan Faysal ve Arap milliyetçilik akımı Suriye ve Lübnanlı Müslümanlar arasında güçlü bir kuvvete sahipti. Ayrıca Büyük Lübnan'ın oluşumunda önemli bir faktördü. Fransız memurlar, Fransa'ın Müslümanların desteğini kazanmak için Lübnan'da Hıristiyanları kurban etmeye hazır olduğunu söylediler. Maruniler yeni Fransa politikasına büyük tepki gösterdi. Mayıs ve Haziranda Cebeli Lübnan, karşıt gösterilerin ve protestoların bir merkezi oldu. Yeni Fransa pozisyonundan memnun olan Beyrut'taki Sünni ileri gelenleri Faysal'a bağlılıklarını salamak için diğer toplulukları ikna etmeye çalıştı. Hıristiyan desteğini sağlamak için onlar genişletilmiş sınırlar içinde bir özerk Lübnan'ı teklif ettiler. Fransa'nın yeni politikası herhangi yararlı bir sonuç üretmediği gibi sadık destekçileri Marunileri de karşılarına almalarına neden olmuştu.

Lübnanlı ileri gelenler, doğal ve tarihsel sınırları içinde bir Lübnan devleti için bir gizli program hazırladılar. Bu devlet, geniş politik idari, kanunsal ve yargı haklarına sahip olacaktı. Ancak Lübnanlı Hıristiyanlar arasında valisini atayacak güce sahip olacak, Fransa'yla yakın işbirliği yapmak zorunda olacaktı. Fransızlar Batı bölgesinde Faysal’ın destekçilerinin faaliyetlerini zayıflattı. Aynı zamanda Fransa mandası altında bağımsız Büyük Lübnan için destek salamak için çeşitli toplulukları ikna etmek için yoğun çalışmalar başlattı. Fransa artık Marunilerle birlikte anılmak istemiyordu. Müslümanlara ve Hıristiyanlara eşit mesafede olmayı tercih ediyordu. Maruniler ve Yunan Katoliklerin Suriye'den ayrı ve Fransa mandası altında bağımsız Büyük Lübnan'ı istiyorlardı. Sünnilerin ezici çoğunluğu da Şam programıyla birlikte Amerikan ve İngiltere mandası altında Faysal Krallığı altında birleşik bir Suriye'yi istiyorlardı. Lübnan'daki Maruni Katoliklerin Fransa'ya olan bağlılıkları ve Fransa'nın da kendi taraftar gruplarını destekleyerek bölgede bir üs edinme amacı Büyük Lübnan Devleti’nin kurulmasını sağlamıştır.

Fransız Yüksek Komiseri General Gouraud, 1 Eylül 1924'te Büyük Lübnan Devleti’nin kurulduğunu ilan etti. Bu kararla Marunilerin istekleri yerine getirilmiş olunuyordu. Suriye'den dört bölgenin Lübnan'a ilhakı ile Lübnan'ın zirai zenginliği arttırılmış oluyordu.

Büyük Lübnan Devleti; Cebel-i Lübnan'ı, üç kazasıyla Beyrut şehri (Sur, Sayda, Merciuyun) ve Trablusam'ın Alevi halkın çoğunlukta olduğu kuzey kısmı hariç diğer kesimlerini kapsamaktaydı.

Resim

Büyük Lübnan'ın kurulması Dürzilerin de tepkilerine neden oldu. Çünkü Büyük Lübnan'a katılan kesimde Dürziler Lübnan'da politik statülerinde azınlık durumuna düştüler. Manda döneminde Büyük Lübnan'daki problemler daha çok sınırların geniletilmesinden dolayı çıkmaklaydı. Nüfus açısından Hıristiyanlar halkın % 50'sini oluştururken, Maruniler nüfusun % 30'unu oluşturuyorlardı. Bölgenin kuzeyinde Maruniler, güneyinde Dürziler, Tripoli ve Sayda gibi kasabalarda Sünniler, Bekaa'da da Şiiler bulunuyordu.
Lübnan'ın bu farklı dini durumu Fransızlarca tanındı ve tüm halka eşit davranılması kabul edildi. 1926 Anayasası’nda da din ve vicdan özgürlüğü ile eşitlik garanti edildi.

Fransızların ve Hristiyanların amaçları Lübnan’da bir Lübnanlılık şuuru vermekti. Sünni Müslümanlar ise Lübnan'ı bir Arap eyaleti olarak değerlendirip, halk arasında Arap milliyetçi duygularını canlandırıp, bir Suriye veya Arap devletinde tam birleşmeyi savunmaktaydılar. Bunların görüşü Lübnan'ın Suriye ile birleştirilmesi veya sınırlarının 1914 öncesi olduğu gibi daraltılması idi. Suriye’de Araplar ve onlara katılan Dürzîler 1925 yılında Fransız manda rejimine karşı bir isyan başlattılar. Bunun da etkisiyle bağımsız Lübnan Cumhuriyeti fikri hızla gelişti. Marunîlerin bir kısmı Fransa mandasından kurtulmaktan yana tavır takındı. Manda rejimi altındaki Başbakan’ın gayretleri ile Suriye paralelinde bir Arap Milliyetçiliği yerine, Lübnan Hıristiyanları ile işbirliği içinde bağımsız bir Lübnan fikri ağır basmaya başlamıştı. Bu akıma, etkin Sünni ailelerden Kerâmi ve Selam’lar öncülük etmiştir. 19. yüzyıldaki konumlarını yitiren Dürzîler ise Arap Milliyetçiliği’ne sempati duymaya başlamışlardı.

1936’da Fransa, Suriye ve Lübnan’ın bağımsız ve egemen iki devlet olacağını ve üç yıl içinde bağımsızlıklarına ulaşacaklarını bildirdi. Fransa ve Suriye arasındaki anlaşma, Lübnan meclisinde oybirliği ile kabul edildi. Fransa ile yapılan bu anlaşmaya göre 1939 bitmeden tam bağımsızlık elde edilecek ve Lübnan, Birleşmiş Milletler Cemiyeti’ne üye olacak, Fransa ile savaşta ve barışta müttefik kalınacak, toprakları Fransa tarafından askerî amaçlı kullanabilecek, Lübnan ordusu Fransa tarafından eğitilecek gibi maddeler vardı. Lübnanlı Müslümanlar anlaşmaya sert tepki gösterdi. Müslümanların yoğun olduğu bölgelerde protesto gösterileri yapıldı ve ufak çaplı çatışmalar çıktı. Fransa Parlamentosu bu anlaşmayı onaylamadı. Bu arada II. Dünya Savaşı sebebiyle meclis feshedilerek, anayasa askıya alındı. Haziran 1941’de İngiltere ve Fransa, Lübnan’ı işgal etti. Fransa içten ve dıştan gelen baskılara boyun eğerek Mart 1943’de Lübnan anayasasını tekrar yürürlüğe koydu. Yapılan müzakereler neticesinde yazılı olmayan “1943 Ulusal Paktı” üzerinde anlaşıldı.

Buna göre siyasî iktidar, din faktörüne göre paylaşılmış ve meclis 6 Hıristiyan, 5 Müslüman oranına göre düzenlenmişti. Cumhurbaşkanın Marunî, Başbakanın Sünni, Meclis Başkanının ise Şii olması hükme bağlanmıştı. Ancak üst düzeydeki görevlerin hemen hepsi Marunîlerin elindeydi. 1943’de manda rejimine atıfta bulunan tüm maddeler kaldırılarak bağımsızlık için büyük adım atıldı. Ancak Fransa, Cumhurbaşkanı ve Başbakanı tutuklayarak bu gelişmeyi engellemek istedi. İçten ve dıştan gelen baskılar neticesinde 22 Kasım 1943’te Cumhurbaşkanı ve Başbakan serbest bırakıldı ve Lübnan bağımsız bir Cumhuriyet haline geldi.

Soldan sağa: General Georges Catroux, Lübnan’ın ilk Cumhurbaşkanı Bişara Huri, ilk Başbakan Riyad El-Sulh

Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 24 May 2015, 16:43 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
8 Mayıs 1958 tarihinde Beyrut’ta bir gazetecinin öldürülmesi olayından Hükümeti sorumlu tutan Ulusal Cephe, ülke çapında genel grev çağrısı yaptı. Trablusşam, Beyrut ve Şûf’ta ayaklanmalar oldu. 15 Haziran 1958’de ABD 6. Filosu’nun müdahalesiyle olaylar durdurulabildi.

[spoiler]Resim
Resim
Resim
Resim
Resim[/spoiler]

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=jIb0vmUGcyM[/youtube]

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=Z8O86PplSVA[/youtube]

Lübnan, Arap-İsrail savaşlarında tarafsız kalarak Arap Orduları’nın Lübnan’a girmesine izin vermemiştir. 1969 yılında İlerici Sosyalist Parti lideri Kemal Canbolat’ın öncülüğü ile Arap Milliyetçileri, Lübnan’daki komünist ve sol partilerin yer aldığı “Lübnan Ulusal Hareketi” adlı geniş bir koalisyon meydana getirildi. Lübnan Ulusal Hareketini Filistinli direnişçiler de desteklediler. Bu sebeple Lübnan’da, Lübnan Ulusal Hareketi bir çekim merkezi haline geldi.

Kemal Canbolat’ın Lübnan Ulusal Hareketi, 1943 Ulusal Uzlaşma Formülü’nü eleştirerek anayasada değişiklik yapılmasını, bazı reformların yürürlüğe konmasını, siyasal iktidardaki payların yeniden ve daha adil düzenlenerek ülkedeki Hıristiyan egemenliğine son verilmesi gerektiğini dillendiriyordu. Sünni Müslümanlar da, siyasal reform yapılması ve Marunî egemenliğine son verilmesi hususunda Canbolat’la birleşiyorlardı. Buna mukabil Hıristiyan gruplar da Müslümanlar karşısında birleşmişlerdi. Canbolat’ın en büyük açmazlarından biri sistem karşıtı olmasına rağmen, mezhepçi bir tabanın olması ve gücünü Dürzîlerden almasıydı. Ancak söylemlerinde mezhepçi bölünmeye karşı olmuş ve demokratik bir çizgi takip etmiştir. Ayrıca liderliğini yaptığı Lübnan Ulusal Hareketi bünyesinde politik amaçları farklı parti ve örgütler bulunmasına rağmen Lübnan Ulusal Hareketine halktan büyük bir destek almayı başarmıştı.

İç Savaşın Başlangıcı:

[spoiler]
Alıntı:
İç Savaşın Başlayışı

El-Fetih’in lideri Yaser Arafat, FKÖ’nün başkanlığına getirildi. 1970 yılında ise Ürdün’de Kral Hüseyin’i devirmek için ayaklanan Filistinliler başarısız oldu. “Kara Eylül” diye adlandırılan olayda binlerce Filistinli katledildi. Bu olaydan sonra Lübnan’a yeni bir Filistin göçü daha oldu.

1970’li yıllara gelindiğinde Müslüman grupların bazı önderleri Cumhurbaşkanlığı, Genel Kurmay Başkanlığı gibi nihaî iktidarın Hıristiyanların elinde olmasını kabul etmiyorlar. Devreye Filistinli radikal gruplar da girince, olaylar daha da büyüdü.

1970’li yılların başında Falanjist güçler ve Hür Milliyetçiler diye adlandırılan Hıristiyanlar hızla silahlandılar. Hıristiyanlar Filistinlilerin varlığından rahatsız olurken, radikal Müslümanlar Filistinlileri destekliyordu. Sünni liderler ise ya taraf olmuyor ya da tabanından gelen baskılar sonucu Filistin yanlısı tutum sergiliyorlardı.

1974 yılında Müslümanlar üç gruba ayrılmıştı: Suriye yanlısı radikalleri bünyesinde toplayan Kemal Canbolat’ın Lübnan Ulusal Hareketi, Saib Selam’ın öncülüğündeki Sünni Müslümanlar ve liderliğini İmam Musa Sadr’ın yaptığı giderek güçlenen Şii örgütler.

Lübnan hükümeti ya Filistinli milislere cephe alarak çapulcu hareketini sindirecekti ki bu ülkede Hıristiyan-Müslüman çatışması riskini taşıyordu; ya da İsrail ile sürtüşmeyi göze alarak güneydeki Filistin hareketlerine göz yumacaktı ki bu da İsrail’in Lübnan’a askeri müdahalesi olasılığını güçlendiriyordu. Bu karmaşık yapı Lübnan’ı hızla iç savaşa sürüklemiştir.

Lübnan Ulusal Hareketi içinde Suriye yanlısı gruplar, Bağımsız Lübnan taraftarı olanlar ve Irak yanlısı gruplar olmak üzere üç akım vardı.

Hıristiyan güçlerin en önemlisi ise Falanjistler, Lübnan Liberal Partisi ve bu partilerin bünyesinde bulundurdukları milislerdi. Bütün bunlara ilave olarak 1976 yılında Beşir Cemayel İsrail’in desteğiyle Lübnan Kuvvetleri adlı bir milis kurmuştu.

Resim

Beşir Cemayel ve babası Piyer Cemayel

13 Nisan 1975 tarihinde Beyrut yakınlarında Ayn El-Rumana’da Pierre Cemayel, bir kilisenin açılışını yaparken, kiliseye ateş açılmış, iki Falanjist asker ile Cemayel’in muhafızlarından biri öldürülmüştü. Olaydan Filistinlileri sorumlu tutan Falanjist güçler, Filistin kampına giden bir otobüse sadırdılar ve bütün yolcuları öldürdüler. Katliamı öğrenen Filistinli birlikler Beyrut’a ve kentin dış semtlerine saldırıya geçmesiyle İç Savaş başlamış oluyordu.

Saldırı Günü Filistin Otobüsü

Resim

Bugün ki Hali

Resim
[/spoiler]

Kaynaklar:

-19. yy. Sonuna Doğru Suriye ve Lübnan Üzerine Notlar - Osmanlı Araştırmaları IV - İlber Ortaylı
-21. Yüzyıl Enstitüsü Haziran 2013 Özel Raporu
-Lübnan’da Fransız Yapılanması Ekseninde Büyük Lübnan’ın Ortaya Çıkışı ve Fransa’nın İzlediği Stratejiler - Çağlar Kurt
-Lübnan’ın Tarihsel Dokusu - Yrd. Doç. Dr. Ahmet Bağlıoğlu


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 27 May 2015, 21:42 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:


En son dalamper tarafından 12 Eyl 2016, 21:58 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Haz 2015, 12:57 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
[spoiler]Resim
Lübnan güvenlik güçleri - 1975 / Beyrut
Resim
Resim
Resim
El Murabıt militanları
Resim
Yaralanan kocası için yardım isteyen kadın.
Resim
Resim
Resim
Başkanlık sarayı - 1976
Resim
Resim
Falanjistlerin lideri Beşir Cemayel
Resim
General Saad Haddad. İsrail güdümlü Güney Lübnan Ordusu komutanı. - 1978
Resim
Resim
Lübnan askerlerinin tüfekleri MAS-36.
Resim
Hamra caddesinden geçen Lübnan Ordusu askerleri.
Resim
Resim
Resim
Şii Emel Örgütü savaşçısı 2 genç.
Resim
Resim
Şatila Filistin kampındaki 2 kardeş.
Resim
Batı Beyrut[/spoiler]


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 02 Ağu 2015, 17:23 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
[spoiler]Resim
Şii Emel Örgütü, Güney Lübnan'da Hizbullah’ı vuruyor. - 23 Aralık 1989
Resim
Savunma Bakanı, Doğu Beyrut’ta Bağımsızlık Günü töreninde. - 22 Kasım 1989
Resim
Resim
Müslüman savaşçı, Beyrut Yeşil Hat’ta Hıristiyan bölgesine ateş açıyor. - 4 Ocak 1982
Resim
Kudüs’te, İsrail’in Lübnan işgalini protesto eden halk. - 13 Haziran 1982
Resim
Lübnan’daki Sabra & Şatila Katliamını protesto eden halk. - Tel Aviv - 25 Eylül 1982[/spoiler]


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 17 Ağu 2015, 14:57 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 13 Eyl 2015, 18:42 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
İsrail destekli Güney Lübnan Ordusu lideri Antoine Lahad ölmüş.

Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 12 Eyl 2016, 22:07 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Resim
1978
Resim
1991
Resim
1985
Resim
Yeşil Hat'taki geçiş noktası. - 1991
Resim
Beyrut'a giden İsrail birlikleri (Kuzey) ve şehirden güneye kaçan siviller. - 1982 Haziranı
Resim
1977


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 16 Eyl 2016, 12:24 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 11 Tem 2012, 12:18
Mesajlar: 215
Yaş:
Beyrut'tan kaçan sivillerin araçları manda kasa tabir edilen mercedes geçit töreni gibi. Beyrut limanına gitmiştik ve denizden yaklaşırken gördüğüm kadarıyla savaş öncesi için Beyrut'a Ortadoğu'nun Paris'i demelerinin haksız olmadığını anlamıştım. Bu fotoğraf aslında kanıtı gibi.

_________________
To wives and sweethearts, may they never meet.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 13 May 2017, 11:42 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Lübnanlı Dürzi lider Velid Canbulat'ın Lübnan İç Savaşı'nda çekilmiş fotoğrafları ve Dürzi savaşçılar.

Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 14 May 2017, 11:11 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Lebanese Forces (Hıristiyan şemsiye örgütü) liderleri Piyer & Beşir Cemayel ve Samir Caca ile savaşçıları.

Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 14 May 2017, 11:53 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 14 Şub 2016, 16:49
Mesajlar: 363
Yaş:
Tum bu fotograflarin kanitladigi:

Insanoglu cok garip. "kalk bana bir su getir" desen icerlenir, getirmez, onuruna yapilmis hakaret sayar da anlamsiz ayrismalar yuzunden olmeye ve oldurmeye hazirdir.

Insanlari ise alip bir sirkette is yaptirmaya kalkarsiniz da bin turlu adamin psikolojisi ile ayri ugrasirsiniz, sonunda bir urun ortaya cikabilsin diye kendinizden verir, stresten hasta olursunuz, arkanizdan demediklerini birakmazlar. Ama iki tane sacma sloganin pesinden milyonlar gider olur, oldurur., yakar, yikar; koca bir nesli yokedersiniz ve sizden "buyuk lider" diye bahsederler.

Marcinko'un anilarinda Beyrutta Seal Takimi olarak gorevlendirildikleri yazar. Butun cografya bir evde bomba yapim merkezine donusmustur. Ilk kamyon bombali saldiri da o zamanlar yapilir sanirim.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 07 Tem 2017, 21:51 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Alıntı:
Tum bu fotograflarin kanitladigi:

Insanoglu cok garip. "kalk bana bir su getir" desen icerlenir, getirmez, onuruna yapilmis hakaret sayar da anlamsiz ayrismalar yuzunden olmeye ve oldurmeye hazirdir.

Insanlari ise alip bir sirkette is yaptirmaya kalkarsiniz da bin turlu adamin psikolojisi ile ayri ugrasirsiniz, sonunda bir urun ortaya cikabilsin diye kendinizden verir, stresten hasta olursunuz, arkanizdan demediklerini birakmazlar. Ama iki tane sacma sloganin pesinden milyonlar gider olur, oldurur., yakar, yikar; koca bir nesli yokedersiniz ve sizden "buyuk lider" diye bahsederler.

Marcinko'un anilarinda Beyrutta Seal Takimi olarak gorevlendirildikleri yazar. Butun cografya bir evde bomba yapim merkezine donusmustur. Ilk kamyon bombali saldiri da o zamanlar yapilir sanirim.
İlk intihar saldırısıdır o. Hizbullah, 1983 yılında Amerikan Deniz Piyadeleri'nin kışlasına bombalı araç saldırısı yapıyor ve 241 deniz piyadesi ölüyor o saldırıda. Ama yanlış hatırlamıyorsam 1948 yılında Kudüs'te ya da yakınlarındaki bir köyde bombalı araçlı saldırılar yapılıyordu.

Beyrut'ta İsrail devriyesi.

Resim

1982'de Beyrut'ta Murabıt savaşçıları İsrail Ordusu'na karşı mücadele ediyor.

Resim

1982 Beyrut

Resim

Resim
Resim
Resim
Resim

İsrail'in Beyrut'u işgalinde kaybettiği ilk tankı.

Resim

Resim

Suriye Ordusu'nun yok edilen tankları.

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 08 Tem 2017, 02:45 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 14 Şub 2016, 16:49
Mesajlar: 363
Yaş:
Alıntı:
İlk intihar saldırısıdır o. Hizbullah, 1983 yılında Amerikan Deniz Piyadeleri'nin kışlasına bombalı araç saldırısı yapıyor ve 241 deniz piyadesi ölüyor o saldırıda. Ama yanlış hatırlamıyorsam 1948 yılında Kudüs'te ya da yakınlarındaki bir köyde bombalı araçlı saldırılar yapılıyordu.
ABD buyukelciligine bir saldiri oluyor - ondan once sanirim. Hatta bu Marcinko'nun ekibi bu saldiridan once orada bir guvenlik arastirmasi yapiyor ve buyukelciyi uyariyor, "birisi bir kamyonla gelse direk dalar iceri, kapinin onune beton bariyer konmasi gerekir" diye. Buyukelci kabul etmiyor - cok askeri olur, sevmem ben oyle seyleri diyor. Kisa sure sonra da aynen dedikleri gibi bir saldiri oluyor.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 21 Tem 2017, 19:53 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Dürzi lider Velid Canbulat, FKÖ savaşçılarını selamlıyor.

Resim

1982 İsrail'in Beyrut işgali sırasında havaalanında konuşlanan 2 Centurion MK. V tankları

Resim

Beyrut'taki İsrail askerleri

Resim

Hıristiyan 'Lübnan Güçleri'nin kuruluşuna dair yapılan görüşme

Resim

Hıristiyan 'Lübnan Güçleri' savaşçıları

Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim

Dürzi savaşçıları

Resim
Resim
Resim
Resim
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 23 Tem 2017, 16:43 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Suriye Ordusu, 1990'da Baabda Sarayı'nda

Resim

Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim

Hıristiyan Milisler

Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 26 Tem 2017, 00:02 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Hıristiyan milisler

Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 02 Ağu 2017, 10:16 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 04 Ağu 2017, 21:36 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 15 Ağu 2017, 11:41 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Resim
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 30 Ağu 2017, 21:44 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Bugün 30 Ağustos Dünya Kaybolanlar Günü, 1975-1990 tarihleri arasındaki iç savaşta 17 bin insan kayboldu ve hala akıbetleri bilinmiyor.

Bunlardan bir tanesi de 1979'da Libya'da kaybolan Şii lider Musa Sadr idi.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 31 Ağu 2017, 13:43 
Çevrimdışı
Süvariler
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07 Şub 2013, 03:00
Mesajlar: 4957
Yaş:
Sn Dalamper.

Konuyu tazelediğiniz için teşekkür ederim.

Milli bir kimliği olmayan ülkelerin neler yaşayacağına dair canlı bir kanıttır Lübnan. Etnik birliği, dini, dili ortak değeri olmayan ülkelerin sonu böyle olabilir.

O yüzden Türk milli kimliğimiz ve birliğimiz herşeyin üzerindedir. Çünkü ülkemizin temeli ve kolonları milli Türk kimliğidir.

Millet millet deyip Türk milleti diyememek, bu milleti 37 ye bölmek bu ülkeye yapılmış ciddi büyük bir fenalıktır.

Geçmişte faşizm yada ırkçılık dendi Atatürk'ün tek milleti Türk milletidir projesine.

Bugün net şekilde çok iyi anlıyoruz, zamanının ötesinde ilerici bir vizyonmuş. Ruhu şad olsun.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 02 Eyl 2017, 12:24 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Hıristiyan Milisler

Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 03 Eyl 2017, 16:51 
Çevrimdışı
Süvariler
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 12 Tem 2012, 22:26
Mesajlar: 780
Konum: Lubnatsİ
Yaş: 42
Sondan 3. ve 4. resimlerdeki askerler İsrail askeri gibi.

_________________
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 04 Eyl 2017, 04:37 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Alıntı:
Sondan 3. ve 4. resimlerdeki askerler İsrail askeri gibi.
Hıristiyan milisler bunlar. İsrail, bir dönem kendilerini yemeyip yedirmiş, giymeyip giydirmişti.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 05 Eyl 2017, 07:44 
Çevrimdışı
Yeni Üye

Kayıt: 27 Eyl 2015, 16:15
Mesajlar: 12
Yaş:
Sabra ve Satilla katliamlarini Israil askerleri yapti diye bur algi var ama gercekte Israil askerlerinin kusattigi kamplara Hristiyan milisler girip yuzlerce insani vahsice katletmislerdir. Bunlarin komutanlarinin bir cogu daha sonra Israile goc edip, orda yasamaya devam etmistir.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 05 Eyl 2017, 12:56 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Dürzi milisler

Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim

Hıristiyan milisler

Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 07 Eyl 2017, 13:04 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Alıntı:
1982’de FKÖ militanlarının İsrail’e olan saldırılarıyla bozulması ile beraber ve İsrail’in Londra Büyükelçiliğinin saldırıya uğramasıyla İsrailliler Haziran 1982’de FKÖ militanlarını Lübnan’dan çıkarmak için ''Galile Barış Operasyonu'' adını verdikleri operasyonu başlatarak Lübnan sınırını yine geçtiler.

Resim
İsrail Ordusu - 1983

İsrail, Beyrut’a doğru ilerlerken yaptığı saldırılar sonucu militanlara ağır kayıplar verdirdi ve militanların çoğu ülkeyi terketti. Bu dönemde FKÖ de Lübnan’dan deniz yolu ile kaçarak karargâhını bölgeden çok uzağa Tunus’a taşıdı




Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 07 Eyl 2017, 18:01 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 12 Kas 2016, 13:34
Mesajlar: 86
Yaş: 42
İngilizce bilenler için Robert Fisk in
Pity the Nation: Lebanon at War kitabını tavsiye ederim. Türkçe kitap ben denk gelemedim...


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 10 Eyl 2017, 01:07 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Dürziler

Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 11 Eyl 2017, 01:00 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Güney Lübnan Ordusu

Resim

Britanya, BM Barış Gücü kapsamında Beyrut'ta.

Resim

İsrail

Resim
Resim

Falanjistler

Resim
Resim
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 14 Eyl 2017, 22:46 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Bugün Hıristiyan Falanjistlerin lideri Beşir Cemayel'in suikast ile öldürüşülünün 35. yılı. 1982'de İsrail, Lübnan'ı işgal edince kendisini Cumhurbaşkanı olarak seçmiş ancak ölümü sebebiyle 1 ya da 2 hafta bu konumda kalabilmişti.

Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 16 Eyl 2017, 11:20 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Bugün Beyrut'taki Sabra ve Şatilla Mülteci Kampları'nda gerçekleşen katliamın 35. yılı. Beşir Cemayel'in öldürülmesinden sadece 2 gün sonra İsrail'in desteğiyle Hıristiyan Falanjistler, Filistin kamplarını bastı.

Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 17 Eyl 2017, 17:04 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 02:38
Mesajlar: 5369
Yaş:
Dürzi lider Velid Canbulat

Resim

Falanjistler

Resim
Resim
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 17 Eyl 2017, 17:24 
Çevrimdışı
Site Başkanı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Tem 2012, 03:06
Mesajlar: 7116
Yaş:
M-50 mi o? İsrailliler 50'lerde kullandı bunları. Lübnanlı militanlara verdiklerini bilmiyordum. 40'larda tasarlanıp savaştı, İsrailliler 50 ve 60'larda üzerine çıkıp 67'de dahi kullandı. Demek 75-80'e kadar kullanılmışlar. 40 yıl, dile kolay. Başarılı platform bu demek oluyor galiba.

_________________
It is the duty of the patriot to protect his country from it's government.
-Thomas Paine


Resim


Başa dön
   
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 88 mesaj ]  Sayfaya git Önceki 1 2

Tüm zamanlar UTC+03:00


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma dosya ekleri gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Limited

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye