TRMilitary

Tam Bağımsız Türkiye için Yerli Savunma Sanayii
Zaman: 23 Kas 2017, 01:16

Tüm zamanlar UTC+03:00


Loading



Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 04 May 2016, 13:12 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 04 Eki 2015, 23:12
Mesajlar: 212
Yaş:
Merhabalar,

Silaha olan merak ve sevgi şüphesiz bu forum üyeleri ve ziyaretçilerinin bu sayfalara olan ziyaretlerinin ve paylaşımlarının temel motivasyonunu oluşturmaktadır. Zira bilgi sonsuzdur ve mümkün olan her fırsatta değerlendirilmesi takdir edilecek bir davranıştır. Bu bilgi edinme fırsatları da hepimizin gerçek yaşamında, imkanlar dahilinde, ama az ama çok, gerek gözle görülür gerekse kulakla duyulur şekilde devam etmektedir. Silahlara ulaşımın zorluğundanmıdır, silaha sevgi besleyen insanların genlerinde ortak bulunan bir dna tipinin zamanla hafif standart dışı değişik bir zincir yapısı oluşturmasından mıdır bilinmez ama , nedense, kendimizi gerçeklerden ziyade şehir efsanelerine inanmak zorunda hissederiz. Aslında olaya mizah penceresinden baktığımızda görülecek malzeme de çoktur. Özellikle anasından doğarken her iki elinde de bufalo boynuzu kabzeli,dumanı tüten colt peace maker ile doğduğu rivayet edilen abilerimizin teori ve çarpıcı tespitleri bu pencereden bakıldığında neyin nasıl olması yada olmaması gerektiği konusunda tebessümler uyandırmaktadır. Az önce çıktığım bir toplantı esnasında ayak parmak ucumdan girip kafamdan tam tam çalarak çıkan in cin bilimum şeytan taifesinin, neyin ne olduğundan haberi olmayan yetkili tabir edilen, tam tam çalan taife ile aynı familyadan gelen vatandaşa, akrabalarının bana yapmamı söylediği şeylere kulak asmayıp, bas gamatoyu rahatla yoksa birilerinin ümüğünü sıkacaksın düsturuyla toplantıyı kazasız belasız bitirdim ve biraz gerilen sinirleri yatıştırmak için bir hikaye kaleme almak istedim. Umarım beğenirsiniz.

Hüseyin silahlara meraklı birisidir. Kendisi gibi meraklı hali vakti daha yerinde olan Ersinle ortak arkadaşları vasıtasıyla tanışmıştır.

Ersin” Bir ara müsait olduğunda sana çok kıymetli bir şey göstermek istiyorum” der. “Dedemin samanlığını yıkarken tavan tahtalarının arasında kurtuluş savaşında kalma, ahşap kısmı tamamen çürümüş lever action bir tüfek buldum. Tüfeğin hikayesini anlattıktan sonra antika ruhsatı çıkarttım. Cevizden güzel bir dipçik yaptırttım bir de meneviş yaptırdım yeni gibi olmasa da bayağı kendini toparladı.”
Hüseyin’in arayıpta bulamadığı bir fırsat. Böyle değerli şeyleri incelemekten çok büyük keyif almaktadır.”

"Tamam" der "ilk fırsatta sendeyim”

Bir akşam ziyaret gerçekleştirilir, Ersin camekanlı ahşap dolaptan sıra sıra dizilmiş tüfeklerin arasında kendini belli eden narin tüfeği çıkartır. Tüfek yıllarca yatmış olmanın yüzeyde oluşturduğu karıncalanmanın etkilerini hafifte olsa göstermektedir. Ancak dipçik ve menevişin ehil ellerden çıktığı belli olmaktadır. Anlatmaya başlar

“Bu marlin lever action .44 magnum kalibrede tüfektir. Bu samanlıktan çıktığında tanınmayacak haldeydi. Ahşap kısmı nerdeyse çürümüştü. Kurtlar peynir gibi delik delik yapmıştı. Metal kısmı pas içindeydi ama bereket çok fazla yememişti. Bak burada yazıyor Marlin 1894 model. Dedem bunu savaşta kullanmış. Böyle aldım götürdüm polise bayağı bir inceledikten sonra antika ruhsatı ile ruhsata bağladım. Bununla nokta atışı yaparsın bak hele şu geze her tık 50 metre. Bak bakalım beğenecekmisin “

Hüseyin tüfeği eline alır hazine bulmuş gibi evire çevire inceler. Bu arada Ersinin böyle bir tüfeğe sahip olmanın verdiği gurur ve mutluluk gerçekten görülmeye değerdir. Ancak hayat kadar gerçeklerde bazen can sıkıcı olabilmektedir. Hüseyin fikirlerini söyleyip söylememek arasında tereddüte düşmüştür. ” Bu tüfeğin savaşta kullanılması hikayesi gerçekmi yoksa ruhsat almak için sen mi uydurdun” diye sorar.

Salonda asılı duran eski subay kıyafetli bir fotoğrafı işaret eder” Bak bu benim dedem Osmanlı ordusunda subaymış kurtuluş savaşı dahil bir çok savaşa katılmış o kullanmış. Babamdan duydum” der. Zaten kriminal laboratuvarda kaldı kaç ay iyice inceleyip antika olduğuna öyle karar verdiler bak buda ruhsatı antika diye yazıyor zaten. Yeni olanlara antika ruhsatı vermiyorlarki”

Bir nal bulunca sevinen geriye kaldı 3 nal ile bir at diyen garip gibi 1894 tarihini görünce hikayenin kalan kısmını kendi tamamlamış heralde diye düşünür Hüseyin.

“Ersin abi eğer yanlış anlamaz isen birkaç bilgi vereyim daha sonra sen doğruluğunu teyit edersin” der Hüseyin.

“ilk önce çok şanslı bir adamsın hakikaten tam uzmanına denk gelmişinde ruhsat alabilmişsin. Bir defa .44 magnum mermisi Yunanlıların kordondan denize atlayıp adalara doğru kulaç atmasının çok çok sonraları 1955 li yıllarda geliştirilmiştir. Zaten tüfeğin içine baktığında 12 tane yiv set var. Bu Mikro yiv denilen çok sayıda yiv marlin firmasının 1950 lerin ikinci yarısından 90 ların başına kadar kullanmış olduğu bir sistemdir. Bunlar atalarının kullandığı karabarut ile nostalji yapmak isteyince yiv setler çabuk kirlenir olmuş o yüzden ballard tipi yivlere geri dönmüşler. Senin silah en iyi ihtimalle 1960 lardan kalma gibi gözüküyor.”

“Ama bak burada 1894 yazıyor” diye tüfeğin namlusunu Hüseyin’in burnuna doğru uzatır.

“Evet bu 1894 modeli olan bir silah o günden bugüne üretiliyor. Bak üzerinde micro-groove yazıyor zaten. Bunlar devlet sırrı değil gir sitesine zaten adamlar neyi nasıl ve neden yaptığını bildiğinden gerekli bilgiyi veriyorlar”

“Ama dedem bunu savaşta kullanmış nasıl olur bu koskoca eksperler bunu bilemeyecekmi”

“Abi deden muhtemelen çoluk çocuğun ağzına laf vermemek için sizden saklamıştır”

“Öyle bir şey olması imkansız, zaten tüfeğin tipinden belli bak kovboyların kullandığı tüfek. Üzerindede aha koca koca 1894 yazıyor. Dedem düşmanı kovalamış bununla”

“Neyse sen takma kafana, benim dediklerimi de pek kaale alma, en azından dede yadigarı silah emin ellerde. Sen bir ara iznini çıkartta poligona gidelimde yaşlı kurtu biraz öksürtelim.”

saygılarımla


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 May 2016, 08:36 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 12 Tem 2012, 09:16
Mesajlar: 669
Yaş:
Akıl dolu, güzel bir hikaye. Paylaşım için teşekkürler sayın çoti.


Saygılar.

_________________
Mouth opens wide hides head behind.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 May 2016, 18:32 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 04 Eki 2015, 23:12
Mesajlar: 212
Yaş:
Sayın strongarm teşekkürler,

Herkesin hayat hikayeleri gibi bu hikayelerde de gerçeklerden pay olması muhtemeldir. Sohbetlerin bile anlatılır olmaktan çıkıp yazıya dökülür olması, kulakla dinlenmesi yerine ekrandan okunması , belki de pekte sözü edilmeyen teknolojinin götürmüş olduğu değerlerden bir tanesidir. Ancak çok kişiye ulaşması bakımından avantajlıdır da. Anlatılan her hikaye çocukluktan beri aslında kendi hayatımızdan pay çıkarabileceğimiz kesitlerde sunmaktadır.

Bu arada Hüseyin’in başından geçmiş olabileceğini düşündüğüm başka bir hikayesi de teknolojinin bu avantajından yararlanarak forumdaşlar için ilgi çekici olabilir diye düşünüyorum.

Hüseyin Ersinin tüfek hakkında ki inanışının biraz aksi ifadeler ile keyfini kaçırmış olabileceğinin huzursuzluğunu yaşarken kendinden yaşça büyük ama ortak merakları vasıtasıyla akran gibi oldukları arkadaşı telefonla onu arar. Telefonun öteki ucunda Kenan bey vardır.

“Hüseyin nasılsın koleksiyonuma öyle temiz bir parça kattım ki gelip mutlaka görmelisin. Bunu sen görmezsen gözlerim açık giderim, sen görmezsen senin gözlerin açık gidersin haaa.”

Hüseyin pirelenmiş setter köpek gibi yerinde kıpırdanmaya başlar.

“Deme yahu neymiş bu söyle de meraktan çatlatma beni”

“Gelince görürsün”

“Yok sen söyle yoksa gözüme uyku girmez benim”

“ Yavuz zırhlısı varya biliyormusun onu”

“Bilmemmi Sen başımıza ne işler açan Goeben zırhlısından bahsediyorsun. Ne olmuş ona satınmı aldın yoksa” diye espri yapar
“Yok ne satın alması orada görev yapan Alman subaylarından Osmanlı ordurusu envanterine oradan dededen toruna geçen orijinal bir kasalı mauser aldım sorma böylesini müzede bulamazsın”

“Tamam sen çayları hazırla ailenin yeni üyesine bir hoş geldin dememiz lazım yoksa çok ayıp olur. Küserse konuşmaz bir daha” der Hüseyin ve gülüşerek telefonu kapatırlar.

Hüseyin Kenan beyin evine o kadar hızlı giderki uzay yolundaki Mr.Spock’ın ışınlanma hızı onun yanında akşam trafiğine takılmış belediye otobüsü gibi kalır.

Oturup biraz hoş sohbetten sonra ailenin yeni üyesi kadife kumaşa sarılı olarak gelir. Orijinal ahşap kılıfı bile ilk günkü tertemizdir. Alamat-i farikası mauser mührü sanki dün basılmış gibi durmaktadır.

“Çok temizmiş Kenan bey, kaça aldın bunu”

“20.000 dolar verdim”

“Abi parayı siz ağaçtanmı topluyorsunuz, tarlaya ekip hasatmı ediyorsunuz” diye takılır Hüseyin. Zira sözü edilen para ufak bir çantayı rahatlıkla doldurur.

“yok biz ağ atıp denizden çekiyoruz. Bu parayı zırhlıdan çıkmamış olsaydı vermezdim. Yoksa dörtte bir fiyatına alabileceğimi bende biliyorum ” diye espriyle karışık karşılık verir Kenan bey.

“tamam bir gün balığa gidelimde öğrenelim nasıl oluyor bu iş. Akşama kadar çalışmak bir yana, naz kapris çekmekten iflahımız sökülüyor yine de kimseyi memnun edemiyoruz” der

Silahı istenildiğinde dipçik olarak kullanılan kılıfından çıkartarak incelemeye başlarlar. Gerçekten çok temiz bakılmış, üzerinde orijinal boyası duran ellenmemiş tabanca pırışl pırıl haliyle göz kamaştırmaktadır.

Silahı biraz inceledikten sonra o tanıdık his tekrardan Hüseyin’de oluşur. Daha Ersinin yüzünde oluşan o ifadenin verdiği huzursuzluk gitmemiştir. Ama can çıkar huy çıkmaz 99 köyden kovulacağını bilse yinede doğruları söylemekten kaçınmaz. Bu huyu başına ne işler açmıştır patron bile Hüseyini çok problemli durumlarda müşteriye göndermeyin bu doğrucu Davut yalan söylemeyi bilmez hata bizim malda deyip başımıza iş açar dediğine bile şahit olmuştur. Ama kim ne derse desin bu huyundan ne olursa olsun taviz vermemiştir. Ama söyleyip söylememek konusunda kararsızdır.

“Ne düşünüyorsun diye sorar “ Kenan bey

Hüseyin “abi kırılıp darılmaca olmaz ise fikrimi söyleyeyim yoksa silah güzel hayırlı olsun” der.

“Yok Hüseyin olurmu öyle şey benim senin fikirlerine değer verdiğimi bilirsin. Söyle bakalım der. Böyle konuştuğuna göre bir şey dikkatini çekti”
Hüseyin konuşmaya başlar.

“ Senin silahın büyük ihtimalle savaş sonrası imalat modeli diye geçen 1920 li yıllarda üretilmiş olan bolo denilen modelden. Almanların savaştan sonra yaptığı Versay anlaşmasında 9mm den büyük , 10cm namludan uzun tabanca yapmaları yasaklanmıştır. Senin tabancanın namlusuda 10cm boyunda. Bunların kabzeleri biraz daha ufak yapılmıştır. Ve üzerinde 22 tane oluk vardır. Tam şu an elimizde tuttuğumuz gibi ayrıca 1000 metreye ayarlı gezlerde 900 rakamı eksiktir. Bu eksiklik bazı diğer modellerde de vardır. Zaten senin seri numarası 59xxxx ile başlıyor. Her ne kadar çok isabetli olmasada değişik kaynaklarda değişik rakamlar verilse de senin silah bu toleransların fazlasıyla içerisinde kalıyor. Namlu ucunu sarar gibi arpacığın altındaki bant da bu modellere hastır. Zaten Yavuzda 1914’lü yıllarda gelmişti yanılmıyorsam der. ”

Kenan’ın keyfi biraz limonileşmiştir usturuplu şekilde verilmeye çalışılan mesajı almıştır. “Yavv bana adam yavuz zırhlısında subay olan dedesinden kaldı demişti. Vay anasını yahu” diyerek derin bir iç çeker.

Hüseyin “ Abi yani ben bu işin uzmanı değilim sadece bildiğimi söyledim, yüzde yüz doğrudur da diyemem ama sen yine bir araştır. Sonuçta bu konularda herkes bir şey yazıp çiziyor. Zaten ne düşürdün suratını gider atarız ağı toplarız paraları”

Kenan zorakide olsa güler. “ Ben zırhlıdan çıkma diye sevinmiştim paraya üzülmüyorum”

Hüseyin “ Ben sana zırhlıdan gelmemiş demedimki. Silah güzel silah böyle temizini zaten arasan bulamazsın. Böyle temiz bir silahın bir kazmanotun elinde olması da yakışık almaz. Silah doğru adrese gelmiş. Muhtemelen gemideki subayın eline 1920 lerden sonra da geçmiş olabilir. Yani yavuzda 1954 lü yıllara kadar subaylar görev yaptı. En kötü ihtimalle bu silah Yavuz ile beraber gelmemiştir diyebiliriz.Şimdi kimsenin de günahını almayalım” der.
Doğru der Kenan bey. Muhtemelen öyle olmuştur. Çünkü aldığım arkadaş sözüne güvenilirdir. Ama ben gemiyle beraber gelen Alman subaylarının silahlarından zannetmiştim der.

Kenan bey gerekli araştırmayı sonradan değil önceden yapması gerektiğinin dersini almıştır. Silah elden ele gezerek muhabbetin geç saatlere kadar olan konusu olmuştur. İlerleyen saatlerde Kenanın keyfide yerine gelince Hüseyin vedalaşarak evinin yolunu tutar.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 07 May 2016, 03:17 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04 Tem 2014, 16:52
Mesajlar: 580
Konum: Tekirdağ
Yaş:
Hocam hikayeleriniz Yahşi Batı filminde Cem Yılmaz'ın antika çizmelerini pazarlamasına benzemiş. :D


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 07 May 2016, 11:22 
Çevrimdışı
Süvariler
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 29 Tem 2012, 14:27
Mesajlar: 596
Yaş: 27
Güzel hikayeydi Hocam.Çaktırmadanda bilgilendirici bir yazı olmuş.Aklıma şu karikatür geldi.

Resim

_________________
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 08 May 2016, 13:48 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 04 Eki 2015, 23:12
Mesajlar: 212
Yaş:
Yorum yapıp takdirlerini bildiren arkadaşlara teşekkür ederim. Bazen olaylara mizah penceresinden bakmak aynı olaylara farklı bir bakış açısı getirdiği için ilgi çekici olabilmektedir. Yoğun bir tempo gerektiren 21 yüzyıl insanının yaşayışında bazen de bu pencereden kafayı uzatıp dışarıyı seyretmek yaşam koşusunun hızlı temposunun oluşturduğu stresi, bir tebessümle bile olsa, atmaya yardımcı olduğunu düşünüyorum. Anlatılan her hikaye de yaşamdan bir parçadır aslında.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 08 May 2016, 19:11 
Çevrimdışı
Süvariler
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 29 Tem 2012, 14:27
Mesajlar: 596
Yaş: 27
Alıntı:
Yorum yapıp takdirlerini bildiren arkadaşlara teşekkür ederim. Bazen olaylara mizah penceresinden bakmak aynı olaylara farklı bir bakış açısı getirdiği için ilgi çekici olabilmektedir. Yoğun bir tempo gerektiren 21 yüzyıl insanının yaşayışında bazen de bu pencereden kafayı uzatıp dışarıyı seyretmek yaşam koşusunun hızlı temposunun oluşturduğu stresi, bir tebessümle bile olsa, atmaya yardımcı olduğunu düşünüyorum. Anlatılan her hikaye de yaşamdan bir parçadır aslında.
Savaş Tanrısı filmide geldi aklıma.Hüseyin karakterini oraya evirip aksiyonla karışık hikayede olabilir.
O filmi izlemediyseniz öneririm.Silahları tanıtıp satan bir silah tüccarıydı.

_________________
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 09 May 2016, 00:09 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 04 Eki 2015, 23:12
Mesajlar: 212
Yaş:
Sayın Luftwaffe,
Nicolas Cage filmlerini severek izlediğim bir aktördür. Bu filmi de bir kaç kez izledim. Filmin başlangıç kısmında yer alan ,bir merminin doğumu ile yapılış amacı olan bir canlının ölümüne kadar geçen yolculuğu, hafızamda kalan en önemli sahnesidir.

saygılarımla


Başa dön
   
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC+03:00


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma dosya ekleri gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Limited

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye