TRMilitary

Tam Bağımsız Türkiye için Yerli Savunma Sanayii
Zaman: 26 Tem 2017, 17:32

Tüm zamanlar UTC+03:00


Loading


Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 22 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: S&H Murad BAYAR ile Söyleşisi
MesajGönderilme zamanı: 06 Eyl 2013, 14:40 
Çevrimdışı
Site Başkanı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2012, 22:24
Mesajlar: 4299
Yaş: 39
Savunma Sanayi Müsteşarı Sn. Murad BAYAR ile Söyleşi


“Vitrini doldurduk, şimdi müşterileri cezbetmemiz gerekiyor!”


Son 1o yıldır Türkiye’de daha önce farklı kanallardan yürütülen savunma ve güvenlik sistem ve teçhizat tedariği projelerinin önemli bir bölümünü [yaklaşık %8o] kendi üzerine alan ve yine daha önce çoğunlukla yurt dışı tedarik modeli ile hayata geçirilen bu projeleri belli bir süreç dahilinde Türk Savunma Sanayi’ne kazandıran Savunma Sanayii Müsteşarlığı [SSM]’nın bugün proje portföyü genişlemiş ve 35o dolayında proje yürüten bir savunma ve güvenlik tedarik kurumu haline gelmiştir.
Taktik sahada elde etmiş olduğu bu başarıyı stratejik, yani yapısal alana da taşımayı arzulayan SSM’nın, gelinen noktada Türkiye’deki savunma ve güvenlik tedarik yapılanmasında son 3o yıldır ölçek olarak küçülse de varlıklarını koruyan işlevselliğini yitirmiş ve etkisi kalmamış devlet kurumlarının yol açtığı görev duplikasyonlarını ortadan kaldıracak ve Kurumun MSB yapısı içerisindeki yerinin ve görev alanlarının netleşmesini sağlayacak kurumsal değişimlere de odaklandığı gözlemlenmektedir.


1O yıla yaklaşan bir süredir Savunma Sanayi Müsteşarı olarak görev yapan Murad BAYAR ile göreve başladığı ilk günlerden başlayarak bugünlere gelinen süreçte hayata geçirebildiği düşünceleri, taktik sahada kazanılan başarılar, KOBİ’lerin sektördeki konumu, ihracatın sektörün gelişimindeki önemi ve JSF/MTU Projeleri üzerine gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi sunuyoruz.

S&H:Size bu görevi ilk teklif ettikleri günden, sizin göreve başladığınız güne kadar, arada geçen süre uzun bir süre miydi? O sırada; durum nedir, neler yapılması gerekir, neler yapmak istiyorum gibi bir planla mı geldiniz? Yoksa ne durumdayız bir bakayım diye mi geldiniz? Yani sözü şu soruya getirmek istiyorum; O günkü düşüncelerinizi, bugün geriye dönüp baktığınızda gerçekleştirebildiğinizi düşünüyor musunuz?

Müsteşar M. BAYAR:Evet, göreve başladığımda 2oo4 Şubat ayı idi. Kararnamenin hazırlanması zaman aldı, dolayısıyla gelmeden önce bir miktar düşünme fırsatım olmuştu. Bir önceki işim de çok yoğun olduğu için mola veremedim. Buraya gelişimi de hatırlıyorum. Oradaki son çalışmayı tamamlayıp, çarşamba günü uçağa binip cuma günü de burada işe başlamıştım. Öncesinden sektörün tanıdığım tarafları vardı, SSM’de 1o yıl çalışmıştım ama başka bir boyuttaydı, onu da itiraf etmem lazım. O zamanlar, sadece birkaç projede tecrübemiz vardı. Ancak bütün sektöre baktığımızda, benim de başlangıçta bir öğrenme sürecim olduğunu görüyorum. Görevi alırken yaptığım konuşmamda hedeflerimi ifade etmiştim. ve büyük oranda onların üzerinde yoğunlaştık. Sektörün reorganizasyonu/yeniden yapılandırılması, projelerin özgün tasarıma dayalı yurtiçi sanayi ağırlıklı olarak ele alınması, sanayi tabanının güçlendirilerek yaygınlaştırılması ve SSM’nın kurumsal olarak güçlü bir hale gelmesi, bunlar o konuşmamda yer almıştı.

S&H:Peki, yokluğunuzdaki süreci anlayabilmek amacıyla bir inceleme yaptınız mı?

Müsteşar M. BAYAR:Ana temaları, temel hipotezi biliyordum. Fakat içine girdikçe de, benim bile farkında olmadığım, çok ciddi boyutlarının olduğunu gördüm. Mesela ilk geldiğimde, yurtdışında birtakım fuarlara katılıyordum, . Hemen hemen dünyanın bütün önde gelen savunma şirketlerinin Türkiye’de büyük bir projesi olduğunu gördüm ve bazılarının neredeyse en büyük projeleri Türkiye’de idi. Bu durum beni çok şaşırttı, Türkiye’nin hakikaten bu kadar büyük bir savunma teçhizatı tedarik eden bir ülke olduğunun farkında değildim ve SSM’de de malum, bizim ilk işe başladığımız yıllarda bu işin küçük bir kısmı vardı ve biz sadece orayı görüyorduk. Benim ilk işe başladığım zaman, yani 1989’da, SSM’de beş proje yürütülüyordu.

S&H:Kaldı ki, o projeler de MSB Savunma Sanayi ve Teknik Hizmetler Daire Başkanlığı’ndan ön-çalışmaları yapılagelmiş, devredilen çalışmalardı. . .

Müsteşar M. BAYAR:Tabii. Başlangıçta oradan devredilen projelerdi ama bizim bütün gördüğümüz büyüklük o beş proje idi. Müsteşar olarak göreve başladığımda 6o proje vardı, şimdi ise 350 civarında. Bu aslında Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarının arttığı anlamını taşımıyor. Sadece, Türk Savunma Sanayiinin gelişimine bağlı olarak bizim çalışmalarımızın endüstriyel açıdan derinleşmesi ile birlikte, ki bu içiçe yürüyen bir süreç, SSM’de yürüyen proje portföyünün katlanarak genişlediğini gösteriyor. Bunlara, farklı birimlerde yürütülen projelerin de bizim şemsiyemiz altına girmesini de eklersek bu artışı açıkça görebiliyoruz.

S&H:Bunun en önemli tarafı, sektörün kazandığı endüstriyel derinlik, değil mi?

Müsteşar M. BAYAR:Evet, önemli bir endüstriyel derinliği yerleştirmeye başladık ama dediğim gibi, ilk geldiğimde bu benim için bir öğrenmeydi. Türkiye’nin Savunma Sanayi programı SSM’nin çok dışındaydı, SSM bunun küçük bir parçası idi, hala da tamamı değiliz bu arada. Türkiye’nin savunma teçhizat alımlarına baktığımızda SSM, belki o zamanlar %1o’u, %2o’sini karşılıyor idi. Müsteşar olarak geldiğim 2oo4’ü söylüyorum. SSM’nın kuruluşunun da 2onci yılı neredeyse, yani 2o yılda biz daha işin %2o’sini ancak kendi bünyemize almış durumdaydık ve ona şaşırmıştım. Avrupa’daki, Almanya’daki keza Fransa’daki büyük şirketlerin Türkiye’de büyük bir projesi vardı. İngilizler, İtalyanlar, Amerikalıların zaten vardı. İşte İsrailliler, ne bileyim Hollandalılar’ında yine böyle. Zaman zaman şu hisse kapılıyordum, Avrupa Savunma Sanayini biz mi besliyorduk? Bir çoğunda da tarihimizde aldığımız en büyük işi Türkiye’den aldık gibi söylemler vardı. Sanırsınız ki, bir savunma sanayi kuruluşu en büyük işi kendi ülkesinden alacak, ama gelin görün ki Türkiye en büyük iş-veren gibiydi. Demek ki bizim bu kadar ülke savunma sanayisini besleyecek bir hacmimiz vardı. Bugün de o hacmi görüyoruz.. Proje sorumluluklarının bize geçmesiyle birlikte bu çok daha iyi görülmeye başlandı.
Son görüşmelerimden bir tanesi, OSTİM’den bir firma ile idi. Bugün OSTİM’de 119tane KOBİ var savunma sanayine iş yapan. Bu, hem Türkiye’deki endüstriyel derinleşmenin göstergelerinden birisi olarak, hem de Türkiye’nin proje zenginliğini vurgulaması açısından artık önemli bir değer olarak karşımıza çıkıyor.

S&H:Siz göreve başladığınız zaman belki bunlardan hiçbirisi yoktu ya da göz ardı edilebilir seviyede idi?

Müsteşar M. BAYAR:Yoktu belki, bu rakam daha 5-6 yıl önce bile 3o civarındaydı. Dediğiniz doğru, 1o sene önce belki de 3-5 taneydi.
Peki biz ne yaptık; savunma sanayi çalışmalarına ayırdığımız kaynağı mı artırdık? Hayır, bugün baktığımızda, bizim ilave olarak aldığımız hiçbir kaynak yok. Yani Savunma Sanayii Destekleme Fonu [SSDF]’na, ben göreve başladığımdan bu yana aldığımız ilave hiçbir kaynak yok ve tam tersine uzun dönemli olarak baktığımızda SSDF kaynaklarında bir azalma söz konusu.

S&H:Bunun SSM faaliyetlerine yansıması nasıl?

Müsteşar M. BAYAR:SSDF gelir kalemlerinde bir düşüş söz konusu. Paramız azaldı anlamında söylemiyorum. Tersine maddi gelirlerimizde bir artış var, neden, çünkü ülkemizin milli geliri arttığı için bu oransal olarak bize de yansıyor. Biz bir hesap yaptık, geçtiğimiz son 1o yılda bizim milli savunmaya harcadığımız paranın milli gelire oranı her şey dahil olmak üzere, yani Milli Savunma Bütçesi, bizim fon [SSDF], Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlıklarının harcamalarının yer aldığı İçişleri Bakanlığı’nın bütçesi ve Hazine üzerinden kullandığımız krediler de dahil, 2oo2’de %3.3 iken şimdi %1.8. Yani Milli Gelire oranla savunma harcamamızın yüzdesi oransal olarak hemen hemen yarıya düşerken, miktar olarak ise artmış, bu artış ülke ekonomimizin büyümesinin bir sonucu.
Milli Savunma Bakanlığı [MSB] bütçesinin genel bütçe içindeki oranı da küçülüyor %7’lerden %5’lere indi. Ancak bu dönemde savunma sanayi sektör cirosu yaklaşık ABD$1 Milyar’dan ABD$5 Milyar’a çıktı. Yani bütçe kaynakları dediğim gibi oransal olarak azalıyor ama, Savunma Sanayinin cirosu artıyor. Neden? Çünkü daha önce bu para dışarı gidiyordu.

S&H:Siz göreve geldiğinizde MSB Dış Tedarik ve İç Tedarik ile SSM arasında güzel bir sinerji yakaladınız. Diğerlerinde de bu olacak mı? Bütçeyi tek elden yönetmek mümkün olabilir mi?

Müsteşar M. BAYAR:Zaten son birkaç senedir aslında bu konu programımızda yer almaya başladı. Bizim bu 1o senede yaptığımız işlerin tamamı taktik işlerdir. Yani bakarsanız aslında yaptıklarımız tamamen taktik sahada. Projelerin büyük çoğunluğunu üzerimize almaya çalıştık ve bunu başardık, sonra da o projeleri kendi sanayimize döndürdük, bu da tamam, ancak bunların hepsi taktik ve parça parça. Henüz bir sistematiğe oturtamadık. Stratejik ve yapısal boyutta da değiller. Yani yapısal boyutta bakarsanız, 1o sene önce ben geldiğimde, hatta 3o sene önce SSM’nin kuruluşu sırasında Türkiye’deki yapı ne ise bugün de aynı, hiç bir şey değişmemiş durumda. Milli Savunma Bakanlığı’nda hala o fonksiyonlar var, hala Lojistik Komutanlıkları benzer projeleri yapıyorlar, hala Askeri Fabrikalarımız üretim projeleri yapıyorlar. İşin tedarik kısmı bize geçtiği için ölçek küçüldü, ama yapısal olarak bakınca hepsi duruyor olduğu yerde. Dolayısıyla bizce artık bundan sonrasına baktığımız zaman, tabii ki projeleri belli bir raya sokmak güzel ve kalıcı şeyler ama bununla birlikte o yapısal değişimin de artık gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Bizim OYTEP süreçlerimizde de hiçbir değişiklik yok. Bunların hepsinin aslında felsefesinde şu var, biz yurtdışından bir şey alacağız kolumuzu kaptırmadan nasıl alırız. Yani bizim tedarik dokümanlarımızın tamamı bunu tarif ediyor ve yurtdışı kaynaklı bir ürün alacağınız için bunun da bakım onarımını askeri fabrikalarda yapmanız lazım, bütün yazılı dokümanlarımız bunu tarif ediyor. Fiiliyat bundan epeyce uzaklaşmasına karşın yazılı dokümanları okursanız, hala bu tarif edilmekte. Hala çok geniş şartnameler yazmaya çalışılıyor, her husus çok detaylı giriliyor. Eskiden, şu ülkeye gemi yaptıracağız, aman bir şey unutmayalım deniyordu ama şimdi ben kendi tersanemde gemi yaptırıyorum, bir şey olursa da onu sonra da ekleyebilirim. Yani işin ana çatısı, kurgusu doğru olduktan sonra, şurada da şu malzeme kullanılacak demeniz gerekmiyor, proje yürürken, zaten tasarım aşamaları var, o aşamalarda o kararlar verilebiliyor. Yani, o kadar detaylı şartnameye ihtiyaç yok. Ama uygulamayı değiştirseniz de o eski yapı hala duruyor. Bir şartname geliyor, tuğla gibi, her türlü detay tarif edilmiş. Zaten o şartnameyi yazıp bitirene kadar teknoloji eskiyor ve birçoğunun da yolda değiştirilmesi gerekiyor. Dolayısıyla projeler yürürken çok değişiklik yapmamız gerekiyor.
Halbuki, en baştan biz bu işe daha çatı bir şartname ile başlasak yani ana performans parametrelerini yazıp sonra da bunun detaylarını proje yürürken karar vererek gitsek, çok daha iyi olacak çünkü yaptığımız işin adı artık tasarım ve geliştirme projesi...
Tasarım projesi ne demek? Bu kararların verileceği ara noktalar var demek. Hazır bir ürün almıyoruz; o kararlar verilebilir. Yani bu yapısal dönüşümü de artık yapmamız gerekiyor. Sistem artık sıkıştı.

S&H:Çözümü nerede görüyorsunuz? Siz 4-5 yıl önce bir çalışma yapmıştınız, İngiliz, Alman, ABD ve diğer ülkelerin tedarik yöntemlerini incelemiş ve bir sonuç raporu çıkarmıştınız?

Müsteşar M. BAYAR:Aslında şöyle; biz bunu iki senede bir alevlendiriyoruz ve bu çalışmayı yapıyoruz. Ben ilk geldiğim zaman da bunu yaptık. Bu bir yeniden yapılanma ve hiçte kolay bir şey değil; çok-taraflı ve çok-katmanlı bir konudan bahsediyoruz. Bugün bu konuları daha rahat konuşabiliyoruz, çünkü artık fiilen yapılmış ve gösterilmiş örnekler var.
1o sene öncesi ile bugün arasındaki en büyük fark ne derseniz, en azından düşünce yapımız olarak 1o sene önce Türkiye’de bir şeyin yapılması, tasarım ve geliştirmesi bir fantezi iken ve bunlar ancak adına Ar-Ge dediğimiz, ne olduğunu da anlamadığımız, ‘çocuklar işte çalışıyorlar’, onlara bir meşgale olsun diye üretilmiş çoğu da bir şey beklenilmeyen projeler iken. şimdi artık hemen her alanda bir ana-sistemimiz var. Kendi mühendislerimizin beyin gücü ile ortaya çıkmış, işte bir MilGem var ,onu örnekleyebiliriz. Çünkü, bu artık fiziki bir gerçeğe dönüşünce konuşmalarınız da değişiyor. Tankımız var, İHA’mız var, helikopterimiz var, uydumuz var bunlar artık konuşmalarımızı ve doğal olarak ta beklentilerimizi değiştiriyor.
Aradaki ciddi düşünce yapısı farkı şu, Silahlı Kuvvetlerde de, bizim teşkilatımızda da bir proje kurgulanırken, artık Türkiye’de tasarımı geliştirilecek şekilde kurgulanmaya başlandı. Herkes bu düşünceyi kabullenmiş durumda. Öyle ki, ben geçtiğimiz haftalarda Gölcük’te Tersanedeydim, oradaki tasarım bürosunda duvarda bir mesaj dikkatimi çekti: ‘Hedefimiz Milli Denizaltıyı [MilDen] burada tasarlamaktır’ diye.
Tabii artık bu tip hedeflere cesaret edilebilir bir seviyeye gelindi.. Yani, 1o yıl öncesi ile bugün arasında ana fark ne dersek, 1o yıl önce bunlar münferit çabalardı… çoğunlukla projelerin ilk hazırlık aşamasındaki kurgusu, bunların yurtdışından alımı olacak varsayımıylaydı.
Artık ana silah sistemlerinin Türkiye’de yapılabildiği görüldü. Bugünkü fark şu, artık hakikaten projeler kurgulanırken herkes birinci hareket tarzı olarak ‘biz yapalım’ı çalışıyor, yani önce bu çalışılıyor. Fark bu. Yani şimdi, 1o senede bence en azından kabul edilebilir bir değişiklik oldu. 1o sene önce her projede tersine bir mücadele gerekiyordu.

S&H:İhtiyaçların belirlenmesi safhasında teknik detayların belirlenmesinin tedarik makamına bırakılması süreci ne kadar zaman alır?


Müsteşar M. BAYAR:Aslında orada da epey bir gelişme oldu, her ne kadar işin yapısal kurgusu olmasa da, hayata geçiriliş kısmında değişiklikler oldu. Çalışmalar tasarım geliştirme projeleri olarak değerlendirilmeye başlandıkça, projelerin teknik yönüne de epeyce girdimiz olmaya başladı. Yani bu alanda iyi bir katkı yaptığımızı düşünüyorum. Burada SSM’nin de kapasitesini geliştirmesi, biraz daha uzmanlık seviyelerini artırması gerek, doğruya doğru, bir şey bilmediğiniz zaman ne katkı yapacaksınız? Mesela şimdi, artık savunma sistemi içerisinde sivillerin rolü olsun demeye başladık, ama sivil yok ki bir rol olsun, bilgi birikimi de yok. Savunma Sanayiinde biz iki çift laf edebiliyorsak, bu aşağı yukarı 25 sene sonra oldu. Yani bugün, bizim bir sözümüz olabiliyorsa, bu konuda 25 senelik tecrübe var… bugün SSM’de gördüğünüz arkadaşların çoğu bu kariyere başlayıp belirli bir süre geçirdikten sonra eh işte bu konuda bir cümle kurabilen insanlar haline geldiler. Ama savunma diye baktığınızda o çok daha geniş bir alan. Savunma Sanayi dışında bu kadro yok, yetişmesi de çok uzun seneler alıyor maalesef, bunun gökten inecek hali de yok. Yani bazı tecrübelerden geçilmesi gerekiyor. Bugün biz hakikaten bir projeye baktığımız zaman risklerini görebiliyoruz, nasıl olması gerektiğini nasıl kurgulanması gerektiğini bakınca görmeye başladık, ama kaç sene sonra. Bugün dahi kendi yaptığımız her işi geriye dönük olarak eleştirebiliriz. Bir çoğunda da bir öğrenme süreci var. Bu kadar sene sonra diyoruz ki SSM’nin bir uzmanlık kapasitesi var, ki o da hala işin tamamına yetmeyen bir kapasite. Yani hala bugün savunma teçhizat konularının tamamını yapamıyoruz diyorum belki %7o-%8o’lerdeyiz ve hala bizim dışımızda olanlar var. Diğer taraftan henüz elimizde olanlara da kendi iş-gücü kapasitemiz yetmiyor.

S&H:Siz 35o civarında proje yürüttüğünüzden bahsettiniz, kaç tane proje grubunuz var? Yani grup başına kaç proje düşüyor?

Müsteşar M. BAYAR:8 proje Dairemiz, ArGe’yi de sayarsak 9 Proje Dairemiz var. 4’erden 36 grup, her grup başına 1o proje düşüyor, her grupta da aşağı yukarı 1o’ar çalışanımız var, yani adam başı bir proje civarında. Bu işin zor kısmı hakikaten, insan kapasitesini geliştirmek ve hiçte hızlı olmuyor...

S&H:Kullanıcı kısmında da atamalar 2 yıllık süreçlere bağlı olduğu için birikim olmuyor, tecrübe olmuyor dolayısıyla 1o yıl süren proje 5 kere değişen bir proje haline geliyor...

Müsteşar M. BAYAR:SSM’nin mantığı da işte o zaten: süreklilik. En önemli katma değerimiz bu. Silahlı Kuvvetlerden de çok önemli bir katkı alıyoruz, tabii ki onu yadsıyamayız. Bizim her proje grubumuzda, kullanıcının, yani Kuvvetlerin temsilcileri de var, zaten onlarla birlikte bu çark dönüyor, yoksa hiç dönmez. Sadece SSM kadrosuna kalsa bu iş yürümez de, benim oradaki hesabım, bizim kendi kadromuz 45o kişi, ama bu projelerin yürütülmesinde biz belki 1.5oo kişilik bir kapasite kullanıyoruz. Geriye kalan 1.ooo kişi Kuvvetlerden geliyor veya danışmanlarımızdan geliyor. SSM’ye ilave kullandığımız bir teknik kapasite var. Kuvvetlerdeki arkadaşlarımız sık değişiyor ama sonuçta bir pilot yine aynı bilgiye sahip olarak geliyor. Tabii ki projelerimizin sürekliliğini sağlıyoruz. Alan uzmanlığı da oradan gelebiliyor ve onu inkar edemeyiz. Kullanıcı uzmanlığı kesinlikle öncelikli geliyor, o zaten çok önemli...

S&H:Örneğin ALTAY Projesi’nde Kara Kuvvetleri Zırhlı Birliklerinin katkısı oluyor mu?

Müsteşar M. BAYAR:Kesinlikle oluyor. Zaten özellikle bence bir diğer başarı unsuru da bu oldu. Aslında bu projelerde bir miktar işler yolunda gittiyse, kullanıcı bu işe angaje olduğu içindir, yapılabilirliğini düşündüğü içindir, aksi taktirde çok zor olurdu. ALTAY tankının tasarım aşamalarında Zırhlı Birlikler Okulu sürekli girdi verdi. Uzman subaylar çalışmalara sürekli katıldı ve görüş aktardı. O kişi değişiyor olabilir ama o kişi bir tank subayı. Geliyor ve koltuğun ergonomisine kadar, oturuyor, bakıyor, bunların yeri doğru mu, o süreç çok önemli, onu alıyoruz ve haklarını yemeyelim, bence bütün süreç boyunca Silahlı Kuvvetler bunu bize sağlıyor, bu da en önemli girdi aslında. Ve yine geçmişten örnek vermek gerekirse, mesela 2005 yılına gidersek, kendi deneyimimle diyebilirim ki bizim sanayi firmalarımız kullanıcıdan kopuktu, kullanıcıyla bağ yoktu aralarında. TAI, Aselsan, Roketsan gibi firmalarımızın kullanıcıyla bir temasları yoktu.

S&H:Sizin temas ettiğiniz konu güvensizlik ...

Müsteşar M. BAYAR:Tabii, kurgular da bunu getiriyor. TAI’yi ele alalım, F-16 yapıyoruz ve F-16’yı biz yapıp ABD’ne veriyoruz, onlar Türkiye’ye veriyor. Burada uzman olarak çalıştığım zamandan hatırlıyorum. TAI’de toplantı oluyor, Hava Kuvvetleri’nden de ekipler var, bir fark ettim ki oraya gelen havacılar TAI’ye ilk defa geliyorlar. Yıl 1995, TAI kurulalı 1o yıl olmuş. TAI’nin de Türk Hava Kuvvetleri ile bir ilişkisi yok. TAI Lockheed’e bir iş yapıyor, Lockheed ABD Hükümetine veriyor uçakları, projenin denetimini de ABD Savunma Bakanlığı yapıyor, uçağı da biz ABD’den alıyoruz. TAI ile alakamız yok. Yani TAI ile bir diyaloğumuzun olması da gerekmiyor o tarihte. O da bir taşeron.
Ama bugün ANKA, HürKuş ve ATAK Helikopteri için kullanıcı tercihlerinin birlikte çalışma ile alınması gerekiyor, ana-yüklenici firmalarımızın bugün itibariyle hepsinde Silahlı Kuvvetlerimizin temsilcileri var. Bir kısmı sürekli, bir kısmı toplantılar ve ortak çalışmalar üzerinden mesaideler. Bu bağ kuruldu, bu da önemli ancak pek görünmeyen başarılardan birisi aslında.

S&H:‘Bugünlere gelişimizde elde ettiklerimiz hep taktik sahadaki başarılar’ dediniz. Bunu stratejik boyuta geçirmek için ne gibi süreçler söz konusu ya da gerekli?

Müsteşar M. BAYAR:Bazı yapısal kararların alınması lazım. SSM çatısı altında yapılabilecekleri yapmaya çalışıyoruz. Söylemeye çalıştığım buna, bütün sistem olarak bakılması gerektiği. Yani, en basitinden başlarsak, hala bizim bağlı olduğumuz Bakanlıkla bir görev duplikasyonunda olmamızın bir açıklaması yok maalesef bunun hiçbir izahı yok.

S&H:Yani tedarik çalışmalarındaki duplikasyondan söz ediyorsunuz?

Müsteşar M. BAYAR:Evet, gözle görülür seviyede azaldı ama hala var. Bakanlık birimlerinde hala yürüyen projeler var.

S&H:Yani direk alımlar, ArGe projeleri gibi değil mi. . .

Müsteşar M. BAYAR:Tabii o tür şeyler de var ama diğer projeler de var. Ar-Ge konusu bir alan, hala Milli Savunma Bakanlığı’nın Ar-Ge Dairesi duruyor ve kendisini geliştirmeye çalışıyor. Milli Savunma Bakanlığı’nda Savunma Sanayii Dış İlişkiler diye bir Daire var ama o da aklımızın almadığı bir şey, SSM burada ama benim dış ilişkilerimi bir başka daire yapıyor..... Bunlar zaten ifade ediliyor her platformda, kabul de görüyor, görmüyor değil bu arada, tamam genel olarak doğrusu budur, yapılması gereken şudur deniyor da, o adımları bir türlü fiilen atamıyoruz. Burada birinci adım, Milli Savunma Bakanlığı yapısı içerisinde bizim konumumuzun netleştirilmesi.
Sonuçta bizim görev alanımız savunma sanayi ise, bununla ilgili konuların bir bütünlük içinde burada olması lazım. Zaman zaman toplantılarda ben şuna da dikkat çekiyorum, yani SSM’yi biz kurmadık, SSM’yi devlet kurdu, biz burada işe başladık. Hepsi devlet kuruluşu ve bu görevi yapsın diye kurulmuş, biz de geldik çalışıyoruz. Bakanlık merkez teşkilatı, bağlı kuruluşun yaptığı işi yapmak için teşkilatlanmaz. Ama bizdeki sıkıntı, SSM kurulduğunda öyle kurulmadı; Mesela Kore'de DAPA var, bizim muadilimiz teşkilat. DAPA kurulduğunda şu yapıldı - ki bu arada DAPA yeni kuruldu, çok eski değil, sanırım 2oo6 idi - DAPA kurulduğu gün bin kişiydi. Nasıl oldu bin kişi birden bire? Çünkü orada da Savunma Bakanlığı içinde belli dairelerden personel vardı. Onları aldılar ve yeni bir teşkilat kurdular. SSM kurulduğunda ben dahil 4o kişi idik, ki ben üçüncü senesinde başladım. Çünkü SSM bir paralel yapı olarak kuruldu. Mevcut teşkilattan buraya bir katkı yapılmadı. Orası olduğu gibi bırakıldı. İşin açıkçası geriye dönüp baktığımız zaman, Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın ismi büyük ama, aslına bakarsanız başlangıçta deneysel bir yapı.

S&H:Silahlı Kuvvetlerin ikmal maddeleri kendi içinde sınıflara ayrılmıştır: birinci sınıf, ikinci sınıf... Bunların içinde bir kısmı vardır ki, belki de bunları Milli Savunma Bakanlığı’nın kendisi tedarik etmeli yani Savunma Sanayinin pirinç ve bulgur ile uğraşacak bir tarafı yok. Dolayısıyla belki kendi teşkilatı içerisinde bir alım sistemi oluşturulabilir ve devam edebilir. Böyle bir ayrım ile bunu kendi teşkilatları içerisinde sürdüremezler mi?

Müsteşar M. BAYAR:Şimdi zaten gidilmesi gereken yer o. Dediğim gibi savunma teçhizatı dediğimiz şeyin mühimmat da dahil SSM yapısı içerisinde olması lazım. Ama bunu tabii ki dediğim gibi bütünsel düşünmek gerekir. Bu nedir, ArGe'si de bunun içerisinde olmak üzere, ihalesi, sözleşmesi, takibi, kontrolü, kalite denetimi, sertifikasyonu, ihracat ile ilgili çalışmaları da hepsi içinde olmalı.

S&H:Peki siz bütçe için de, kadro için de mücadele veriyorsunuz, diğer taraftan MSB Dış Tedarik Dairesi projelerinin transferi için de epey mücadele verdiniz, yani kendiliğinden olacak bir şey değil, bunun için idari bir karar süreci gerekiyor, herhalde. Yoksa kimse kendiliğinden konumunu teslim etmeyecektir, değil mi?

Müsteşar M. BAYAR:Söylemeye çalıştığım, gelişimimiz kapsamında bundan sonra bizim yeni bir ivme yakalamamız için, bu yapısal dönüşümü de yapmamız gerektiği, fiili alanda yapabileceklerimizin sınırına geldik. Bunu zaten biz bir noktaya getirdik, fiilen de bu işlerin yapılabileceğini göstermiş vaziyetteyiz, şimdi bunun yapısal tedbirlerinin de alınıp, kurgusu oturtulabilir, aksi takdirde burada şöyle bir risk var. Bu işin sürdürebilirliği. Tamam, biz 1o senede bir nehir yatağını değiştirmeye çalıştık ama eski mecra da orada duruyor, yani su her an oradan tekrar akmaya başlayabilir. Bunu ilk aşamada değiştirmek zordu, evet, ama şimdi bu tarafa doğru ‘daha verimli bir şekilde’ akmaya başladı. Sistemin artık tahkim edilip, yapılandırılıp uzun dönemde sürdürülebilirliği açısından buna göre kurgulanması gerekiyor.

S&H:Savunma sektöründe faaliyet gösteren veya hizmet sunan toplam KOBİ sayısı hakkında bir rakam verebilir misiniz?

Müsteşar M. BAYAR:Ben daha önce 1.ooo diyordum, ama artık 1.ooo’ide aştığımızı düşünüyorum çünkü sadece Ankara OSTİM’de 119 KOBİ sayısına
ulaşıldı. Şu anda Savunma Sanayi’ne iş yapan, yapabilecek değil yapan, KOBİ sayısı 1.ooo’i geçmiştir. Bu firmaları bazen ziyaret ediyorum hakikaten çok ciddi kapasiteleri var. Örneğin yeni bir oluşum, bir kompozit tesisi açtı, Başkent Organize Sanayii’nde. Gittik baktık 2o yıl önce TAI’nin kurduğu kompozit tesisi kadar büyük bir tesis, o zaman bu sadece TAI’nin bünyesinde devlet tarafından yapılabilecek bir işti. Kurdukları tesis, gayet yüksek standartta pırıl pırıl bir tesis, bu işe ABD$15 Milyon gibi bir yatırım yapmışlar ve henüz hiç sipariş de almadan, demek ki özel sektörün bu kapasitesi var.
Biliyorsunuz SSM ilk kurulduğunda Joint Venture [Ortak Girişim] projelerimiz vardı, meşhur, onların hepsinde ihaleyi yapıp, avansı verdikten sonra, o tesisler yapılıyordu. Ama bugün ABD$15 Milyon seviyesinde bir yatırım henüz hiç iş alınmadan yapılmış teknik ihtisas kadrosu da oluşturulmuş vaziyette.

S&H:Fon [SSDF] başka kullanıcılara da açıldı, gerek Emniyet güçleri, gerek istihbarat daireleri, onların alımlarının fon üzerinden yapılmasının sizin bugüne kadar oturttuğunuz yerel katkı, KOBİ kullanımı gibi isterlerin zayıflamasına yol açacağını düşünüyor musunuz? Mesela EGM’nün helikopter alımında Türkiye’de üretilen platform yerine dış kaynaklı alım nasıl değerlendirildi?

Müsteşar M. BAYAR:Şimdi orada kullanıcıların öncelikleri açısından çok büyük bir farklılık yok, Silahlı Kuvvetlere bakarsanız nihai ürünün eline geçmesine bakıyor, Emniyet de öyle, MİT ile de çalışıyoruz onlar da aynı. Bence, oradaki optimizasyonu yapma sorunu bizde SSM olarak. Bizim o ihtiyacı alıp aynı Silahlı Kuvvetler projelerinde olduğu gibi bir yerli sanayi potansiyeline dönüştürmemiz gerekiyor. Biz onu Emniyetten beklemeyeceğiz, o bizim görevimiz ve orada da aynı Silahlı Kuvvetler projelerinde olduğu gibi bu dengeyi koruyabilirsek yani bir yandan ihtiyacı karşılarken, bir yandan da Türkiye’de bu alanda sektörün gelişmesini sağlayabilirsek, ki sağlayacağız, bir sorun olmayacaktır.

S&H:Ama nasıl olacağı son kullanıcının tercihinde değil?

Müsteşar M. BAYAR:Tabii ki o kullanıcının bir tercihi, ama kriteri değil, bizim o optimizasyonu sağlamamız lazım. Doğal olarak orada EGM’nin ihtiyaçlarını, MİT’in ihtiyaçlarını, uzun vadeli gereksinimlerini, biz daha iyi anladıkça sektörde ona dönük hazırlıkları da daha iyi yönlendirebiliriz. Bazı şeyleri hazır alabiliriz ama uzun vadede bunları Türkiye’den karşılamak için yol haritamızı da oluştururuz, zaten işimiz bu. Silahlı Kuvvetlerde yaptığımız işi burada da yapacağız. Bunun sonucunda beklentimiz ne? Yine aynı askeri teçhizatta olduğu gibi güvenlik teçhizatında da Türkiye’de sektör oluşmasını sağlamak. Mesela tabanca konusu üzerinde bir süredir çalışıyoruz. Türkiye’de tabanca imalatçıları var, EGM ile hatta Silahlı Kuvvetler ile de münferit bir çalışma sistematiği içindeler ama şimdi bir projemiz var ve süreç de bu yönde ilerleyecek.

S&H:Bugüne kadar yerleşik yerli bir marka çıkarılamamasına sebep olarak neyi görüyorsunuz?

Müsteşar M. BAYAR:Bu işe sistematik yaklaşılmamasını... Tabii ki yabancı kaynaklı silahlar var, daha iyi netice verdiği için kullanıcı da onları tercih ediyor. Türkiye, uzun yıllardır terörle mücadele eden, emniyet güçlerinin ağır görevler altında olduğu bir ülke, kullanıcı bana iyi tabanca lazım dediği zaman ne yapabilirsiniz, tabii ki iyi tabanca lazım, bu da ancak yabancı kaynaklı olabiliyorsa o zaman yapılacak bir şey yok. . . Ama biz bunu bir sistematik çerçevesinde Türkiye’de yaptırır ve kendisine verirsek konu hallolmuş olacak ve bunu da yapacağız. Ama bu nasıl daha önce Silahlı Kuvvetler için dış tedarik mekanizması altında olmuyor idiyse, EGM’nin doğrudan alım yapması ile de olmaz. SSM işin içine girdiği zaman bizim sanayi rolümüz ile bunu birleştirdiğimizde biz sonucu üretiriz. Nasıl diyoruz ki Türkiye en büyük, en etkili ve en güçlü Silahlı Kuvvetlerden birisine sahip, NATO’nun en büyük ikinci Ordusu. EGM de öyle, dünyanın en büyük Emniyet Teşkilatlarından biri.Yani şimdi böyle bir Emniyet Teşkilatınız varsa o zaman güvenlik ile ilgili teknolojilerde de sizin bir potansiyeliniz olacaktır, aynı Silahlı Kuvvetlerde olduğu gibi.

S&H:Ki bunun da en temelinde de tabanca yer alıyor.

Müsteşar M. BAYAR:Evet, tabanca, diğer bütün güvenlik teknolojileri, haberleşmesi, bilişim sistemleri, diğer teknolojiler, zırhlı araçları vb. geliştirebiliriz ve yapacağız hem zaten onun için bu göreve talip olduk. Yoksa EGM’nin yaptığı alımları biz yapalım, başkası yapsın ne fark eder.

S&H:Kuvvetlerin kullanacağı tabanca ile Emniyet güçlerinin kullanacağı tabancayı ve ihtiyaçları birleştirebilecek misiniz?

Müsteşar M. BAYAR:Doğal olarak hedefimiz bu. Gayret ettiğimiz şey beylik tabanca. Yani biz Türkiye’nin bir tabanca markası olsun, polisimizin de, askerimizin de kullandığı tabanca o olsun istiyoruz. Tabii ki bir aile çözümü olsun ve uluslararası bir marka haline gelsin. Bu kadar büyük bir Silahlı Kuvvetlerin, bu kadar büyük bir Emniyet Teşkilatının dolayısıyla bu seviyede kullanıcının olduğu bir ülkede bu alan da diğer konular gibi. Gidin bakın yabancı tabanca üreticilerine en büyük pazar olarak Türkiye’yi sayarlar.

S&H:Savunma Projelerinde yaptığınız yaklaşımı mı uygulayacaksınız orada da, yani bir ana yüklenici belirleyip, örneği MKEK, çalışmaları onun üzerinden mi yürüteceksiniz?

Müsteşar M. BAYAR:MKEK’nun tabanca da bir rolü yok, zaten uzun süredir tabanca üretimi de yok, tabanca aslında orada özel sektör alanında bir konu, Türkiye’de 4-5 tane imalatçı var, örneğin Sarsılmaz onlardan bir tanesi. Bir kurgu ile bunu tamamen özel sektör ile yapacağız...

S&H:Peki işi paylaştırıp birlikte çalışmalarını mı isteyeceksiniz yoksa bir rekabet mi tesis edeceksiniz?

Müsteşar M. BAYAR:Şimdi onu çalışıyoruz, burada nasıl bir model kuralım diye, ama dediğim gibi bizim buradaki hedefimiz Türkiye markası bir tabanca ailesi...

S&H:İhtiyaç rakamını çıkardınız mı?

Müsteşar M. BAYAR:Bir prototip üzerinde çalışmalarımız var, ayrıca EGM ile de nasıl bir tabanca olması gerektiği konusunda çalışıyoruz.. Emniyet Genel Müdürümüz de dahil olmak üzere bize çok ciddi katkı yaptılar ve beklentilerini aktardılar. Şimdi biz bu beklentileri karşılayacak bir tabancayı sektörde yaptıracağız ve uluslararası standartlarda, testlerini de yaparak bir dizayn ortaya çıkaracağız, EGM’nin beğenisini kazanana kadar bu çalışma sürecek, ancak ondan sonra ‘İşte Türkiye’nin tabancası bu’ diyebileceğiz.

S&H:Peki tabancadan sonra mühimmata da geçecek misiniz?

Müsteşar M. BAYAR:Bence mühimmat da bizim kesinlikle müdahil olmamız gereken bir çalışma sahası. Mühimmat konusu bugün MKEK’nun tekelinde bir konu olmakla beraber, açıkçası biz mühimmat imalatında da, yerli sanayinin daha aktif bir rol oynayabileceğini düşünüyoruz.

S&H:Bu ihracat açısından da önemli bir girişim. . .

Müsteşar M. BAYAR:Tabii ki! Hafif silahlarda genel olarak Türkiye’nin önemli bir potansiyeli ve kültürü var, av tüfeklerinde mesela, dünyada artık çok iyi bir yerdeyiz. Hafif silahların tamamında bize göre, piyade tüfeği de dahil, makineli tüfekler, makineli tabancalar, hafif silahların tamamında Türkiye önemli bir potansiyel yaratabilir. Bunun bir sistematik altında hayata geçirilmesi lazım.

S&H:Piyade tüfeğinde de bir çözüm sunuyor aslında özel sektör?

Müsteşar M. BAYAR:Yalnız şunu yadsımayalım, Türkiye’de tabanca üretiliyor, tüfek de …ama daha kolay olanı tabanca. 5 tane özel sektör firmamız var ve bunlar tabanca üretiyorlar. Emniyet ve Silahlı Kuvvetler maalesef bu tabancalarla ilgili birtakım memnuniyetsizliklerini bize iletiyor. Bu veriyi kabul etmemiz gerekiyor. Özel sektörümüz piyade tüfeği de yaptık diyor ama önce tabancayı yapmamız lazım.. Sektör tarafında da bazen işler hafife alınabiliyor işi çok ciddi tutmamız lazım. Polis niye SigSauer istiyor, Glock istiyor? Objektif bir kriterle bunu tercih ediyor, o zaman her ne ise o kriter, yerli tabancanın da onu sağlaması gerekiyor. Önce bir tabancayı halledelim sonra inşallah tüfeği de özel sektörde yaparız.

S&H:Peki efendim ihracat, yani artık çok büyük projelerimiz kalmadı dolayısıyla bundan sonra Savunma Sanayimizin ihracata büyük ağırlık vermesi gerekir, diye vurguladınız birkaç kere, bu yöndeki çalışmaları hem desteklediniz, hem de mali bir kaynak yaratıyorsunuz DAS çerçevesinde. Türkiye’nin ihracat faaliyetleri hakikaten de bir gelişme gösteriyor. Yeni hedefler belirlediniz: bugün ABD$1.2 Milyar’ı geçtik 2o16 yılında ABD$2 Milyar ve 2o23 yılı için ABD$25 Milyar diyoruz. Büyük ve güzel ihracat haberlerimizi nereden bekliyoruz?

Müsteşar M. BAYAR:İhracattan söz edebilmeniz için satacak malınızın olması lazım, satabileceğiniz ürünlerin pazarda rekabet edip edemediğine bakmanız lazım. Geçmiş yıllarda satacak ürünümüz çok azdı ve onun için de parça ve alt-sistem ihracatına ağırlık veriyorduk.

S&H:Sizin yerinde bir değerlendirmeniz vardı: ‘TSK için ne ürettiysek dışarıya da satmışız’ diye.

Müsteşar M. BAYAR:O kriterler hala geçerli, kendimize ait olan, tasarımı ve üretimi bizim olan ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Emniyetin ve MİT’in kullanımına girmiş olan her şey için bu ihracat potansiyeli hemen oluşuyor ve bu ürünlerin hepsinin de ihraç edildiğini görmeye başladık. Dolayısıyla satacak malımız, yani portföyümüz ne kadar genişlerse, ihracat potansiyeli de o kadar artacak. Bence yeni dönemde orada ivme yakalanabilir. Tabii, bunun yine yapısal kurgularının da kurulması şartıyla. Çünkü, iç projelerde yatırım yaptığımız birçok ana platform üretime başlıyor, yani işte MilGem seri üretime başlıyor, ALTAY tankı seri üretime başlıyor, ATAK helikopteri başlıyor, ANKA başlıyor, yani özgün ana-platformlarımızın hepsi seri üretime başlıyor. İhracatta ağırlık teşkil edecek olanlar bunlar, teçhizat satışı ile ihracat büyüklüğüne ulaşmamız çok zor. Sistem yapmalıyız, tanksavar silahlar, ÇNRS [Çok Namlulu Roketatar Sistemi]’ler ve CİRİT gibi, Bunlar üretime başladığı zaman artık büyük rakamları, ABD$5oo Milyon veya ABD$1 Milyar’lık rakamları bir satışta görmeye başlayacağız.

S&H:Kendi geliştirdiğimiz silahları Silahlı Kuvvetlerimiz kullanınca dışarıda da yankı buluyor, örneğin Karakol Botları...

Müsteşar M. BAYAR:O güzel bir örnek, CİRİT de. CİRİT’in geçen sene tasarımı bitti ve ilk seri üretim siparişini Kara Kuvvetlerinden yine geçen sene aldı. Ve yıl bitmeden de ilk ihracat siparişini aldı, yani o çıtayı aştığı anda pazar var. Pazarı tabiiki geliştirmemiz lazım, tek bir ülkeye ihracat artık bence başarı olarak kabul edilmemeli, bizim artık birkaç ürün kategorisinde dünya sıralamalarında ilk üçlere girmemiz lazım. Yonca Onuk botları buna iyi bir örnek, ilk üçte dünyadaki en iyi botu üretiyorlar ve halihazırda anılan ürünün 7-8 ülkeye ihracatı var. Yani ihraç ediyoruz diyebilmek için 7-8 ülkeye, 1o ülkeye ihraç edilebilmesi lazım. Dediğim gibi, son 1o senede kendi ihtiyacımız için yaptığımız tasarım geliştirme yatırımı bugün seri üretime geçiyor. Ürünlerin her biri kanıtlanmış, envantere girmiş, doğrulanmış bir ihraç kalemi.. Bundan sonrası o potansiyelin ne kadar iyi geliştirileceğine, o işte ihracatı destekleyici mekanizmaların, o rekabet alanında nasıl iyi bir oyunla çıkarıldığına bağlı bir parametre haline geliyor. Şimdi satacak malımız var, vitrini doldurduk, artık müşterileri cezbetmemiz gerekiyor.

S&H:ANKA’nın ilk başarısını nerede bekliyorsunuz?

Müsteşar M. BAYAR:Suudi Arabistan ile görüşmeler daha olgun görünüyor şu anda.

S&H:Bir de Suudi Arabistan ile Mayıs 2o13’te Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması imzalandı.

Müsteşar M. BAYAR:Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz oldukça iyi bir noktaya geldi...

S&H:Mısır için de bir kredi paketi, özel bir imtiyazlı kredi hazırlanmakta?

Müsteşar M. BAYAR:Bunlar daha çok yeni. EximBank ile olan ilk örnek çalışmalar ve yapacağımız iyi uygulamaların arkasından daha güçlüleri gelecektir.

S&H:Farklı bir konuya dönersek, ABD’nde MTU/JSF CEO’lar toplantısındaydınız nasıl geçti? AT&L Müsteşarı Frank KENDALL’ın bir açıklaması oldu galiba?

Müsteşar M. BAYAR:O toplantından sonra bir basın açıklaması yapıldı. MTU/JSF projesinde ibre biraz daha olumluya dönmüş görünüyor. Proje yaşanan gelişmeler itibariyle, son bir senede daha olumlu seyrediyor, orada bence ABD Savunma Bakanlığının bu konuya yaklaşımı da ciddi bir şekilde değişti. MTU/JSF Program Ofisi daha disiplinli bir şekilde projeyi yürütmeye başladı, yönetim değişiklikleri oldu. İlk dönemlerdeki genişlik/rahatlık projeyi biraz verimsizliğe itmişti, şimdi o durum biraz toparlanmaya çalışılıyor. İlk defa maliyetler ciddi oranda düşme eğilimine girdi ve proje teknik olarak daha oturmuş bir hale geldi, artık işler biraz daha disiplinli yürütülüyor, hala riskler var, hala tasarım geliştirmede geçilmesi gereken önemli aşamalar var, ama geçen seneye göre daha iyi bir noktada. Bu arada bizim açımızdan bakarsak, ilk 2 uçak alımımızda bir erteleme yapmıştık, bunun doğru bir karar olduğunu görüyoruz bugün aslında, uçak daha olgun bir konfigürasyona ulaşacak, maliyet olarak da ciddi bir avantajımız olacak. Bu sene sonunda alıma başlama konusunda tekrar kararı değerlendireceğiz.

S&H:Düşük Hızlı Başlangıç Üretimi-6 [LRIP-6]’dan itibaren başlamış sanırım maliyetler düşmeye...

Müsteşar M. BAYAR:Maliyetler düşmeye başladı. Biz LRIP-7’den katılacaktık şimdi LRIP-9’dan katılmaya başlayacağız. Proje için daha optimal bir nokta ve uçak daha uygun bir hale gelecek. Aynı zamanda, bizim alacağımız versiyon da olan ABD Hava Kuvvetleri versiyonu [F-35A CTOL] için Başlangıç Harekat Kabiliyeti [IOC] olarak 2o16 [Aralık] veriliyor, bizim uçağımızda 2o17’de geliyor olacak ve 2o17’de de ilk ciddi yazılım konfigürasyonu [Blok 3F] uçağa yüklenmiş olacak, dolayısıyla iyi bir tarihte başlıyor görünüyoruz. Ayrıca, daha güncel bir yazılım oluyor uçakta ve birim maliyetinde de önemli bir düşüş gerçekleşecek.

S&H:LRIP-9’a girebilmemiz için sözleşmeyi ne zaman imzalamamız gerekiyor?

Müsteşar M. BAYAR:Bu sene sonunda bir karar alırsak LRIP-9’a giriyor olacağız. Şu anda benim düşüncem LRIP-9’un bizim için optimal bir nokta olduğu yönünde, tabii yıl sonundaki şartlara bakacağız.

S&H:Daha önceki 2 uçak siparişinin tehiri sonucu, yeni sipariş daha yüksek adetlerde mi, yoksa yine 2 şeklinde mi gerçekleştirilecek?

Müsteşar M. BAYAR:Bu bir profil, yeniden kurgularız ama tahminim yine ilk siparişimiz 2 uçak olur çünkü onlar eğitim için kullanılacak olan uçaklar, arkasından bir toplu alım yapacağız. Bu, esasında Hava Kuvvetlerinin planlamasıyla da ilgili bir konu, filo planlaması nasıl olacak? Çünkü bir filonun kurulması lazım, çok da uzatamazsınız o süreci. İşte pilot eğitimleri, bunun lojistik alt-yapısı, o sistemin kurgusu bunları hep birlikte düşünerek bir plan yapılacak ama dediğim gibi biraz daha iyimseriz şu noktada .....

S&H:IDEF ‘13 Fuarı’nın altından hep birlikte kalktık . .Ancak özellikle siz ve ekibiniz bunu çok yoğun bir şekilde yaşadı. IDEF ‘13 Fuarı ile ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Müsteşar M. BAYAR:Çok başarılı bir faaliyet olduğunu düşünüyorum. Hakikaten belki de tüm IDEF Fuarları açısından bir zirve noktası oldu.

S&H:IDEF ‘11 ile karşılaştırdığımızda bunu açıkça söyleyebiliyoruz diyorsunuz?

Müsteşar M. BAYAR:IDEF ‘11’e göre Yabancı delegasyonlar açısındançok başarılı bir yıldı. Çok sayıda yabancı Bakan vardı, bu da çok önemli, Komutanlar vardı, tedarik başkanları diyebileceğimiz seviyede neredeyse dünyadaki bütün kilit adamlar oradaydı, yani sizin ulaşmak isteyeceğiniz herkes oradaydı. Bu Fuara gösterilen ilginin boyutu açısından çok önemli...

S&H:IDEF Fuarının uluslararası bir fuar olmadığı yönünde eleştiriler yapılıyor. Halbuki son IDEF Fuarı, bunun tam aksini gösteriyordu. Sizin düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Müsteşar M. BAYAR:Kesinlikle uluslararası bir fuar haline geldi. Zannederim ilan da edildi zaten, dünyadaki en büyük 5 fuar arasındayız. Yabancı delegasyon katılımı açısından, 1 ve ya 2nci sırada olabiliriz. Yabancı delegasyonlar olarak gelen kişilerin statüsü ve seviyesi, ağırlığı olarak baktığınızda 1 numara olabiliriz ve diğer bir özelliğimiz de geniş bir coğrafyaya hitap etmemiz. Afrikasından, Asyasına, Orta Doğusundan, Avrupasına ve Amerikasına kadar. . .çok geniş bir coğrafyaya hitap edebildik.

S&H:Sayın Müsteşarım, değerli vaktinizi ayırdığınız için okuyucularımız adına teşekkür eder çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Müsteşar M. BAYAR:Ben teşekkür ederim


Savunma ve Havacılık Dergisi

Resim

_________________
Resim

Tanrı hasımlarıma acısın, zira ben onlara acımayacağım."

Sakallı Nurettin Paşa”

“Biz ki Melik-i Turan, Emir-i Türkistan’ız, Biz ki Türk oğlu Türk’üz; Biz ki milletlerin en kadimi ve en ulusu Türk’ün Başbuğuyuz!”

Başbuğ Timur


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Eyl 2013, 18:40 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 19 Tem 2012, 21:09
Mesajlar: 884
Yaş:
LRIP-7 -9 nedir üstadım internette baktım kaynaklar hep ingilizce.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Eyl 2013, 18:54 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 11 Tem 2012, 10:12
Mesajlar: 1522
Yaş:
LRIP: Low Rate Initial Production: Düşük hızlı ön-seri üretim anlamına gelen bir terimdir. LRIP'in kafile numaraları da 1 - 9 diye gidiyor. Her bir LRIP seviyesinde esas seri üretime daha yaklaşılıyor, özellikle yazılım kabiliyeti açısından.

_________________
Resim


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Eyl 2013, 20:06 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 19 Tem 2012, 02:21
Mesajlar: 468
Yaş:
Çok güzel bir çalışma olmus S&H ekibine teşekkürler.Murad Bayar gerçekten başarılı ve vizyonu olan bir bürokratımız , Allah başımızdan eksik etmesin böyle vatan evlatlarını.

_________________
What you came for? Surgery, with the chainsaw!


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 07 Eyl 2013, 02:39 
Çevrimdışı
Süvariler
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07 Şub 2013, 03:00
Mesajlar: 4892
Yaş:
Malesef yerine Tayyip Erdoğanın teyze oğlu atanıyor. Yada öyle bir adet kuvvetli rivayet var. Bu adam işin ustası olmuş. Harcanırsa yazık olacak.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 07 Eyl 2013, 13:06 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 11 Tem 2012, 02:25
Mesajlar: 1003
Yaş:
Alıntı:
Çok güzel bir çalışma olmus S&H ekibine teşekkürler.Murad Bayar gerçekten başarılı ve vizyonu olan bir bürokratımız , Allah başımızdan eksik etmesin böyle vatan evlatlarını.
Umarım ALLAH dualarınızı kabul etmez
Alıntı:
Malesef yerine Tayyip Erdoğanın teyze oğlu atanıyor. Yada öyle bir adet kuvvetli rivayet var. Bu adam işin ustası olmuş. Harcanırsa yazık olacak.
İkimizin mahkemede karşılaşmasından sonra nereye gidecekse oraya gitmesini tercih ederim.

_________________
Erhan DOĞUDAN
AC-GC Karbon Ürünleri ve Teknolojileri
İZMİR
[email protected]
http://www.aktifkarbon.com


SosyalMedya:
http://twitter.com/aktifkarbon
http://www.facebook.com/aktifkarbon


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 07 Eyl 2013, 13:29 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 11 Tem 2012, 02:28
Mesajlar: 5160
Yaş:
Erhan Hocam, ahın tuttu galiba en sonunda.. :roll:


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 07 Eyl 2013, 13:46 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 18 Tem 2012, 23:04
Mesajlar: 112
Yaş:
Guzel sorular sormuslar, cok iyi bir röportaj cikmis. Bayar gibi yetenekli burokrat kolay cikmiyor. Cok vurguladigi yapisal donusum icin gec kalindigini dusunuyorum, 4-5 yil once yapilabilseydi bircok proje kurtarilabilirdi.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 07 Eyl 2013, 13:48 
Çevrimdışı
Yeni Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 23:52
Mesajlar: 15
Yaş:
Alıntı:
Alıntı:
Çok güzel bir çalışma olmus S&H ekibine teşekkürler.Murad Bayar gerçekten başarılı ve vizyonu olan bir bürokratımız , Allah başımızdan eksik etmesin böyle vatan evlatlarını.
Umarım ALLAH dualarınızı kabul etmez
Umarım asla bir ihale kazanamazsınız.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 07 Eyl 2013, 14:59 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 11 Tem 2012, 02:25
Mesajlar: 1003
Yaş:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Çok güzel bir çalışma olmus S&H ekibine teşekkürler.Murad Bayar gerçekten başarılı ve vizyonu olan bir bürokratımız , Allah başımızdan eksik etmesin böyle vatan evlatlarını.
Umarım ALLAH dualarınızı kabul etmez
Umarım asla bir ihale kazanamazsınız.
İhale alıp soytarı durumuna düşmektense almayayım.
Yazdıklarımda ve ithamlarımda tek bir satır yanlışım olsa idi bu güne kadar ergenekona balyoza dayayıp içeri atıp süründürürlerdi.
7-8 sene önce bu olayın buralara geleceğini söylediğimde beni dinlemeyenler, şimdi tam kimyasal savaş eşiğinde "fabrikayı 40km öteye taşıdık o yüzden tüm personeli de yeniledik, bu yüzden üretime ara verdik" diyenlere bile inanan bir müsteşardan bahsediyorum.
Ayrıca siz benimle ilgili kafanızı yormayın, yeni hayatınızda size başarılar dilerim ...diyemiyeceğim

_________________
Erhan DOĞUDAN
AC-GC Karbon Ürünleri ve Teknolojileri
İZMİR
[email protected]
http://www.aktifkarbon.com


SosyalMedya:
http://twitter.com/aktifkarbon
http://www.facebook.com/aktifkarbon


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2013, 11:51 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 15 Tem 2012, 18:43
Mesajlar: 1138
Yaş:
Müsteşarımız bugün saat 11'de NTV'de olacakmış, kaçırmayın.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2013, 13:36 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 15 Tem 2012, 18:43
Mesajlar: 1138
Yaş:
Dikkatimi çeken açıklamalar:

Aselsan'ın ABD'li şirket tarafından reddedilmesi olayına yorum olarak Kıbrıs Harekatındaki ABD ambargosunun ardından yükselen savunma sanayiimizi örnek gösterdi ve bu tip şeylerin bizi yavaşlatmak yerine ivmelendireceğini ima etti.

Tüfeğimizin testlerinin yapıldığını ve deneme için ilk partinin üretime başladığını ve önümüzdeki yaz birliklere teslim edilmeye başlanacağını söyledi, seri üretim 10 yıl devam eder dedi.

Tank motoru için yabancı bir şirketten teknolojik destek almayı planlıyormuşuz, ama motorun bütün hakları bize ait olacak yani lisans altında üretim falan değil, takvim olarak yaklaşık 5 yıl dedi.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2013, 16:58 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 01 Ağu 2012, 17:32
Mesajlar: 78
Yaş:
Murad BAYAR'ın müsteşarlıktan ayrılcağına dair haberler vardı son durum nedir ?


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2013, 22:26 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 05 Ağu 2012, 14:49
Mesajlar: 3355
Yaş:
Alıntı:
Dikkatimi çeken açıklamalar:

Aselsan'ın ABD'li şirket tarafından reddedilmesi olayına yorum olarak Kıbrıs Harekatındaki ABD ambargosunun ardından yükselen savunma sanayiimizi örnek gösterdi ve bu tip şeylerin bizi yavaşlatmak yerine ivmelendireceğini ima etti.

Tüfeğimizin testlerinin yapıldığını ve deneme için ilk partinin üretime başladığını ve önümüzdeki yaz birliklere teslim edilmeye başlanacağını söyledi, seri üretim 10 yıl devam eder dedi.

Tank motoru için yabancı bir şirketten teknolojik destek almayı planlıyormuşuz, ama motorun bütün hakları bize ait olacak yani lisans altında üretim falan değil, takvim olarak yaklaşık 5 yıl dedi.
Alman motoru olabilir diye düşündüm. Kore'den ağzımız yanmış, elin Rus'u bize birşey vermez hatta kendi tankaları da 1500 bg kullanmıyor herhalde. Çin'in füzesine eyvallah ama motoru nedir bilemeyeceğim. Fransız filan imkansız gibi, satın alsak verir de ortak üretmez herhalde. İngilizlerin kendi tank motoru varsa olabilir belki. ABD biz artık Çin'in müttefiki olduğumuz için hiç mi hiç vermez zaten onlar da en son tanklarındaki uçak motorlarını :) MTU yapacaktı herhalde :)

Lakin Almanya da bu motorları üretip teröristlerin kafasına atamazsınız diye ambargo koyabilir ...


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2013, 23:03 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 15 Tem 2012, 18:43
Mesajlar: 1138
Yaş:
Hocam ne içtiniz :)

Üretilecek motorun bütün hakları bize ait olacak. Lisans altında üretim falan değil.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2013, 23:12 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 05 Ağu 2012, 14:49
Mesajlar: 3355
Yaş:
Alıntı:
Hocam ne içtiniz :)

Üretilecek motorun bütün hakları bize ait olacak. Lisans altında üretim falan değil.
Sabahtan biraz çay öğleden sonra meyve suyu şimdi de süt :) bütün hakları bize ait olacak olan motoru en yakinen kim bize verebilir :)


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2013, 23:22 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 15 Tem 2012, 18:43
Mesajlar: 1138
Yaş:
"vermek" gibi birşey söz konusu değil zaten. Motoru kendimiz geliştireceğiz, yalnızca teknolojik destek alacağız hepsi bu.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 07 Ara 2013, 00:15 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 05 Ağu 2012, 14:49
Mesajlar: 3355
Yaş:
Alıntı:
"vermek" gibi birşey söz konusu değil zaten. Motoru kendimiz geliştireceğiz, yalnızca teknolojik destek alacağız hepsi bu.
Yahu ben de onu diyorum sen bunu ona buna karşı kullanacağın tanka koyacaksın destek vermem der olur biter (Alman için konuşuyorum). Sadece örnekler verdim.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 07 Ara 2013, 01:32 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 11 Tem 2012, 09:26
Mesajlar: 139
Yaş:
almanlar ve avusturyalılarla oldukça mesafe alınmışken son olarak japonlarda destek olma teklifi vermişler.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 07 Ara 2013, 02:07 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 05 Ağu 2012, 14:49
Mesajlar: 3355
Yaş:
Alıntı:
almanlar ve avusturyalılarla oldukça mesafe alınmışken son olarak japonlarda destek olma teklifi vermişler.
Avusturyalı'larda ne var ?


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 08 Ara 2013, 00:10 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 11 Tem 2012, 09:26
Mesajlar: 139
Yaş:
steyr motors

http://www.steyr-motors.com/engineering/


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 08 Ara 2013, 03:20 
Çevrimdışı
Süvariler
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2013, 18:08
Mesajlar: 144
Yaş: 35
Alıntı:
Birçok yerli firma araç üretiyor.

Otokar - Alman, Deutz
Temsa - Amerikan Commins ve DAF
Karsan - İtalyan, İveco
Tezeller - Alman, Man ve Mercedes
BMC - Amerikan, Commins
Güleryüz - Alman, Man veya Mercedes
Utikar - Hind, Leyland
TCV - İspanyol, Fpt

firmalarının motorlarını kullanıyor.

Tümosan - Yerli Motor üretmeye çalışıyor.

Bu firmalar'ın birleşip BU motor firmasını satın alıp, motor alımlarını bu firmaya yönlendirmeleri ne kadar zor olabilir ki.

Dahası Otosan motor üretimi konusunda çok üst noktada.


Başa dön
   
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 22 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC+03:00


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma dosya ekleri gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Limited

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye