TRMilitary

Tam Bağımsız Türkiye için Yerli Savunma Sanayii
Zaman: 25 Şub 2017, 00:51

Tüm zamanlar UTC+03:00


Loading


Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 40 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 17 Eyl 2012, 10:31 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 11 Tem 2012, 10:41
Mesajlar: 464
Yaş:
Alıntı:
Öncelikle temel tespit yapmak lazım. 19. yy ideolojisi olan ulusçuluk Avrupa’da feodalite ile bölünmüş yapıları bir araya getirip ulus devletleri doğurdu. Bizde ise tarihten gelmiş organik yapıları dağıtarak geçici ve suni karşıtlıklar ve kimlikler ortaya çıkardı. Hepimizin bu ayrıştırıcı kültürle hesaplaşma zamanı geldi.
Avrupa için 19.yy'da başlamış olabilir ancak Türkler için varoluştan beri ulusculuk söz konusudur. Bakan ya kendini Türk olarak görmüyor ya da tarihini bilmiyor...

Ulusculuk vazgeçilmeztir.
Eğer milliyetçi değilseniz devletiniz yıkıldığı zaman yenisini kuramazsınız.

_________________
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 17 Eyl 2012, 11:19 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 11 Tem 2012, 10:41
Mesajlar: 464
Yaş:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Öncelikle temel tespit yapmak lazım. 19. yy ideolojisi olan ulusçuluk Avrupa’da feodalite ile bölünmüş yapıları bir araya getirip ulus devletleri doğurdu. Bizde ise tarihten gelmiş organik yapıları dağıtarak geçici ve suni karşıtlıklar ve kimlikler ortaya çıkardı. Hepimizin bu ayrıştırıcı kültürle hesaplaşma zamanı geldi.
Avrupa için 19.yy'da başlamış olabilir ancak Türkler için varoluştan beri ulusculuk söz konusudur. Bakan ya kendini Türk olarak görmüyor ya da tarihini bilmiyor...

Ulusculuk vazgeçilmeztir.
Eğer milliyetçi değilseniz devletiniz yıkıldığı zaman yenisini kuramazsınız.
Alıntı yaptığınız kısımda gerçekten sizin yazdığınız şeyi mi anlatıyor üstad. :|

Avrupa'da Ulusçuluk krallıktan feodalite sisteminden Ulus devletlerini oluşturdu, Osmanlı İmparatorluğu'nun altında bir çok ulus vardı, bundan dolayı milliyetçi akımlar Osmanlı'nın dağılmasında etken olduğunu söylüyor, bunları kastediyor. Tarih bilmeyen adamı orda oturtmazlar :)
Ulusçuluğu "ayrıştırıcı kültür" olarak tanılmamış ve ondan hesap sorulması gerektiğini söylemiş.
Yani artık "ulusçuluk yapmayacağız" diyor.

Doğrudur. Tarih bilmeyen adamı orada oturtmayabilirler... Zaten bu yüzden iki ihtimalin olabileceğini söyledim.

_________________
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 17 Eyl 2012, 22:18 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 11 Tem 2012, 10:41
Mesajlar: 464
Yaş:
Alıntı:
Size göre hep bir iç tehdit mi var ? Her gelen hükümet bu devleti yıkmaya mı çalışıyor, paranoya olmuşunuz :) Sizin gibi bir üstad'a yakıştıramıyorum böle yorumları. 10 yıldır yapılanlar ortada bu devirde herşey göz önünde oluyor, hiç birşey gizli kalmıyor, Akşam evinizde rahat uyuyorsanız, bunu şuan görevde bulunan insanlara borçlusunuz, nasıl olumsuzluklardan mesullerse, beğenirsin beğenmezsin devletin başında şuan bu insanlar var. Savunduğunuz şeyler 1940'larda kaldı. Bugün işlemiyor.

Vallah ben evimde rahat uyuyamıyorum.
[spoiler]Her gece Akp'den hesap sorulması için dua ederek yatıyorum.[/spoiler]

Ayrıca 1940'larda kalan şeyin ne olduğunu bir türlü anlayamadım.
KAFKASYA neyi savunmuş, bugün işlemeyen nedir?

_________________
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 17 Eyl 2012, 22:28 
Çevrimdışı
Genel Yetkili

Kayıt: 19 Tem 2012, 00:36
Mesajlar: 2548
Yaş:
Amerikalıların bir ata sözü var bildin mi?

_________________
"Savaş için değil, barış getirmek için gidiyoruz..."
https://m.youtube.com/watch?v=wrDQW66jWoo


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 17 Eyl 2012, 22:46 
Çevrimdışı
Genel Yetkili

Kayıt: 19 Tem 2012, 00:36
Mesajlar: 2548
Yaş:
Alıntı:
Alıntı:
Amerikalıların bir ata sözü var bildin mi?
Bana mı dediniz :)
yooo ben attım öyle ortaya, alan alsın..

_________________
"Savaş için değil, barış getirmek için gidiyoruz..."
https://m.youtube.com/watch?v=wrDQW66jWoo


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 17 Eyl 2012, 23:12 
Çevrimdışı
Site Başkanı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2012, 22:24
Mesajlar: 4238
Yaş: 39
Alıntı:
Kafkasya sizin durumunuzla da ilgili olan konuyu açtım ancak site yönetimi tarafından uyarı aldım ırkçılık yapıyormuşum başlık kilitlendi/silindi ...
Ama pek dikkate aldığınız söylenemez uyarıyı.

_________________
Resim

Allahü teâlâ hasımlarıma acısın, zira ben onlara acımayacağım."

Sakallı Nurettin Paşa”

“Biz ki Melik-i Turan, Emir-i Türkistan’ız, Biz ki Türk oğlu Türk’üz; Biz ki milletlerin en kadimi ve en ulusu Türk’ün Başbuğuyuz!”

Başbuğ Timur


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 17 Eyl 2012, 23:14 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 14 Ağu 2012, 12:03
Mesajlar: 257
Yaş:
Alıntı:
Kafkasya sizin durumunuzla da ilgili olan konuyu açtım ancak site yönetimi tarafından uyarı aldım ırkçılık yapıyormuşum başlık kilitlendi/silindi ... ................................
Hiç kimse size bu ülkenin asli unsurlarından biri olan bir kısım yurttaşımıza hakaret hakkı vermiyor. Sizin kafa yapınız bu ülkeye felaket getirir. Kamplaşma, çatışmayı doğurur. Bu resmen bölücülük demektir. Yazdıklarınız sürekli etnik farklılıklara ve mezhepçiliğe yönelik. Terörist ile halkı ayırmak zorunludur. Umarım site yönetimi içimizdeki bu bölücülere karşı önlem alıp, bizleri birbirimize düşürmeye çalışan bu milliyetçi görünümdeki bölücülere meydanı bırakmaz.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 17 Eyl 2012, 23:14 
Çevrimdışı
Site Başkanı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2012, 22:24
Mesajlar: 4238
Yaş: 39
Alıntı:

Ovvv çok sert :)

Üstad burada bir konu paylaştık, bu kadar eleştirilen bir insan ne diyor, ne düşünüyor, ne yapıyor, eleştiren arkadaşlar okusun istedik, 70 milyon teknik direktörümüz vardı, şimdi Dışişleri Bakanımızda oldu :) yukarda paylaşmıştım ki sitedeki değerli yorumculardan görüşlerini merak edip paylaşmalarını istediğimden, ama konu hep başka yerlere çekiliyor. Forumda genelde böyle bir hava var. Forumda takılanların yüzde 90'ı muhalif olabilir. Ama bir okusunlar değil mi ne demiş bu adam :) Sadece ver odunu.
Hak edene vereceksin odunu hemde tersinden,buradakiler sanki çok meraklı adamın birinin ne yaptığından ne düşündüğünden.

_________________
Resim

Allahü teâlâ hasımlarıma acısın, zira ben onlara acımayacağım."

Sakallı Nurettin Paşa”

“Biz ki Melik-i Turan, Emir-i Türkistan’ız, Biz ki Türk oğlu Türk’üz; Biz ki milletlerin en kadimi ve en ulusu Türk’ün Başbuğuyuz!”

Başbuğ Timur


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 19 Eyl 2012, 03:15 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 10 Tem 2012, 23:36
Mesajlar: 944
Yaş:
Makalede ismi zikredilen "Ulusçuluk" ile "Milliyetçilik" mi kastediliyor?


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 19 Eyl 2012, 06:52 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 25 Ağu 2012, 18:10
Mesajlar: 806
Yaş:
1930larda yada 1950lere kadarki olan süreçte nerede devlet politikası ''ırkçılık''ı savunur olmuş ? İşin tuhaf kısmı ırkçılığı reddeden bir ton örnek var o dönemde (Zaten Ulu Önder Atatürk başlı başına bir örnek de neyse) ..

Falan filan ..

_________________
________________Dinde zorlama yoktur. (Bakara Suresi / 256. Ayet)_________________
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 19 Eyl 2012, 10:32 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 11 Tem 2012, 10:41
Mesajlar: 464
Yaş:
http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=30227087

http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=30252745

Bağlantıya tıkladığınız zaman "tümünü göster" diyerek bütün yorumları okuyabilirsiniz. :roll:

_________________
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 19 Eyl 2012, 17:43 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 25 Ağu 2012, 18:10
Mesajlar: 806
Yaş:
http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=30236847

Aynen :lol:

_________________
________________Dinde zorlama yoktur. (Bakara Suresi / 256. Ayet)_________________
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 29 Eyl 2012, 15:32 
Çevrimdışı
Genel Yetkili
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 19 Tem 2012, 11:49
Mesajlar: 3208
Yaş:
Maliki'yi Irak'a vermeyişimizin nedeni ne ise o silahlı mültecileri görmezden gelişimizin de sebebi o.

ABD uşaklığına getirmezseniz konuyu kısaca özetlemek gerekirse "ayağını denk al, oraya gelir ......" deniyor.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 29 Eyl 2012, 16:02 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 13 Tem 2012, 22:18
Mesajlar: 88
Yaş:
Benim gördüğüm ve izlediğim kadarıyla tarihten ders almayan bir bakanımız var.
Çok eleştirdikleri İttihâd ve Terakkî cemiyetine mensup Enver Paşa'nın, Talat ve Cemal paşaların korkunç maceraperestlikleriyle Osmanlının yıkımına kadar süreçteki politikaları hatırlatıyor..

_________________
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 04 Ara 2012, 13:09 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 26 Eyl 2012, 15:06
Mesajlar: 2756
Yaş:
Osmanlıyı diriltmek, yakın çoğrafyada eski özlemlerin ve planların tekrar tozlu raflardan çıkmasını sağlar. Osmanlıda çeşitli etnik unsurlar özerk yapıdaydı ve genelde Osmanlıya esnek bir yapıyla bağlılardı. Bu Osmanlının parçalanmasında ve etnik unsurların ayrılmasında etkili olmuştur. Bu fikiri tekrar benimsemek btö den başkasının amaçlarmına, çıkarına hizmet etmez ve sonuç olarakta uzun vadede toprak kaybımız olur. Halbuki bilinmesi gereken şu anki sınırmlarımızın minimal sınırlarımız olduğudur. Neo Osmanlı adı verilen projede ipler ABD nin elinde. Bölgede Amerikan kapitalizmine ve emperyalizmine hizmet eden bir Osmanlıcılık işin özünde zaten Osmanlı ruhuna terstir. Osmanlı hiç bir zaman tarihte bir devletin hizmetinde bölgesinde gizli kapaklı işler cevirmemiştir. Bölgesel aktör olduğu içinde diğer aktörler tarafından yıkılmıştır. Esas aktörün ABD olduğu hiç bir projede, hiç kimse Osmanlıdan bahsetmesin. Kimseyede yutturmaya calışmasın. Amerikan çıkarlarına uşaklığın adı Osmanlıcılık olamaz.

_________________
Resim

Soytarıların ömrü, kralarınınki kadardır. (Fransız ata sözü)


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 04 Ara 2012, 19:15 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 06 Eki 2012, 13:14
Mesajlar: 99
Yaş:
Bu bölümde yapılan tüm yorumlara bakıyorumda dış politikamızdan memnun olan kimse yok anlaşılan üstelik bu başarısızlığı Osmanlı'cılığa soyunmak ya da Amerikan uşaklığı olarak görülmektedir. Ne yazık ki Türkiye olarak Atatürk ve ismet İnönü döneminden sonra kendimize ait hiçbir zaman dış politika oluşturamadığımızı esas uşaklık döneminin o dönemler olduğu nedense göz ardı edilmektedir. Benim şahsi görüşüm Türkiye olarak Ahmet DAVUTOĞLU ile birlikte bağımsız bir dış politika oluşturmaya başladığımızdır. Yeni Osmanlı'cılık imparatorluk kurmak manasında değil Osmanlı dönemi elimizde bulunan ülkeleri tekrar eyki alanına alarak ekonomik ve asker stratejik bir bölge oluşturma çabasıdır. Amerikan uşaklığına gelince kusura bakmayın ama şu an bu politikalardan rahatsız olan ülkeler bellidir,
1-Amerika 2-İsrail 3-İran


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 04 Ara 2012, 19:18 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 06 Eki 2012, 13:14
Mesajlar: 99
Yaş:
Bir ekleme daha yapayım. Uzun yıllar dış politika üretemenin sonuçları olarak hatalar yapmamız gayet normaldir. Tecrübe elbet kazanılacak ve kim gelirse gelsin dış politika uzun soluklu olmalı diye düşünüyorum.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 04 Ara 2012, 19:35 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 06 Eki 2012, 13:14
Mesajlar: 99
Yaş:
Binlerce yıldır kazanılıuyor dediğiniz tecrübeler neden bu güne kadar kullanılmamıştır. Sizin söylediklerinizi aksine ben geçmiş dışişleri bakanlarına bakarak daha başarılı buluyorum.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 04 Ara 2012, 19:47 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 06 Eki 2012, 13:14
Mesajlar: 99
Yaş:
Bugün M.K. Atatürk'ün misak-ı milli sınırlar içinde gösterdiği Musul, Kerkük gibi yerler başarısız dış politikaların sonucu olarak elimizden uçup gitmiştir. Bu gün ise hala Osmanlı İmparatorluğu yeniden kurulmak isteniyor denmesine sadece gülüyorum çünki bu günün global dünya düzeninde sınırların pek bir önemi kalmamıştır. Örnek: Avrupa Birliği


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 04 Ara 2012, 19:51 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 06 Eki 2012, 13:14
Mesajlar: 99
Yaş:
Hatay nasıl alınmışsa bunun da bir çözümü elbet bulunurdu.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 04 Ara 2012, 19:58 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 06 Eki 2012, 13:14
Mesajlar: 99
Yaş:
Avrupa'nın sınırları elbet var ama Avrupa içinde yaşayanlar için sınırların bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Hatay'a gelince bana göre Hatay bir politik başarıdır ve aynı ısrarla Musul ve Kerkük için de politikalar üretilmiş olsaydı mutlak kazanımlar olurdu.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 04 Ara 2012, 20:01 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 25 Ağu 2012, 18:10
Mesajlar: 806
Yaş:
Tövbe ya ...

_________________
________________Dinde zorlama yoktur. (Bakara Suresi / 256. Ayet)_________________
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 05 Ara 2012, 13:38 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 10 Tem 2012, 23:27
Mesajlar: 818
Yaş:
Alıntı:
Musul ve Kerkük nasıl alınacaktı? Karşında zamanının süper gücü İngiltere var.
Musul ve Kerkük'ün kaybında önemli bir nokta da yeni kurulan Türk Devleti'nin o günün İngiltere'sini iyi değerlendirebilen; toplumda oluşmuş olan savaş bıkkınlığını tespit ve teşhis edip bunu Ankara'ya rapor edecek kalite ve uyanıklıkta diplomatının (İngiltere'de) olmamasıdır.
Eğer o gün İngiltere toplumunun savaş görmeye "saniye" dayanamayacağını PAŞA'ya rapor edebilseydi birileri, yani devlet bunu teşhis edebilseydi; belki de savaş blöfü ile buralar alınabilirdi.
Ancak Mustafa Kemal Paşam'a bu konuda kimse doğru dürüst bilgi sunamamış, bu fırsat da hiiç kullanılmadan yok olup gitmiştir.
yani; adam lazım, kadro lazım!

_________________
Boyun eğmek şân ve şerefle yaşamış ecdâdımıza yapılması mümkün ihânetlerin en büyüğüdür... Savaşta cengâverlerin kaderi ölümdür. Biz ölsek de kahramanlığımızın şânı yaşayacak, çocuklarımız torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaktır. ÇİÇİ


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 05 Ara 2012, 19:31 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 11 Tem 2012, 19:37
Mesajlar: 1154
Yaş:
Bende böyle bir şeyler okudum gibi hatırlıyorum... Irak'ın parçalanması durumunda Türkiye'nin hak iddia edeceği yada işin içinde olacağı gibi...

Aynı şey Kırım içinde geçerli diye biliyorum...Yanlışsam düzeltin lütfen ?

Saygılar...


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 05 Ara 2012, 22:11 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 10 Tem 2012, 23:27
Mesajlar: 818
Yaş:
Alıntı:
Her hangi bir konuyu tartışırken bilip bilmeden konuşmamak lazım;

Şimdi Musul Kerkük niye alınamadı falan derken saçma sapan bilmeden araştırmadan konuşanlar oluyor;

Bilmeyenler için açıklayalım.LOZAN Konferanasında Musul ve Kerkük için bir sonuca varılamadı.Bu sorunun çözülmesi sonra ki bir tarihe bırakıldı.Atatürk Musul sorununu çözmek istiyor,tekrar vatan topraklarına katmanın çabası içindeydi.Hazırlıklarınıda tamamlamıştı.Bunu haber alan İngiltere Türk Ordusunun Musula hareket etmesinden kaygı duyuyordu.Eğer ordu harekete geçerse Musulu kaybedeceğinin bilincindeydi.Doğu Anadoluda bir KÜRT İSYANI tertip ederek Türk Ordusunun önünü kesmişlerdir.Bu isyan ŞEYH SAİT İSYANIDIR.İsyan binbir güçlükle zor bastırılmış,ordu bu sayede hırpalanmış,yıpranmıştır.İngilterede bölgede o zamana kadar tedbirlerini almıştır.Atatürkü karalamak için takla atmanın alemi yok...
çok dillendirilen bir tez bu!
ancak bildiğim kadarıyla Türk devleti bugüne kadar hala bu ilişkiyi tam olarak ispatlayamamıştır.
Devletin büyükelçilerinin vs. yazdığı kitapları da incelerseniz Şeyh Sait isyanı ile İngiliz ilişkisinin açıklanamadığını görürsünüz.
Muhtemel ki bu ayaklanma ile yabancı güçler arasında bir ilişki yok, maalesef yarattığı sonuçlar kötü olmuştur.

_________________
Boyun eğmek şân ve şerefle yaşamış ecdâdımıza yapılması mümkün ihânetlerin en büyüğüdür... Savaşta cengâverlerin kaderi ölümdür. Biz ölsek de kahramanlığımızın şânı yaşayacak, çocuklarımız torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaktır. ÇİÇİ


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 05 Ara 2012, 22:41 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 10 Tem 2012, 23:27
Mesajlar: 818
Yaş:
Alıntı:
Peki biz bir savaşı daha kaldırabilecek durumdamıydık? Koca imparatorluk elden gitmiş, Anadolu'yu zar zor elde tutabilmişiz, bir de zamanın süper gücü ile yeniden savaşı göze alacağız? Buna ancak maceraperestlik denir.Diyelim ki İngiltere ile savaşa girdik ve kaybettik. Ne olurdu? Getirisi ve götürüsünü teraziye koyar, risk göze alınabiliyorsa adım atılır.Blöf sadece güçlünün atacağı adımdır.
Günümüze uyarlarsak,Mavi marmara gemisini Gazze'ye gönderdik.İsrail durdururum dedi durdurdu 9 vatandaşımızı öldürdü ee ne yapabildik? Hesabı sorulacaktı hani? Diplomaside böyle yanlış hesaplar facia ile sonuçlanıyor.Sonuçta ölen öldüğüyle, bizde küçük düştüğümüzle kaldık.
çok doğru bir analiz.
yaknız, daha o zamandan devletimizin bildiği bir şey vardı;
o da şudur "Musul'a sahip olan bölgeye sahip olur"; o zamanki sınırlarımız ise sa-vu-nu-la-maz durumdadır ve hala da öyledir!
Atatürk zorluklardan yılacak bir lider değildi, eğer istihbarat ağı daha başarılı olabilse, belki de Musul için bir kez daha bir "güç gösterisi" denerdi.
Elbette tarihi olayları "şöyle olsaydı-böyle olsaydı" şeklinde yargılamak doğru değildir, spekülasyondur.
zaten dikkat ederseniz, devletin Musul'un kaybına razı olmasının bir sebebi olarak yazdım bunu!

Eklemeden geçemeyeceğim; Mavi Marmara ile Musul arasında ciddi bir ÖNEM farkı vardır. Musul bizde olsaydı, (ki uluslararası hukuka aykırı olarak, silahlı çatışmaların durmasından sonra icra edilen bir askeri operasyon ile işgal edilmiştir) şu an çok daha kuvvetli bir durumda olurduk, stratejik açıdan.
sözün özü; Musul savaşılmaya değer bir kazanımdır, Mavi Marmara ise başka birşeydir! Bu ikisi arasında paralellik görebilmek de ciddi zeka gerektirir!

_________________
Boyun eğmek şân ve şerefle yaşamış ecdâdımıza yapılması mümkün ihânetlerin en büyüğüdür... Savaşta cengâverlerin kaderi ölümdür. Biz ölsek de kahramanlığımızın şânı yaşayacak, çocuklarımız torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaktır. ÇİÇİ


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 05 Ara 2012, 22:42 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 11 Tem 2012, 19:37
Mesajlar: 1154
Yaş:
Ankara Antlaşması (1926)

Madde 1: Türkiye ile Irak arasındaki hudut Cemiyet-i Akvam’ın 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırıldığı şekilde (Brüksel Sınır Çizgisi) kesinleşmiştir.

Madde 5: Taraflardan her biri 1. maddede belirlenen sınır hattının kesin ve bozulmaz olduğunu kabul ederek bunu değiştirmeye matuf her türlü teşebbüsten sakınmayı taahhüd eder.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 05 Ara 2012, 22:59 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 10 Tem 2012, 23:27
Mesajlar: 818
Yaş:
Alıntı:
Ankara Antlaşması (1926)

Madde 1: Türkiye ile Irak arasındaki hudut Cemiyet-i Akvam’ın 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırıldığı şekilde (Brüksel Sınır Çizgisi) kesinleşmiştir.

Madde 5: Taraflardan her biri 1. maddede belirlenen sınır hattının kesin ve bozulmaz olduğunu kabul ederek bunu değiştirmeye matuf her türlü teşebbüsten sakınmayı taahhüd eder.
bundan daha önce Lozan 3/2 ve Milletler Cemiyeti'nin Musul'a dair karar ve işlemlerine bakın!
Halkoylaması isteyen Türkiye'ye İngiltere'nin cevabı ne olmuştu? (resmen ırkçılık yapılmıştır)
Sykes-Picot antlaşması ile Musul hangi ülkeye dahil kabul edilmişti peki?
hadi biraz akılları karıştıralım bu akşam!
:)
Milletler Cemiyeti'nin bölgeye gönderdiği kurul tarafsızmıydı?
Hukuki geçerliği olmasa da, meşum Sevres antlaşması Musul için ne öngörmüştü?
falan filan.
sözün özü; İş 1926dan önce bitmişti zaten.
Pekiyi, Millet Meclisi'nde Lozan'ın Musul'a dair maddeleri nasıl karşılandı?

_________________
Boyun eğmek şân ve şerefle yaşamış ecdâdımıza yapılması mümkün ihânetlerin en büyüğüdür... Savaşta cengâverlerin kaderi ölümdür. Biz ölsek de kahramanlığımızın şânı yaşayacak, çocuklarımız torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaktır. ÇİÇİ


En son Turkson76 tarafından 05 Ara 2012, 23:15 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 05 Ara 2012, 23:14 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 10 Tem 2012, 23:27
Mesajlar: 818
Yaş:
evvela
MUSUL'u nasıl kaybettik bakalım.
Savaş hukuka aykırıdır, zamanın Osmanlı ricali bile "evet evet girmelerine müsaade edin" diyememiştir.
Alıntı:
Mondros Mütarekesi imzalandığı sırada İngiliz kuvvetleri Musul’un otuz kilometre güneyinde bulunuyorlardı. Mütarekeye rağmen İngilizler, Musul’un hakimi olmak istiyorlardı. Hatta, müttefikleri olan Fransızları bile bu bölgeye sokmak niyetinde değillerdi. Bir an önce Musul ve yöresini işgal edip barış masasına güçlü bir şekilde oturmak istiyorlardı. (11)

Mütarekenin üzerinden daha 24 saat geçmeden İngiliz öncü kuvvetleri komutanı General A.Cassels, 6. Ordu Kumandanı, Ali İhsan Paşa’ya gönderdiği bir mektupla Musul’u işgal emrini aldığını bildiriyor ve hemen Türk kuvvetlerinin şehrin beş kilometre gerisine çekilmesini istiyordu.(12) Bölgede bulunan İngiliz komutanlarına Mezopotamya’nın Musul’u da ihtiva ettiği ve mütareke hükümlerince işgal edilmesi emri verilmişti. General Cassels’i harekete geçiren Londra’dan gelen işgal talimatıydı. (13)

Ali İhsan Paşa İngilizlerin bu isteğini Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya ileterek talimat istedi. İstanbul’dan gelen talimatta “Mutareke metninde Musul’un boşaltılmasını ve teslimini öngören herhangi bir madde olmadığını, düşman işgal isteğinde ısrar edip saldırıda bulunursa, karşılık vermeden kuzeye çekilmesi” bildiriliyordu.(14) 2 Kasım günü General Cassel şehri kuşatarak mütareke hükümlerince Türk garnizonunun teslimini istedi. Ali İhsan Paşa Musul’daki Türk birliklerini “garnizon” oluşturmadıklarını ileri sürüp şehrin teslimi teklifini reddetti. Ali İhsan Paşa’nın direnmekte ısrarlı olduğunu gören İngiliz Kuvvetleri Başkomutanı General Marshall devreye girdi. Taraflar arasında karşılıklı yazışmalar başladı. Marshall durumu İstanbul’daki Amiral Colthorpe’a telgrafla bildirerek meseleyi çözmelerini istedi. Marshall zamanın Türkler lehine işlediğini düşünüyor, devletler arası hukuk kurallarına göre bir süre aşımından sonra İngiliz işgalinin geçersiz sayılmasından korkuyordu.

Colthorpe’in diplomatik girişimlerinin sonucunu beklemeyen Marshall sorunu kendisi çözmeye karar verdi. Şehirde bulunan Ermenilerin Türkler tarafından katledildiğini ileri sürdü (15); Ali İhsan Paşa’nın bunu yalanlaması üzerine tehdit yoluna başvurdu. 7 Kasım’da, 15 Kasım günü öğleye kadar şehir boşaltılmadığı takdirde dökülecek kanın sorumlusunun Ali İhsan Paşa olacağını söyledi.(16) Tehdit ve Colthorpe’ın diplomatik girişimi işe yaradı ve Türk birlikleri 8 Kasım günü şehri boşaltmaya başladılar. Aynı gün Musul valiliğine İngiliz bayrağı çekildi. Ali İhsan Paşa 9 Kasım’da İstanbul’a gönderdiği telgrafta General Marshall’in bütün silah ve teçhizatın teslimini istediğini her türlü mali kaynak ve levazımlara el konulduğunu, bunun Musul’un teslimi demek olduğunu İstanbul’a Harbiye Nezareti’ne bildirdi.(17) Nezaret Ali İhsan Paşa’nın bu telgrafını cevapsız bıraktı. İngilizler 11 Kasım’da Musul’da bulunan Türk mülki erkanının görevine son verdiler. Bir taraftan da şehri Türklerden arındırmak için, yoğun bir baskı uygulamaya başladılar.
kaynak: http://www.yenidenergenekon.com/315-ira ... kaybettik/

_________________
Boyun eğmek şân ve şerefle yaşamış ecdâdımıza yapılması mümkün ihânetlerin en büyüğüdür... Savaşta cengâverlerin kaderi ölümdür. Biz ölsek de kahramanlığımızın şânı yaşayacak, çocuklarımız torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaktır. ÇİÇİ


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2012, 00:42 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 11 Tem 2012, 19:37
Mesajlar: 1154
Yaş:
Alıntı:
Alıntı:
Ankara Antlaşması (1926)

Madde 1: Türkiye ile Irak arasındaki hudut Cemiyet-i Akvam’ın 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırıldığı şekilde (Brüksel Sınır Çizgisi) kesinleşmiştir.

Madde 5: Taraflardan her biri 1. maddede belirlenen sınır hattının kesin ve bozulmaz olduğunu kabul ederek bunu değiştirmeye matuf her türlü teşebbüsten sakınmayı taahhüd eder.
bundan daha önce Lozan 3/2 ve Milletler Cemiyeti'nin Musul'a dair karar ve işlemlerine bakın!
Halkoylaması isteyen Türkiye'ye İngiltere'nin cevabı ne olmuştu? (resmen ırkçılık yapılmıştır)
Sykes-Picot antlaşması ile Musul hangi ülkeye dahil kabul edilmişti peki?
hadi biraz akılları karıştıralım bu akşam!
:)
Milletler Cemiyeti'nin bölgeye gönderdiği kurul tarafsızmıydı?
Hukuki geçerliği olmasa da, meşum Sevres antlaşması Musul için ne öngörmüştü?
falan filan.
sözün özü; İş 1926dan önce bitmişti zaten.
Pekiyi, Millet Meclisi'nde Lozan'ın Musul'a dair maddeleri nasıl karşılandı?
Yukarıda ki yazdıklarınızı anlamak için en az 3 kez okudum... Yazım kurallarına uyalım lütfen... (Sevres, meşum ne demekmiş)
Yukarıda yorumda yazdıklarımı ben söylemiyorum, Ankara Antlaşması söylüyor...

Sevr Antlaşması ;

3. Madde = Kürt Bölgesi (madde 62-64): İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat'ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak; bir yıl sonra Kürtler dilerse Milletler Cemiyeti'ne bağımsızlık için başvurabilecek...

Zaten işin bittiği Antlaşmalardan dolayı biliniyor ? Benim sadece demek istediğim şuydu ;

1926 Tarihli Ankara Antlaşmasının 1. ve 5. maddelerine atıfta bulunarak, Irak'ın parçalanması durumunda Türkiye, Ankara antlaşmasına göre garantörlük hakkı elde eder mi ? Irak antlaşmalara uymadığı için bu antlaşma fesh edilebilir mi ?

Saygılar...


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2012, 00:58 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 10 Tem 2012, 23:27
Mesajlar: 818
Yaş:
Alıntı:
Yukarıda ki yazdıklarınızı anlamak için en az 3 kez okudum... Yazım kurallarına uyalım lütfen... (Sevres, meşum ne demekmiş)
Yukarıda yorumda yazdıklarımı ben söylemiyorum, Ankara Antlaşması söylüyor...
kurallara aykırı bir durum olduğunu zannetmiyorum, bu bir!
ikincisi, ben de size yazdığım konuların 26 öncesi meseleler olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Yani, Musul alınacaktıysa bile bu ancak 26öncesi mümkündü. Gerçekten de mümkündü, ama devletin bir hatasıdır -özellikle de diplomatik ricalin-, İngiltere'yi iyi okuyamamak!

_________________
Boyun eğmek şân ve şerefle yaşamış ecdâdımıza yapılması mümkün ihânetlerin en büyüğüdür... Savaşta cengâverlerin kaderi ölümdür. Biz ölsek de kahramanlığımızın şânı yaşayacak, çocuklarımız torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaktır. ÇİÇİ


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2012, 01:12 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 11 Tem 2012, 19:37
Mesajlar: 1154
Yaş:
Hocam burada sizle mutabık olamadığımız konu şu?

Siz 1926 öncesi Musul alınabilirdi, o zaman ki Diplomatların, hatasından ve o yıllarda İngiltere'nin tam anlaşılamamasından Musul alınamadı diyorsunuz ? 1926 yılı öncesi değil, günümüz şartlarında Ankara Antlaşmasının getirisinden ve götürüsünden bahsediyorum...

Benimde demek istediğim konu şu ; Ankara Antlaşmasının 1. ve 5. maddelerine göre, Irak'ın parçalanması gibi bir durumda, Türkiye Uluslararası Hukuk'tan dolayı kazanımları ne olabilir ? Ankara antlaşmasına göre garantörlük hakkı elde eder mi ? Irak antlaşmalara uymadığı için bu antlaşma fesh edilebilir mi ?

Saygılar...


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2012, 01:20 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 10 Tem 2012, 23:27
Mesajlar: 818
Yaş:
Alıntı:
Hocam burada sizle mutabık olamadığımız konu şu?

Siz 1926 öncesi Musul alınabilirdi, o zaman ki Diplomatların, hatasından ve o yıllarda İngiltere'nin tam anlaşılamamasından Musul alınamadı diyorsunuz ? 1926 yılı öncesi değil, günümüz şartlarında Ankara Antlaşmasının getirisinden ve götürüsünden bahsediyorum...

Benimde demek istediğim konu şu ; Ankara Antlaşmasının 1. ve 5. maddelerine göre, Irak'ın parçalanması gibi bir durumda, Türkiye Uluslararası Hukuk'tan dolayı kazanımları ne olabilir ? Ankara antlaşmasına göre garantörlük hakkı elde eder mi ? Irak antlaşmalara uymadığı için bu antlaşma fesh edilebilir mi ?

Saygılar...
eyvallah, zaten meramınızı gayet net bir şekilde yukarıda anlatmıştınız.
bence, 26 andlaşmasına geri dönmeye gerek bulunmamaktadır.
tahminim o ki, halefiyet kuralları gereği, Irak dağılırsa, kurulacak devletlerin sınırı eski Irak sınırı ile aynı olur, çakışır.
ha, ondan sonra bu ortaya çıkan yapılardan bizle birleşmek isteyen olursa, onlarla yeni bir andlaşma yapmamız mümkün ve de caizdir(=self determinasyon + egemenlik gereği).
ama güç kullanarak bu sınırları değiştirek doğru değildir, legal de değildir. Böyle bir agresyonun sonuçları da uluslararası camia tarafından tanınmaz zaten.

_________________
Boyun eğmek şân ve şerefle yaşamış ecdâdımıza yapılması mümkün ihânetlerin en büyüğüdür... Savaşta cengâverlerin kaderi ölümdür. Biz ölsek de kahramanlığımızın şânı yaşayacak, çocuklarımız torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaktır. ÇİÇİ


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2012, 01:22 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 10 Tem 2012, 23:27
Mesajlar: 818
Yaş:
Alıntı:
Isyanlari cok hafife aliyorsunuz,
Alman bir belgesel vardi (Devlet kanalinda )derinlemesine konuyu ele almislardi Alman ve Ingiliz arsivlerinden yararlanmislardi yaklasik 20 sene evel bakmisdim bu belgesele uzatmayayim.... orda ince ayrintisina kadar Ingiliz ve desdekcilerin Barzo ve talabanilerin dedeleri dahili Türkiyedeki Isyanlarin Ingiliz eliyle oldugunu anlatiyordu...
Hadi bizimkilere madem iyi bakmiyorsunuz Almanlari ne yapacagiz ?
Okuyabilen kardadır. (wer lesen kann ist klar im Vorteil)
İsyanların bilakis kötü etkileri olduğunu açıkça yazdım.
isyanların ise İngilizlerle olan bağlantısının ispatlanamadığını hatırlattım.
İsmet İnönü'nün bu konuda ne dediğini biliyorsunuz değil mi?
:)

_________________
Boyun eğmek şân ve şerefle yaşamış ecdâdımıza yapılması mümkün ihânetlerin en büyüğüdür... Savaşta cengâverlerin kaderi ölümdür. Biz ölsek de kahramanlığımızın şânı yaşayacak, çocuklarımız torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaktır. ÇİÇİ


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2012, 02:15 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 10 Tem 2012, 23:27
Mesajlar: 818
Yaş:
İsmet İnönü rahmetli demiş ki;
"Şeyh Sait isyanını doğrudan doğruya İngilizlerin hazırladığı veya meydana çıkardığı hakkında kesin deliller bulunmuyor."

_________________
Boyun eğmek şân ve şerefle yaşamış ecdâdımıza yapılması mümkün ihânetlerin en büyüğüdür... Savaşta cengâverlerin kaderi ölümdür. Biz ölsek de kahramanlığımızın şânı yaşayacak, çocuklarımız torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaktır. ÇİÇİ


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2012, 23:44 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 13 Tem 2012, 22:18
Mesajlar: 88
Yaş:
http://tr.scribd.com/doc/63378829/19/CEMAL-KEMAL
Sayfa 670 den sonrasını okursanız, Musul ve Kürt İsyanları hakkında başlangıç için fikir sahibi olursunuz...

_________________
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 13 Oca 2014, 16:23 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 18 Oca 2013, 13:48
Mesajlar: 1521
Yaş:
Sayın Derkrieger'ın, 1926 öncesi İngiltere kamuoyunun savaş karşıtı tutumunu gerekçe göstererek, Musul'un alınabileceği iddiasını pek gerçekçi bulmuyorum. Neden?

1- Musul'da petrol var
2- İngiltere o dönemde gururunun doruklarında bir imparatorluktu. Evet, halkı savaştan bezmişti ama, daha dün yendikleri, Şeyh Said isyanında da görüldüğü gibi, kendi topraklarında bile hakimiyetini tam oturtamamış bir ülkenin, askeri güç kullanarak veya kullanma tehdidiyle istediğini yapmasına asla müsaade etmezlerdi. Böyle durumlarda medya yoluyla milli gururun ayaklandırılması çok kolaydır. Hele ki büyük bedel ödeme tehlikesi yoksa...
3- Önceki maddeyi "Hele ki büyük bedel ödeme tehlikesi yoksa..." diye bitirdim. Neden? Gerçekçi olmak lazım. O dönemde 1. Dünya Savaşı'nın üzerinden neredeyse 10 yıl geçmişti. Teknoloji ve mekanizasyon hızla ilerliyordu. İngiltere'nin savaşacağı bir çok cephe yoktu. Velhasıl Türk Ordusu'nu, ağır kayıplar vermeden yenmeleri çok zor olmazdı. Bu tezime "Öyleyse neden İstiklal Savaşı sırasında Anadolu içlerine harekat düzenlemediler?" diye karşı çıkılabilir. Yanıt olarak, lojistik sıkıntılar yaşayarak ve büyük kuvvetler seferber ederek Anadolu içlerine harekat düzenlemenin fayda - maliyet hesabıyla, Musul için savaşmanın fayda-maliyet hesabının bir olmadığına işaret etmek isterim.
4- Olası bir savaşta coğrafi faktörler aleyhimize işleyecekti. İngilizler'in Musul yakınlarına kadar demiryolu ile asker sevk etme imkanı olduğu halde, bizim böyle bir imkanımız yoktu. Lojistik desteği sağlamak bizim için çok zor olacaktı.
5- Memleket hastalıklardan, yokluklardan kırılıyordu.

1926 Musul'u ile 1939 Hatay'ı bir tutulamaz. 1939'da Fransa'nın kapısında dev bir tehlike vardı ve Hatay'da vazgeçemeyecekleri çıkarları yoktu.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 17 Oca 2014, 12:54 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 31 Tem 2012, 11:59
Mesajlar: 292
Yaş:
Kurallar tartışılır fakat güç kabul edilir.
Musul ve Kerkük Bölgesinin geri alınabilmesi için Türkiye'mizin içeride ve dışarıda buna yetecek miktarda güçlü olması kafidir.
Zira bunun için her türlü hakkımız her zaman saklıdır.

_________________
"Canı pahasına savaşanlar için yaşamın bir tadı vardır, ama saklananlar bu tadı asla bilmez."


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 16 Tem 2014, 14:53 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 18 Oca 2013, 13:48
Mesajlar: 1521
Yaş:
Sözde İsrail karşıtı Türk dış politikasının kimlerin amaçlarına hizmet ettiğini anlamak isteyenler için faydalı bir yazı:

http://sozcu.com.tr/2014/yazarlar/soner ... il-556773/


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 05 Ağu 2015, 11:49 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 11 Tem 2012, 12:37
Mesajlar: 655
Yaş:
İkinci çuval olayı


12 Temmuz 2015 günü...
Bu tarihi bir kenara yazın... Bu tarih, Türkiye'nin Suriye politikasının iflasını ilan ettiği gelişmenin başlangıcıdır.


* * *


O gün, 54 kişilik bir grup, Türkiye sınırından Suriye'ye girdi..
Ellerinde Amerikan menşeli M16 silahları vardı...
Girenlerin bayağı kelli felli bir adı da vardı.
"30'uncu Tümen..."


* * *


Ankara çok umutluydu...
Çünkü bu tümenin savaşa gireceğini ve Suriye'de güç dengesini, kendi lehine çevirecek ilk ciddi adımı atacağına emindi.
Bu 54 kişi, Türk ve Amerikan uzmanlarca eğitilmiş, silahlandırılmış ve artık savaşçı güç haline geldiğine inanılmıştı.
Rüya sadece 2 hafta sürdü.
Hürriyet dün manşetinden, istihbaratçıların günlerdir sakladığı gerçeği açıkladı.
Suriye sınırından giren 30'uncu Tümen'in, başta komutanları olmak üzere neredeyse tamamı esir alınmıştı...
Zaten eğitmek için buluna buluna 54 kişi bulunmuş, onlar da ilk adımda saf dışı bırakılmıştı.


* * *


Peki esir alan kimdi?
Önce herkes IŞİD Terör Örgütü esir aldı zannetti. Ancak Türkiye'nin yetiştirdiği "Ilımlı Suriyelileri" esir alan, bazılarını öldüren "El Nusra" örgütüydü...
Üstelik, esir aldıkları kişilerin "Türkiye'de silahlandırıldıkları" itiraflarını kameraya almış ve yayınlamıştı.
Tam bir çuval manzarasıydı yani...


* * *


Gözler 3 ay öncesine döndü...
"El Nusra" 3 ay önce İdlib'i ele geçirdiğinde, Türk Dışişleri bunu neredeyse "kendi zaferi" olarak ilan etmemiş miydi?
Öyleyse ne oluyordu?
Orada çuval, eğitilip silahlandırılan Suriyelilerin mi, yoksa Türkiye'nin mi başına geçirilmişti?
Burası Ortadoğu...
Şimdi geçen haftalara dönüp çok önemli iki başka gelişmenin karanlık odasına bakalım.



Riyad'da bir masa etrafında iki kişi


30'uncu Tümen'in silahlarıyla birlikte esir düşüp başına çuval geçirildiği günlerde bir Suriye heyeti, gizlice Riyad'a uçuyordu.
Şimdi kemerlerinizi sıkıca bağlayın, çünkü heyetin başında kim vardı açıklayacağım.
Giden heyetinin başında, Esad rejiminin halen görevdeki İç Güvenlik Teşkilatı'nın başkanı General Ali Mamluk vardı.
Riyad'da karşısında oturan kişi ise bizzat Suudi Arabistan Savunma Bakanı ve 2. Veliaht Prensi Muhammed bin Salman'dı...
İki ülkenin istihbarat yetkilileri Suriye'de savaşın başladığı günden itibaren ilk defa bir araya geliyordu.
Peki Riyad'daki bu gizli ve çok önemli buluşma nasıl gerçekleşti?
Onun perde arkasını öğrenmek için de geçen haziran ayına dönelim.
Yer Rusya'nın St. Petersburg şehri...
Kapalı kapılar ardında ikili bir görüşme yapılıyor.
Masanın bir tarafında Rusya Devlet Başkanı Putin, öteki tarafında ise Suudi 2. Veliaht Prensi Muhammed bin Salman oturuyor.

Putin şunu söylüyor:
"Bütün öngörülere rağmen Esad hâlâ iktidarda. Dolayısıyla yeni bir politika belirlemek gerekir."
Riyad'daki gizli buluşma, işte St. Petersburg'daki buluşmanın sonunda gerçekleşiyor.
Tahmin ediyorum Ankara şu soruyu kendi kendine sormuştur?
"Esad'ı devirmek için Katar'la birlikte bizimle masaya oturan Suudi Arabistan, Esad'la ne konuşuyordu?"
Şimdi kemerlerinizi daha da sıkı bağlayın.
Dün Katar'da adı konmamış bir küresel zirve yapıldı.
Masanın bir ucunda ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, öteki tarafında ise Rusya'nın güçlü Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov...


* * *


Hiç şüphesiz bu masada, iki hafta önce Riyad'da yapılan gizli buluşmanın sonuçları da ele alındı...
Türkiye, Esad'ı devirme hayali ile hâlâ adam eğitmeye devam ederken, iki süper güç olaya
el koyuyordu...
Ve bu masada Esad da dolaylı şekilde vardı ama Türkiye'nin hayaleti bile yoktu.
Biraz sabır...
Bu görüşmenin perde arkasını da ilerde öğreneceğiz.

Riyad'a giden gizli heyette Türkiye'den de gizli bir isim

AYNI günlerde Riyad'da, bundan daha da hayret verici bir gelişme yaşanıyordu.
Türkiye'nin Suriye'ye gönderdiği 30'uncu Tümen daha ikinci hafta tek kurşun atmadan esir alınırken, bir HAMAS heyeti gizlice Riyad'a hareket ediyordu.
Bölgeyi izleyen bütün istihbarat birimlerinin gözü bir anda oraya çevrilmişti.
Bu haberi de dün Hürriyet'te okudunuz.
Ben biraz daha perde arkasına geçeyim.


* * *


Herkes çok iyi biliyordu ki, Suudi Arabistan rejimi, Müslüman Kardeşler'e düşman bir politika izliyordu.
Üstelik, geçen yıl bu örgütü terörist ilan etmiş ve listesine almıştı.
Oysa HAMAS, Müslüman Kardeşler'in bir koluydu ve üstelik silahlı mücadele veren tek mensubuydu.
Öyleyse bu davet ne anlama geliyordu?


* * *


Ancak olayın bizi asıl ilgilendiren yanı başkaydı.
Gazze'den gelen heyete iki isim ilave edilmişti.
Bunlardan biri, HAMAS'ın Mısır'daki, öteki ise Türkiye'deki temsilcisiydi.
Riyad'daki toplantının çok önemli bir ayrıntısı daha var.
Bu görüşmelere sadece veliaht prens değil, kralın kendisi de katılmıştı.
Aynı günlerde, Suudi hapishanelerinde yatan 8 Müslüman Kardeşler mensubu serbest bırakılmıştı.
Ayrıca Ortadoğu kulislerinde dolaşan bir dedikoduya göre, Suudi Arabistan, Müslüman Kardeşler'i sessizce terörist listesinden çıkarmıştı.
Riyad ondan önce de Tunus Müslüman Kardeşler kolunun lideri ile Ürdün'ünkünü de ağırlamıştı.


* * *


Suudi Arabistan, Müslüman Kardeşler politikasını değiştiriyor mu? İran'ın giderek yükselen etkisini dengelemek için bölgede "Sünni bir pakt mı" planlıyordu.
Türkiye'nin tarihi hatası olan Suriye politikasının askeri planı da çöktüğü günlerde yaşanan bu gelişmeler Türkiye'yi nasıl etkileyecek?
Ve çift hilal değerli bu bilgiler bana nasıl ulaşıyor?
Bu inanılmaz "Yakın şark thriller"inin son sahnesini yarın açıklıyorum.

http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ert ... i_29719893
------------------------------------------------------------------------------------
Maalesef ne diyorsam o olacak

-TAM iki buçuk yıl önce şunu yazdım:
"Suriye politikanız yanlış. Bunun sonucunda sınırımız Peşaver'e dönecek."
Maalesef dediğim çıktı. Orası El Kaide'yi bile aratan bir vahşetin merkezi haline geldi.


* * *

-Tam bir yıl önce dedim ki:
"Suriye'de ılımlı diye bazı insanları boşu boşuna eğitmeyin. Hiçbir başarı şansları yok. Ellerindeki silahlar IŞİD Terör Örgütü veya Nusra'ya gidecek."
Maalesef dediğim çıktı. İş, "30'uncu Tümen felaketi" ile bitti.


* * *

-Tam bir buçuk yıl önce
dedim ki:
"Mısır politikanız yanlış, orada yapayalnız kalacaksınız..."
Maalesef dediğim çıktı...
Bugün Hürriyet'te Obama'nın Sisi'ye mektubunu okuyacaksınız.


* * *

Bu, Türkiye'nin politikası değil, kendini her şeyi yapmaya muktedir zanneden bir ihtirasın yarattığı felakettir.
Peki bu "tarihi yanılgı", felaket politika değişmezse neler olacak...
Buyurun onu da yazıyorum.

Peki ben neyim ve bütün bunları nasıl bilebildim

BANA sorabilirsiniz...
-Ortadoğu uzmanı mısın?
Hayır...
-Askeri stratejist misin?
Hayır...
-Gazeteci olarak çok mu güçlü bir istihbaratın var?
Hayır...
Müneccim misin be adam?
O da değilim..
Neyim öyleyse?
-Ortadoğu'nun siyasi karakterini iyi bilen biriyim sadece...
-Bir de okuduğunu, gördüğünü, işittiğini anlayacak kadar, hatta ortalama zekâsı olan biri...
Ama görüyorsunuz... Ne dediysem o çıktı. Bundan sonra ne mi olacak? Onu da söyleyeyim.

İşte yazıyorum... Böyle giderse şunlar olacak:

-ESAD, Suriye'de kendini destekleyenleri alıp, Akdeniz'e sırtını vermiş yeni bir ülke kuracak.
-İsrail ve Batı ile ilişkilerini düzeltecek.
-Lübnan'la arasındaki meseleleri çözecek ve iyi ilişkiler kuracak.
-Türkiye sınırında ise Sünni eksenli bir yapılanma olacak.
-Bu yapılanma kısa sürede radikal İslamcı karakterli yeni bir Afganistan'a dönüşecek.
-Sınırımız, bu radikal yapılanma ve Kürt bölgeleri arasında bölünecek.
-IŞİD Terör Örgütü oradan kolayca sökülemeyecek ve maalesef, "Keşke sınırımızda bu kafa kesen vahşi adamlar olacağına Kürtler olsaydı deme noktasına geleceğiz."
-Ve Türkiye, kendi toprağında kalan 2 milyon Suriyeli ile en az 20 yıl bu sorunun üzerinden gelmeye uğraşacak ve ne yazık ki gelemeyecek.


Tahminim, temennim endişem ve uyarım

DÜNKÜ yazımın özeti şuydu:
-BİR: Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Esad rejiminin istihbarat şefi ile buluştu. Anlamı: Suudi Arabistan Esad'ın devrilmesini birinci öncelik olmaktan çıkardı.
-İKİ: Suudi Arabistan'ın birinci önceliği İran ve buna karşı bir tedbir olarak, Müslüman Kardeşler örgütü ile arasını düzeltiyor.

* * *

-Tahminim şu:
Suudi Arabistan liderliğindeki bu "Sünni pakt planı", son yıllarda bütün diplomasisini Sünni ve 'Müslüman Biraderlik' dayanışması üzerine kuran Ankara'yı heyecanlandırabilir. Hatta bu politikayı, bugüne kadar izledikleri diplomasinin başkaları tarafından da kabul edilmesi şeklinde yorumlayabilir.

* * *
-Endişem şu:
Büyük ve tarihi bir hata olur. Ankara bu hayale kapılırsa, Ortadoğu batağında çok daha ağır hezimetlere ve hayal kırıklıklarına hazırlanalım.


* * *

-Temennim şu:
Türkiye'nin tek istikameti vardır:
Avrupa Birliği...
İki gündür perde arkasını anlattığım gelişmelere bakarsanız, Ortadoğu'da kimin hesabının tutacağının belli olmadığı feci bir dönemin başladığını anlayabilirsiniz.
Türkiye'yi, vatanını seven herkesin şunu çok iyi bilmesi gerekir:
Ortadoğu'da Sünni eksenli bir macera felaketimiz olabilir.

* * *

-Uyarım şu:
Hiçbirimizin, gençlik hayalleri, 'Müslüman Kardeşperverliği', küresel lider rüyaları ile vatanımızın geleceğini karartma hakkı yoktur. Hiçbirimizin...
NOT: Dünkü yazımdaki bilgileri 2 Ağustos 2015 tarihli New York Times ve 3 Ağustos 2015 tarihli Sunday Times gazetelerinden aldım. Kurgu ve analiz bana aitti.

http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ert ... k_29729351


Başa dön
   
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 40 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC+03:00


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma dosya ekleri gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Limited

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye