TRMilitary

Tam Bağımsız Türkiye için Yerli Savunma Sanayii
Zaman: 26 Tem 2017, 09:52

Tüm zamanlar UTC+03:00


Loading


Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 3 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 02 Ağu 2016, 10:59 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 04 Eki 2015, 23:12
Mesajlar: 209
Yaş:
Merhabalar,

Şüphesiz silah severlerin en çok üzerinde konuştuğu konulardan biriside hangi silahın diğerlerinden üstün olduğu meselesidir. Bu göreceli bir kavram olduğu için herkesin üzerinde mutabık kaldığı bir marka ve model olmamaktadır. Daha çok kişilerin beğeni ve merakları ya da alım güçlerine göre beğenilen silahlar ön planlara çıkmaktadır. Kimileri toplu silahları, kimileri şarjörlüleri, kimileri atış kapasitelerini, kimileri kullandığı mermileri, kimileri çıkardığı sesi baz alarak değişik kıstaslara göre fikirler beyan etmektedirler. Bazısı klasik olmuş silahları beğenirken bazısı da en son çıkan modelleri beğenmektedir. Bu tamamen zevk, ihtiyaç ve merak meselesi olduğundan herkesin hemfikir olması beklenemez. Bununla beraber öyle silahlar vardır ki silah dünyasındaki yerleri tartışılmaz. Bununla beraber fiyatı, markası, modeli ne olursa olsun isabetli atışı olmayan, sık sık tutukluk yapan bir silahın ne iyiliğinden ne de üstünlüğünden söz edilebilir. Bazı marka ve modeller vardır ki modası hiç geçmez ve silah dünyasındaki yerleri ayrıdır. Her zaman tutulur, sevilir ve aranır. Bunu belirleyen etkenlerin başında ise zaman gelir. Eğer üzerinden uzun yıllar geçmiş ve silah hala aranılır ve kullanılır durumda ise zaten klasik ve iyi kategorisine girmiş sayılır ve üzerine söylenecek pek laf düşmez. Ülkemizde bir modele orijinal markasından başka bir isim takılmışsa bu silahın ülkemiz silah severlerinin arasında farklı bir yerinin olduğu söylenebilir.

Mesela hareketli nagant eskilerin üzerine rakip tanımadıkları revolverlerden biridir. Altıpatlar tabancaların piyasaya hakim olduğu yıllarda 7 hazneli topuyla sağladığı 1 fazla atış imkanı o zamanlar oldukça takdir görmüştür. Hareketli top sistemi barut gazının namlu ve top arasından kaçmasını engelleyerek ateşlenen çekirdeğe daha fazla bir ilk hız sağlamaktadır. Her ne kadar piyasadaki fiocchi marka fişekler orijinal dolularına göre düşük hızlar sağlasa da delici gücü .32 çaplardaki muadillerine oranla daha yüksektir. Kibar görünüşü, hafifliği ve ergonomik yapısı ile atışı kolaydır. İlk üretildiği 1895 yılından 120 yıl sonra bile hala aranılan meraklıları olan, koleksiyonluk ama ihtiyaç duyulduğunda da iyi çalışabilecek bir silahtır. Gençler arasında kıymetini bilenler olduğu gibi özellikle yaşı biraz ilerlemiş silah sever büyüklerimizin ilk göz ağrısı silahlarındandır.

1896 Model Mauser ya da kasalı mavzerde yarı otomatik silahların başarıyı yakalamış ilk modellerinden birisidir. Üzerinden zaman geçtikçe değerlenen ama eskimeyen bu model 1896 yılından 1939 yılına (Almanyada) kadar üretimde kalmıştır. Osmanlı devleti zamanında süvari birliklerinin kullanımı için bir miktar alınmıştır. Taşıma kılıfı aynı zamanda dipçikte olan bu silahlar silah severlerin en çok rağbet ettiği silahlardan birdir. Bu model koleksiyonerlerin olmaz ise olmaz olan parçalarındandır. Üzerindeki 1000 metreye taksimatlı gezi, o mesafede isabetli atışlar her ne kadar çok zor gözükse de, kullandığı 7,63x25mm merminin gücü hakkında fikir vermektedir. İlk doğduğu günden bu yana tam 119 yılı geride bırakan 1896 model mauser bir çok yeni silaha rahmet okutacak kadar iyi ve kıymetli bir silahtır. Ülkemizde de bu silah sevilir ve değer verilir. Mermisi az bulunmasından ve MKE mermilerini altının gramına endeksleyerek satmasından dolayı atıştan daha çok vitrinde dururlar. Yapısı itibari ile belde zaten zor taşınacak ebattadırlar.

P-08 ya da halk arasındaki tabiriyle makaralı özellikle karadeniz bölgemizin en çok aranan ve tutulan silahlarından birisidir. Namlu uzunluklarına göre kısa, orta ve uzun boy olarak adlandırılırlar. 7,65 Parabellum atanına ise ince çap makaralı denir. Artık üretilmeyen bu silahlar çelikten işlenerek yapılır ve herhangi bir preslenmiş sac vs. malzeme kullanılmaz. Üretimi zor ve pahalı olan bu silahların meraklıları yurtdışında kulüpler kurmuşlardır. Yine bu silah ve modelleriyle ilgili bir çok kitap yazılmıştır. Tabancalarda kullanılan en yaygın çap olan 9mm Parabellum da bu silah ile birlikte geliştirilmiştir. Uzun boylarında mesafe taksimatlı gez bulunmaktadır. Silah dizaynı bakımından çok dengeli bir yapısı vardır. Kabza ve gövdenin birbirine olan açısından dolayı silah elin doğal bir uzantısı gibi durarak nişan almayı kolaylaştırır. Silah o kadar dengelidir ki kabzasının üzerinde herhangi bir destek almadan durabilmektedir. Her ne kadar mermi seçse de, sahibini sık sık mp-5 mermisi olsa saat gibi çalışır demek zorunda bıraksa da, şarjör beğenmekte nazlı davransa da üretiminden 107 yıl sonra bile hala aranan, fiyatı ile yeni silahlara fark atan makaralı için söylenecek fazla söz yoktur.



Colt 1911 ülkemizde pek yaygın olarak bulunmasa da 1911 yılından 1980 yılının ortalarına kadar Amerikan silahlı kuvvetlerinin resmi silahı olarak envanterde kalmış bir silahtır. Silah otoriteleri tarafından hala gelmiş geçmiş en iyi muharebe silahları arasında olarak gösterilir. Üretimi standart birkaç kozmetik değişiklik haricinde standart dizayna sadık kalınarak devam etmektedir. Özellikle Amerika’da orijinal dizayndan hareketle üzerinde en çok modifikasyonun yapıldığı silahtır. Lisans altında bir çok ülke ve firma tarafından üretilmiştir. Dizaynı John Moses Browning tarafından yapılmış ve yine kendi dizaynı olan alçalan namlulu browning kilit sistemi kullanılmıştır. Asıl ününü kullanmış olduğu durdurma gücü çok yüksek olan 45 kalibre 11,43mm çapındaki fişekten alır. 5 Mayıs 1911 yılında Amerikan ordusu tarafından resmen kabul edilmesinden bu yana 104 yıldır üretimi devam etmektedir. Klasik silahlar arasında yer alan bu silah hakkında onlarca kitap sayısız makale yayınlanmıştır. Amerikada hala en çok tutulan tasarımların başında yer alır ve bu platform üzerine pahalı sayılabilecek modifikasyonlara da sahiplik yapar.

Browning HP-35 ya da ondörtlü. Ülkemizin en çok tutulan, en prestijli, en sağlam silahlardan birisidir. 1935 yılından beri üretimi devam etmektedir. Ülkemizin polis teşkilatında uzun yıllar kullanılmıştır. İsabetli atışı, sağlamlığı, yüksek mermi kapasitesi, kullanmış olduğu merminin gücü ile silah severlerin gönlündeki yeri ayrıdır. Çeşitli tip ve modellerine göre değişik tabirlerle anılırlar. Bu tabirlerin çokluğu bile bu silaha olan ilginin büyüklüğü konusunda bir fikir verebilir. Üzerindeki işaretlemeler, ufak tefek değişiklikler bile bu silah tabir edilirken ismine eklenerek hangi tip olduğunu daha ayrıntılı açıklamaya çalışılır. Sarı kundaklı, delikli horozlu, parmak izli, sinekli, balıklı, dereceli vs. halkımızın yaptığı sınıflandırmalardan bir kaçıdır. Ülkemizdeki en itibarlı silah sıralamasında ön sıralarda yer alır.



Beretta 92F yine son yıllarda ön plana çıkmaya başlamış silahlardan birisidir. İlk üretimini 1976 yılında yapmasına rağmen kısa sürede silah dünyası içinde kendisine iyi bir yer edinmiştir. 1985 yılına Amerikan ordusunun 315.000 adetlik ihalesini alarak konumunu güçlendirmiştir. Amerikan ordusunun yapmış olduğu yıpratıcı testlerden başarıyla çıkıp selefi 1911 Colt’un yerine seçilmesi bu silahın kalite ve güvenilirliği konusunda çok fazla yoruma gerek bırakmaz. Diğerlerine kıyasla daha çok genç olmasına rağmen klasik silahlar arasında yerini aldığını söylemek çokta iddialı olmayacaktır. Sürgünün üzerinden gözüken çıplak namlusu alameti farikasıdır. Her ne kadar açık kapalı çok bir şey farkettirmese de, açıktaki namlusunun ısınıp şişmeyeceği sahiplerinin en çok dile getirdiği konuların başında gelir.


CZ-75 Ya da çek onaltılısı. İlk kez 1975 yılında üretilen bu silah Polis teşkilatımızın ihalesini kazanmasıyla daha çok bulunur ve bilinir olmuştur. 15+1 şarjör kapasitesinden ve Çek cumhuriyetinde üretilmesinden dolayı çek onaltılısı diye anılır. Gövde ve sürgüsü tamamen çelikten imal edilmiştir. Sağlam ve güvenilir bir silahtır. Makul fiyatlarda yüksek kalitelidir. Türkiye dahil dünyanın bir çok ülkesinde lisanslı ve lisanssız kopyaları üretilmektedir.



Beretta Mod-70 ya da düğmeli beretta yine silah severlerin küçük kalibreli tabancalarda tercih ettikleri silahlardan birisidir. Şarjörün çıkarılması ve emniyet sistemi bir düğme benzeri sistem ile çalıştığı için bu isim takılmıştır. Bazı modellerinde emniyet sistemi daha fonksiyonel olan emniyet mandalı ile değiştirilmiştir. En makbulünün 7,65mm çapta olanları olduğu söylenmektedir. Ufak, taşıması kolay, güvenilir ve isabetli atışları 7,65mm silahlar arasında ayrı bir yeri vardır.

Unique bcf-66 ya da fransız onlusu. Şarjörü 9 adet fişek alır ve zamanının 7,65 silahlar arasında en fazla kapasiteye sahip olanlarındandır. Diğer uniqe marka, namlusu sürgü içinde kapalı olan ve fransız onlusu diye tabir edilen modelleri de vardır fakat en makbülleri açık namlulu olanlardır. Hem görünüş olarak daha estetiktir. Kapalı sürgülülerin kabzası kapak takımından daha uzun durur. Aslında fransız polis teşkilatı için üretilmiştir. Mermi kapasitesinden dolayı fransız onlusu olarak anılır. Namlusu 10 cm ile diğer muadillerinden biraz daha uzundur. Gençliğini 1970’li yıllarda geçirenlerin çok methettiği silahların başında gelir.


Sig ve Sig Sauer serisi silahlar için söylenecek çok bir şey yoktur. Dayanıklılığı, güvenilirliği, isabet hassasiyeti özel ordu ve polis ekiplerince tercih edilmektedir. Firmaya göre Amerikan polis teşkilatının 3 te 1 i Sig Sauer marka tabancalar kullanmaktadır. Fiyatı emsallerine göre yüksektir. Özellikle Sig-P210 serisi olanlar yüksek atış hassasiyeti sebebiyle müsabakalarda kullanılmak üzere aranan modellerindendir. Sürgü ve gövde blok çelikten işlenerek yapılmaktadır. Bu diğer üretim yöntemlerine göre oldukça pahalıdır. 1949-1975 yılları arasında İsviçre silahlı kuvvetlerince kullanılmıştır. Danimarka silahlı kuvvetleri ve Almanya sınır polisi halen bu pahalı silahı kullanmaktadır.


Glock serisi silahlarda polimer gövdeli silah sanayisinde başı çekmekte ve hali hazırda en çok tutulan silahların başında gelmektedir. Polimer gövdeli olmasına rağmen oldukça sağlam ve yüksek atış sayısına dayanabilmektedir. Ülkemizde de neredeyse bir statü sembolü haline gelmiştir. Tüm kötü koşullarda tutukluk yapmaktan ziyade sorunsuz çalışmaya meyilli olması silahın en üstün özelliklerinden biridir. Herhangi bir harici emniyet sistemine sahip olmamasına rağmen oldukça güvenilir bir emniyet mekanizmasına sahip olması kaza ile oluşabilecek ateşleme ihtimalini düşürmektedir. Sıfır bir glock Amerika’da 500-600 dolar civarına satılırken ülkemizde bu rakam 7-8 katına kadar çıkmaktadır. Maalesef ülkemizde böyle bir silaha sahip olmak için iyi bir işe de sahip olmak gerekiyor.

Yukarıda yazılanlara ilaveten kişisel zevk ve fikirlere göre daha bir çok şey, marka ve model de eklemek mümkündür. Bu silahların bir çoğu üzerinden bir asırdan uzun süre geçmesine rağmen hala faal olarak çalışmaktadır. Günümüzde de bu ayarda güzel silahlar üretilmektedir. Polimer teknolojisindeki gelişmeler bu tarz plastiklerin silah endüstrisinde de kullanılmasına imkan sağlamıştır. Üretim proseslerinin bir kısmının plastik enjeksiyon yöntemiyle yapılması üretimi basitleştirmiş, hızlandırmıştır ve maliyetleri düşürmüştür. Bununla beraber silah ağırlıkları da azalmıştır. Ayrıca korozyona uğrama gibi riskler de taşımazlar. Yapılan atış testleri ve geçen zaman zarfında polimer gövdeli silahların çelik gövdeli olanlardan hiçte aşağıda kalmadığını göstermiştir. Hemen hemen tüm silah markaları polimer gövdeli silahları ürün portföylerine taşımışlardır.

Browning, Walther, Glock, CZ, Colt, Heckler Koch, Smith Wesson Sig Sauer, Beretta gibi dünya çapında tanınan markalar kalite, güvenilirlik, sağlamlık gibi bir çok konuda kendilerini çoktan kanıtlamışlardır. Herkesin bir markanın beğendiğimodel, kapasite, çap, boyut, estetik, ağırlık vs. gibi özellikleri olabilir. Bu beğenilen özellikler o silahı dünyanın en iyi silahı yapmayacağı gibi diğerlerini de kötü bir silah yapmaz. Sahip olduğumuz bir silahı överken diğer silahları kötülemek doğru ve makbul bir yöntem olmadığı gibi hoş bir sohbeti nahoş hale de getirebilir. Silahlarımızın sevdiğimiz yönlerinin anlatılması, diğerleri ile karşılaştırılması, üzerinde konuşulup fikir alışverişinin, karşılaştırmalarının yapılması gayet doğal ve olması gereken bir durumdur.

Saatler sürecek hoş ve neşeli bir sohbet, sınırsız bilgi ve tecrübe alışverişi, elindeki kovadan etrafa terbiye dağıtmaktan bir kısmını kendisine saklamayı unutmuşların baş köşede bulunmasıyla interaktif bir sohbeti imkansız kılarken, etraftakilerin her söyleneni yerden yem toplayan tavuk kafası gibi onaylaması beklentisi ve daha yeni öğrenenlerin alaya alınması, güzel bir muhabbetin en büyük katilidir. Balık ızgara seven birisine, lahmacunu rulo yapıp burnundan içeri sokup beğendirmeye çalışmakla, bir parça koparıp usülunca ikram edip değişik lezzetler tatmasına, ve bu yeni tadın yorumlarını almaya çalışmak çok farklı şeylerdir. Burundan içeri sokulan lahmacunu,” ulan içine maydanoz da sardık beğendiremedik sen yemekten ne anlarsın” diyenle, bir parça koparıp güler yüzle ikram edip yorumları dinleyen arasında, her ikisinin elinde de lahmacun olmasına rağmen, tercihin ikincisi olması gerekmektedir. Keza burundan lahmacun sokmaya çalışanda ızgara balıktan bir parça tatma şansını da, lahmacunun lezzetinin yorumlarını dinleme şansını da kendi eliyle kaybetmiştir.

Nasıl klasik bir otomobil sevdalısına sahip olduğu, gözü gibi baktığı, pamuklu bezle kromlarını cilaladığı 1967 model Ford Mustangına , abs si yok, kliması yok, zaten çok yakıyor, bunun yol bilgisayarı nerde vs mealinde kelamlar nasıl bir zevzeklik ise benzer lafızlar bir silah sevdalısı içinde geçerlidir. 1967 Ford Mustang meraklısının frekansında konuşacak biri de mutlaka 1959 model Chevrolet İmpala meraklısı olacak ve sohbetin lezzetine doyum olmayacaktır.

Eğer elinizdeki spesifik bir silahtan bahsediyor iseniz bu konuda verilebilecek en iyi cevap şudur. Eğer silahınız ile isabetli atışlar yapabiliyorsanız, tutukluk yaparak sizi utandırmıyorsa, mermisi bulunabiliyorsa, kazara ateşlenmeyi önleyecek emniyet sistemlerine haiz, kaba ve taşıması zor değil ise, fiziki yapınıza ergonomik geliyor, kişisel durumunuza göre güvenliğinizi sağlamada yeterli oluyor ise, markası ve modeli ne olursa olsun hiç çekinmeden o silahın iyi bir silah olduğunu söyleyebilirsiniz. Velhasılıkelam genelde değil özelde konuşur isek, özelliklerini saya saya bitiremediğiniz, ödediğiniz para ve almak için harcadığınız zamanı anlatırken bile en az yarım saat harcadığınız bir silah üst üste iki şarjör mermiyi sıkamıyor, atışlarında bir istikrar sağlayamıyor ise problemsiz çalışan isabetli 600 liralık bir Kırıkkale’den hiçbir üstünlüğü yoktur.

Gönül ne kahve ister ne kahvehane gönül muhabbet ister kahve bahane. Ne mutlu hobisi silah olupta iki lafın belini kırabilenlere.

Saygılarımla


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 02 Ağu 2016, 16:32 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 12 Tem 2012, 09:16
Mesajlar: 655
Yaş:
Teşekkürler sayın çoti.

Hernekadar, pespaye seviyesinde antika kategorisine girseler de listenize bir zamanların "top gibi toplu tabancası" Karadağları da
dahil etmek mümkün olabilir. Eskilerin büyük miktarlarda alıp evlerinde "Karagün desteği" olarak muhafaza ettikleri bu kocaman
silahlar, müteaddit silah toplama etkinliklerinin sonucu kendilerini yağlı bezlere sarılmış olarak kara topraklar altından, göl veya
ırmakların serin suları içinden veya tüm hısım akrabaları ile beraber güvenlik güçlerinin küflü mahzenlerinden kurtarabilmiş iseler bu
günlere ulaşabilmişlerdir.

Sabit gövdelileri beş, kırma türdekileri altı hazneli toplara sahip olan bu kocaman tabancaların fişekleri de kendilerine eşlik edecek
seviyede cirme sahiptirler. Orijinal yüzey koruyucusunu taşıyanı görebilmek çok zor olan bu zamanının çok ünlü tabancalarının çoğunu
eksik aksam, karıncalanmış yüzey, elden geçmiş parlatılmış belki de bir bilmeyene kakışlamak için gravür verilmiş halde antikacılarda
rastlamak mümkün olabilir.

Geçen asrın ilk yarısı sonlarına doğru avukatlık stajı için gittiği Anadolu kasabasında, bir yakınımızın tabancayla ilgili hatırası;

-"Tüm hukuk erbabı, hakimler, savcılar, avukatlar toplandık, dere kenarına oturup eğleşmeğe gidiyoruz... Bir ara hakimlerden biri
belinden pırıl pırıl bir Alaman çıplağı çıkardı, şöyle otuz kırk metre ileride bir kuyunun çıkrığını işaret ederek nişan aldı... Ateş etti...
Karavana... Hemen başkaları da davrandılar...Ortalık bayram yerine döndü, atan atana...Çıkrıkta zerre isabet yok... Bende kocaman
bir Karadağ var. Belimden çıkardım, elime aldım... Epeyi bir gülüşme oldu. Ayağa kalktım, iyice nişan aldım, tek elle atıyorum, öyle
bileğe falan destek yok... Mübarek top gibi patladı...Vınn!... Kurşunun kulağımın dibinden geçtiğini duydum... Orada öyle heykel gibi
kalmışım, bir terslik olduğunu değişen rengimden, duruşumdan anlamışlar, gelip elimden tabancayı aldılar, su falan veren de oldu...
Kendime gelince gittim baktım, Karadağ'ın kurşunu, suyu yiyip güneşte fırınlanıp şimşir gibi olmuş çıkrığın gövdesine çarpıp aynen geri
dönmüş, kulağımdan adres sormuştu... Bir daha o Karadağ'ı elime almadım."


Saygılar.

_________________
Mouth opens wide hides head behind.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 04 Ağu 2016, 09:25 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 04 Eki 2015, 23:12
Mesajlar: 209
Yaş:
Sayın strongarm,
Paylaşımınız için teşekkürler.

Karadağlı tabancalarla benim de benzer bir kaç anım olmuştu.

80 li yılların meşhur dizisi Mac Gyver'ın yerli versiyonu olarak tanımlamayı uygun gördüğüm Mac Haydar amca silahlara meraklı, eli becerikli kafası da çalışan birisiydi. Kendisinde, çalışan eli ve kafası ile adama benzettiği çok güzel ,halk arasında açık köprülü tabir edilen yandan kapaktan dolmalı karadağlı ( Gasser MontenegrinM1870/74) vardı. Silah uzaktan bakılınca siyah menevişi, kabze üzerinde osmanlı tuğrası, kabze altındaki halkadan sallanan gümüş zincirli ayyıldızları ile ile albenisi olan bir silahtı. MAc Haydar amcayı ava davet etmişlerdi. O günkü domuz avında nasip yoktu ve köpekler domuzların peşinde gitmişti. İlerleyen saatlere rağmen köpekler gelmeyince gruptaki avcılar köpeklere bağırmaya başladı.

" hoooo arap geeeh geehhh geeeh" arada bir de silah atıyorlardı.

Mac Haydar niye silah atıyorsunuz diye sordu. Dedilerki "köpekleri çağırıyoruz".

"iyi madem bende çağırayım bakalım belki benim çağrıma gelirler" dedi.

Belinde karadağlısını çıkardı. Havaya bir kaç el ateş etti. Hemen önümüzde duran iki avcı haberdar olmalarına rağmen sesten ürkerek refleks olarak yere eğildiler. Hiç beklemedikleri kadar yüksek bir ses av tüfeğinin sesini bastırmış, korkarak eğilmek zorunda kalmışlardı.

ilk tepki "üühh anasını satayım bu ne yaaa"

Mac Haydar amcanın yüzünde gururlu bir ifade uyanmıştı.

Daha sonra bolca atış yaptık silah elden hiç düşmedi. Avcılar arasında 3-4 tabancası olan meraklı biri vardı. hayatında ilk defa gördüğü ağzından yoğun duman ve müthiş ses çıkaran tabancayı elinden hiç düşürmedi.

Mac Haydar işini bilen erbap taifesinden idi. Mermiler, el becerisi ve bilgisinin eseri olan 250 (16 gram) grainlik ham kurşunun arkasına 30 grainlik(1,94 gram) karabarut ile karadağlının tam ağzına layık mermilerdendi. Çekirdeklerin etrafındaki kanallar olması gerektiği gibi özel yağı ile kaplıydı. Yaş meşe ağacına yapılan atışlarda mermi ağacın sert gövdesine tamamen gömülüyordu. Kuru çam tahtasına 6cm işliyordu. Bu arada merminin boyu 2cm ye de yakın.

Bayağı mermi yakıldı. Ben yerde yatan bir çam ağacına nişan alarak atış yaptım. Ağacın kabuklarının kopması, yerden toz kaldırması ve arkamda tak diye sesi duymam neredeyse aynı anda oldu. Merminin sektiğini anlamıştım. Biraz yerlerde göz gezdirdikten sonra hilal şeklinde eğilmiş mermiyi buldum. Mermi yerde yatan ağacın, artık budak kısmınamı geldi bilmiyorum, gövdesine isabet etmiş, ancak sekerek yere vurmuş, oradan havalanarak 2 metre kadar arkama düşmüştü. Ağır mermi, neredeyse 2 cm boyu, düşük hızı dolayısı ile sert yüzeylerden sekmeye meyilliydi. Yine meşe ağacına dik atışlarda gömülürken açılı atışlarda gövdeden sekiyordu.

Mac Haydar amca bize yine bir düğünde yaşadığı olayı anlattı. Masada otururken herkes silahını çıkartıp kendi akıllarınca kutlamayı yapıp daha sonra yan gözle etrafı süzüp silahı bellerine sokuyorlarmış. Bir süre sonra Mac Haydar da "ehhhh bende gelin ve damadı ,emektarı öksürtüp kutlayayım demiş" gecenin karanlığında müthiş bir ses, kocaman ateş, masada oturanlardan kulağını tıkayıp atışın bitmesini bekleyenler irkilerek masanın üzerine kapanmışlar. Daha sonra masadakilerin şakın bakışları altında boşalan silahını doldurup beline koymuş. Mac Haydar amca gır gır adamdır. " Daha sonra ateş edecek gibi Silahımı yukarı kaldırıyorum masadakiler kafasını aşağıya eğiyor, ateşlemeden aşağı indiriyorum kafalarını kaldırıyorlar, tam kafalarını kaldırıyorlar silahı yukarı kaldırıyorum tekraradan kafalarını aşağı eğiyorlar emme basma tulumba gibi oldular" diye oradakilerle şaka yaptığını gülerek anlattı.

Silahı sesi ile mukayese eden taife karadağlıyı karabarut dolusu fişeklerle atış yaparken hiç duymamış, gece ucundan çıkan neredeyse yarım metre ateş ile hiç görmemiş olsa gerek, kendi kıyas standartı olan bu silahın sesini hiç anmamaktadırlar.

Artık Mac Haydar amca emsaller çok azaldı maalesef, karadağlısından onlarca kilo kurşun kilolarca karabarut yaktığını söyledi.
Gerçektende karadağlı silahlar yılların yıpratmasına rağmen ehil ellerde saat misali çalışabilecek kadar sağlam ve basit silahlar. İnşallah kıymetini bilecek hakkını verecek ellerde bulunurlar. Mac Haydar amca naapsın, elin amerikalısı İlk jenerasyon Colt ile uğrasırken, bizde ilk ve tek jenerasyon karadağlı ile uğraşmaya mahkum edilmişiz.

Saygılarımla


Başa dön
   
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 3 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC+03:00


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 8 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma dosya ekleri gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Limited

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye