TRMilitary

Tam Bağımsız Türkiye için Yerli Savunma Sanayii
Zaman: 11 Ara 2017, 08:50

Tüm zamanlar UTC+03:00


Loading



Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 20 Nis 2015, 17:00 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 18 Oca 2013, 13:48
Mesajlar: 1547
Yaş:
Evliya Çelebi dönemindeki hemen hemen tüm önemli Osmanlı savaşlarına katılmıştır. Evliya şanslıdır zira Osmanlı zafer üstüne zafer kazanmakta, kendisi de o zaferlerden pay almaktadır. Osmanlı, III. Murad dönemiyle birlikte başlayan yenilgiler furyasını atlatmış gibi görünmektedir. Uyvar gibi bir çok önemli kaleyi ele geçirmeyi, Erdel ayaklanması gibi büyük ayaklanmaları bastırmayı becermektedir. Ne var ki Macaristan ve Avusturya'daki kalelerin sayısı çoktur ve kaleler eskiye göre çok güçlüdür. Öyle Mohaç'ta olduğu gibi bir meydan muharebesi kazanarak büyük ilerlemeler sağlamak mümkün olmamaktadır. Aslında aynı sıkıntı Avusturyalılar ve Macarlar için de geçerlidir. Osmanlı kalelerini de fethetmek son derece güçtür.

Fazıl Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu bir önceki yıl Uyvar'ı fethetmiştir ki büyük başarıdır. Söz konusu zafer o dönemdeki hemen hemen her büyük kale kuşatması gibi ciddi kayıplar verilerek elde edilebilmiştir. Evliya Çelebi Uyvar kalesinin "cebehanesi"ni görünce kendi deyişiyle "ağzı açık kalır"... İçindeki silah ve mühimmatın haddi hesabı yoktur... Daha da önemlisi silahların niteliğidir. Silahların çelikleri yüksek kalitededir. Hemen hemen tüm tüfekler ve tabancalar çakmaklıdır.. Çakmaklı tüfek Osmanlı ordusunda da bulunmakla birlikte yaygın değildir. Yeniçeriler fitilli tüfekler kullanmaktadır. Anadolu kuvvetleri ve Tatarlar da ise ok-yay kullanımı yaygındır. Çakmaklı tüfek imal eden ancak sınır boylarındaki bir kaç imalathanedir. Hele ki çakmaklı tabancaya çok nadir rastlanır. Daha çok sınır boylarındaki savaşçılarda düşman kuvvetlerden ele geçirilmiş çakmaklı tabancalar bulunmaktadır. Düşmanlarda çakmaklı silahların yaygınlığı Evliya Çelebi'nin dikkatini çekmiştir. Zafer kazanılan bir çok savaşta bile düşman kuvvetlerinin (özellikle süvarilerinin) çakmaklı tüfeklerin yanı sıra, her birinin 5-6 tane çakmaklı tabanca taşıdığını özellikle vurgular. Vurgular vurgulamaya ama benzer Osmanlı "aydınları"nı okurken defalarca şaşırarak şahit olduğum gibi, gördüğü silah üstünlüğü konusunda yorum yapmaktan kaçınır. Nedendir, niyedir, bu gidişin sonu nereye varır... Bir kelime bile etmez...

Uyvar zaferinden sonra Belgrad'da kışlayan Fazıl Ahmet Paşa, Yanık kalesini ve ondan sonra da Viyana'yı kuşatmak için harekete geçer. Ordunun hareketi Raab nehri kıyısında durur. Zira karşı tarafta Fransa dahil Hıristiyan devletlerin bir çoğunun gönderdiği Haçlı ordusu vardır. Tabi "Haçlı Ordusu" deyince çok büyük bir ordu düşünmemek lazım... Osmanlı ordusunun yarısı kadar mevcudu bulunan bir ordudan bahsediyoruz. Sorun şu ki yaz mevsimi olmasına rağmen yağmurlar bitip tükenmek bilmiyordu. Osmanlı ordusu nehri geçmek için ne yana yürüse karşı ordu da o tarafa yürüyordu. Taşan nehrin ve yağmurların oluşturduğu bataklar Osmanlı ordusunun çok zor bir durumda kalmasına sebep olmuştu. Geçecek yer bulamadıkları gibi ikmal hatları da bataklık Macaristan toprağı sebebiyle aksamıştı. Evliya bir görevden orduya dönerken kıyamet kadar açlıktan ölmüş at leşi görmüştü... Keza orduya ayak uyduramayan döküntüler de şurada burada kamp kurmuş kalmışlardı. Asker de açtır... Sadrazamın şiddetli emirleri ve tehditleriyle kalelerden güç bela yiyecek gelse de hemen tükenmektedir.

Sonunda müsait bir yer bulan Fazıl Ahmet Paşa topçuya ateş açtırarak düşmanı ormana sürer ve küçük bir köprü inşa ettirmeyi başarır... Bir yandan da ordunun süvari kuvvetlerinin büyük bir kısmını ot ve yiyecek bulmaları için üç günlüğüne dağıtmıştır. Niyeti savaşa Cumartesi günü başlamaktır fakat köprüyü sağlama almak için on bin kadar yeniçeriyi ve az miktarda süvariyi karşı tarafa geçirir. Orduyla birlikte hareket eden Tatar hanının oğluna kızgındır, Tatarlara karşıya geçmelerini emretmez. Yeniçeriler mevziler hazırlayıp yerleşirler. Evliya Çelebi de az sayıda süvari ile karşıya geçer...

Ne var ki düşman Cumartesiyi beklemez. Savaşa önce bir süvari saldırısıyla başlarlar... Osmanlı birlikleri düşman süvarisi karşısında etkileyici bir zafer kazanırlar... Yeniçerileri de mevziden çıkarıp, daha ileride uyduruk bir mevzi kazdırmaya başlarlar. Fakat onlar süvariyle uğraşırken yanaşan düşman piyadesinin ve özellikle Fransız tüfekçilerinin yoğun ateşi ordunun karşıya geçmiş olan bölümünü zor durumda bırakır. Bu sırada Evliya Çelebi bir düşman kellesi almayı başarır. Fakat atı da boynundan yaralanır. Yanına bir kölesini ve kelleyi alan Evliya, nehri atını yüzdürerek geçmeye çalışır. Zaten ordu birliklerinden dökülmeler, kaçmalar da başlamıştır. Ancak karşı taraftaki sadrazamın kuvvetleri kaçaklara ateş açarlar. Hatta Evliya Çelebi kendi deyişiyle, "bekar olduğu halde", "baka kaçıyor "gidi" (deyyus).. vurun, kırın.." gibisinden küfürlere maruz kalır. Oysa niyeti atını değiştirmektir dediğine göre... Neyse ki karşıdan kendisini tanıyanlar çıkar, nehirden alırlar... Sadrazamın yanına kelleyle gidince 80 altın bahşiş alır. Bu sırada sadrazam yanındakilere uyarak hatalı bir karar verir. Yeniçeriye eski mevzilerine dönmelerini emreder. Emri alan yeniçeri geri çekilmeye başlayınca daha önde savaşmakta olan kapıkulu sipahileri yeniçerinin kaçtığını düşünüp firara başlar... Aslında o ana kadar asker tüm zorluklara karşı iyi savaşmaktadır ve sadrazam takviye gönderse zafer kazanması bile muhtemeldir. Son şans ise topçunun nehre yaklaşan düşman kuvvetlerine ateş açmamasıyla kaybedilir. Evliya topların başında adam olmadığını söyler ama neden olmadığını söylemez. Ayrıca yenilgiden sonra sadrazamın topçubaşıyı kafasını koparmak için çökerttiğini, topçubaşının kelleyi ancak sevenlerinin araya girmesiyle kurtarabildiğini ifade eder. Durumun kötüye gittiğini gören Evliya geri dönmekten vazgeçer.

Ordunun karşıda olan kısmının, bir bölümü nehirde boğulur, bir bölümü karşıya geçer. Düşman arasında kalanlar teslim olmaz, başlarındaki komutanlarla birlikte son nefeslerine kadar kahramanca savaşırlar.

Savaşın bir hikayesi de şurada verilmiş:

http://tr.wikipedia.org/wiki/Saint_Gott ... esi_(1664)

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/c ... sdorf1.jpg

Görüleceği üzere düşman ordusunun komutanı Mareşal Montecucculi de Osmanlı ordusunun teknik zafiyetinin farkındadır. Osmanlı topçularının durumu hakkında söylediklerini okumanızı öneririm.

Söz konusu muharebenin ilginç bir yanı da Osmanlıların yenilgilere sebep olan taktik hatalardan bile bir türlü ders çıkaramamasıdır. Daha önce Koca Sinan Paşa akıncı ocağına yine böyle bir köprü geçişi sebebiyle incir diktiği halde aynı hatayı tekrarlamışlar ve sonra Osmanlı tarihinin en büyük yenilgilerinden biri olan Zenta Muharebesi'nde yine tekrarlamışlardır. Osmanlı donanmasının da habire limanda basılmak gibi bir huyu vardı malumunuz üzere... Hepsini geçelim, aslında dirayetli bir komutan olan Fazıl Ahmet Paşa bir önceki yıl Uyvar'ın fethi için harekete geçtiğinde, yine bir köprü geçişi sırasında basılmış, ordunun köprüyü geçen kısmı bozulmaktan son anda kurtulmuştu!...

Sadrazam yenilgiden sonra sakin durmayı başarmış ve orduyu nehir kıyısında geri çekmemiştir. Düşman da ağır kayıplar vermiş olduğu için nehri geçmeyi denememiş ve Osmanlı lehine hükümler içeren Vasvar anlaşması imzalanmıştır.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Vasvar_Ant ... Fmas%C4%B1

Evliya Çelebi'den hem bu savaşın, hem de zaferle biten bir çok savaşın hikayesini okuyunca, Osmanlı Ordusunun sorununun kahramanlık katsayısı(!) düşüşü, dini gayret eksilmesi filan olmadığını açıkça gördüm. Sorun (askeri anlamda) öyle devşirmeler filan da değil.. Asker de devşirme komutanlar da kahramanca savaşıyorlar...


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 15 Mar 2016, 11:10 
Çevrimdışı
Yeni Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14 Mar 2016, 13:51
Mesajlar: 11
Yaş:
Osmanlı çöküşünü tek bir yada birkaç nedene bağlamak doğru değil, her alanda bir çöküş yaşanıyor.

Bunun sorunun kaynağı ise düşüncenin olmamasıdır. Felsefe, bilim, bilgiye verilen değer, sorgulama, analiz etme ortadan kalktıkça tüm sorunlar büyümüştür.

Bunların neticesinde en büyük sorun ekonominin bozulması ve mali sistemin yenilenememesidir.

İnsanı çıldırtacak bunuda nasıl yapamadılar, göremediler diyebileceğimiz bir çok durum mevcut gerçi bugünde aynı şeyler devam ediyor.

Askeri olarak konuyu ele alırsak Batı Avrupada değişen yenilenen sistem, Osmanlı da yalnızca varolan sistemde düzenlemeler yapılarak aşılmaya çalışılıyordu. Örneğin tımar ve sipahi sistemi kaldırılarak bölgelerde (eyaletlerde) düzenli tüfekli piyade ve diğer sınıflardan oluşan o günün şartlarında profesyonel ordular oluşturmak yerine Yeniçeri sayısı artırılarak sorun çözülmeye çalışıldı.

Ancak bu varolan artık yetersiz kalmış sistemi yice bozarak daha büyük sorunlara yol açtı. Biz ise bugün dahi bunlardan ders almıyoruz. Sn. Rumeli tarihe bakış açınızı çok beğeniyorum 18. yüzyıl Osmanlı ordu teşkilatı hakkında elinizde hangi kaynaklar var merak etmekteyim.

_________________
Ben askerliğin her şeyden çok sanatkârlığını severim.
M. Kemal ATATÜRK


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 16 Mar 2016, 17:36 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 18 Oca 2013, 13:48
Mesajlar: 1547
Yaş:
Beğeniniz için çok teşekkürler Sayın Hazar.

18. yy Osmanlı ordusunun gücünün tedrici olarak inişe geçtiği bir dönemdir. Evet, söz konusu inişin işaretleri daha Kanuni döneminde başlamış 17. yy'da daha belirgin hale gelmiştir ama ordu her şeye rağmen zafer kazanabilmektedir. Zira sayıca bir sıkıntı yoktur, merkezi bürokrasi ve haliyle lojistik işleri etkin işlemektedir.

17. yy'da teknik açıdan Osmanlı'yı geçtiği apaçık olan düşmanlar, sayı ve lojistik yetenekler açısından Osmanlı Ordusu'nun gerisindedir. Fakat Osmanlı'yı sadece teknik olarak değil, taktik olarak da sollamaktadırlar. Hatta 17. yy'da aldığımız yenilgilerin ana sebebini, teknik farklardan çok Osmanlı kumandanlarının taktik yetersizliği olarak da ifade etmek doğru olabilir. Tabi böyle söylerken teknik eksiklikleri küçümsüyor değilim. Fakat söz konusu eksikler henüz 18.yy'da olduğu kadar belirleyici seviyeye varmamıştı. 17. yy'da açıkça görülmeye başlanan ve 18. yy'da daha da belirleyici olan Osmanlı ordusunun yönetimindeki taktik kusurların sebebini hep merak etmişimdir ama maalesef durumu istediğim kadar net görmeme yetecek bir okuma yapamadım henüz.

Evet, gerek orjinal, gerek modern kaynaklar hangi savaşlarda hangi hataların yapıldığını anlatıyor ama o hatalara sebep olan eğitim ve bilgi eksiğinin kökeni benim için hala belirsiz. Ortada şöyle bir durum var: Batılı orduların komutanlarının taktik yeteneklerinin sürekli iyiye gittiğini, oysa Osmanlı'nın kötülediğini görüyoruz. Bu cümledeki iddialardan ilki kesindir. Yani Batılı komutanlar taktik yetenekler olarak daha iyi işler çıkarmaya başlıyor. Fakat bunu nasıl başardıklarını bilebilmem için Batı tarihine daha çok eğilmem gerekiyor. Sonuçta hala soylu sınıf içinden çıkan komutanlar nerelerde ve nasıl eğitim alıyorlardı? Tabi bu konuda hiçbir şey bilmiyor değilim. Bir çok başarılı Batılı komutanın ta Sezar döneminden ve hatta Pelaponnes Savaşları döneminden kalan anlatımları okumaya meraklı olduğunu biliyoruz. Tabi eski orduların taktikleri üzerinde çalışmak tek başına yeterli olmaz. Ek olarak, modern askeri taktikler konusunda yazılan kitapların sayısının hızla arttığını da biliyorum.

Osmanlı ise askeri taktiklerin yazıya dökülmesi açısından tam bir çöldü. Bu durum yükselme döneminde de öyleydi ve sonra da öyle sürdü ta ki çok geç olana kadar. Öyleyse Osmanlı kumandanlarının taktikler konusundaki eğitimlerinin, usta-çırak ilişkisi kapsamında yürütüldüğü sonucuna varabiliriz ki zaten bir çok tarihi anlatım da bu gerçeği doğrulamaktadır. Eh, lonca düzeninin ötesine bir türlü geçemeyen bir eğitim anlayışının kendisini tekrar etmekten başka bir şey yapmayan, yeniliklere pek açık olmayan bir anlayış olacağı da kesindir. Yani demem odur ki belki de Osmanlı taktik eğitimi kötüleşmedi; sadece ilerleyemediği için ilerleyen Batılı taktikler karşısında çaresiz kaldı. Diğer bir deyişle başta Kanuni bile olsa, 17. ve hele hele 18. yy. batılı orduları ve kumandanları karşısında yenilmeye mahkumdu.

Yine de Osmanlı bürokrasisi o kadar kuvvetliydi ki ordunun taktik ve teknik eksiklerini lojistik kabiliyetiyle uzun süre kapamayı başardı. Sorunuz olan 18. yy Osmanlı Ordusu konusundaki en hoş çalışmalardan biri şu kitap:

http://www.idefix.com/kitap/haydi-osman ... 8OOEU749T0

Kitapta göreceğiniz ordu, her şeye rağmen 18. yy'ın 1/3'lük döneminde iyi iş çıkardı. Fakat çöküş kaçınılmazdı ve öyle de oldu...

Şunu da ifade edeyim: Osmanlı yenilgilerinin sebebini uzun süre geçmişteki sistemin bozulması ve daha sonra da teknik eksiklikler olarak görmekle yetindi. İlk tez hepten, ikinci tez ise kısmen hatalıydı. Bildiğiniz gibi Osmanlı 18. yy'ın ortalarına doğru ilk tezden yüz çevirdi. Fakat "teknik eksiklikler, taktik eksiklikler" problemlerinde ağırlığı daha çok "teknik eksikliklere" verme yanlısıydı görebildiğim kadarıyla. Bu da bir hataydı. Osmanlı'nın, Rus savaşlarının bazılarında, yaptığı ithalatlar sayesinde teknik açıdan daha iyi durumdayken bile yenilmesine sebep oldu.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 17 Mar 2016, 00:48 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 02 Ağu 2014, 11:52
Mesajlar: 685
Yaş:
Çoğu müşirinin bile okuma yazma bilmediği bir ordudan taktik bir zeka beklememek gerek. Böyle şeyler düzenli olarak yazılıp basılan askeri,coğrafi teknik eğitim kitaplarının okulup basıldığı ve okutulduğu subay okullarıyla iyileşebilirdi. Fakat o okula mezun vermek içinde matematik,tıp,coğrafya,fizik eğitimi veren medreseler lazım onlar içinde okuma yazma 4 işlem gibi bilgileri öğreten yerel ve mahlli mektebler lazım. Ama ne yazıkki özellikle halifelik bize geçtikten sonra böyle şeyler osmanlıda hayal oldu. En azından kitlesel bazda.

Silah,gemicilik,top teknolojilerinin avrupayı yakalaması içinde yine böyle okullara ihtiyaç vardı.


Başa dön
   
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC+03:00


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma dosya ekleri gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Limited

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye