TRMilitary

Tam Bağımsız Türkiye için Yerli Savunma Sanayii
Zaman: 13 Ara 2017, 12:21

Tüm zamanlar UTC+03:00


Loading



Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 12 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: TÜRK KILICI
MesajGönderilme zamanı: 24 Şub 2014, 16:39 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 13:58
Mesajlar: 986
Yaş:
TÜRK KILICI

Kayahan Horoz

Dilimizde “kılıç” çelikten yapılmış, bir veya her iki kenarı keskin, çoğunlukla sivri uçlu, uzun silahların genel ismidir. Dünya literatüründe ise, Türkler tarafından geliştirilmiş, özgün bir biçime sahip belirli bir kılıç türüne “kılıç” denir. Sözkonusu isimlendirmenin yol açabileceği karışıklıkları önlemek için, ülkemizde uzmanlar bu özel kılıca “Türk kılıcı” diyorlar; diğer dillerde böyle bir gereklilik olmadığından, dünyada bu silah “kılıç” olarak biliniyor1.

Resim

Arkeolojik bulgularla desteklenen tarih bilgimiz bu özel biçimin Orta Asya kökenli olduğunu, en eski zamanlardan itibaren kendisiyle karşılaşan her kültürü etkileyerek, her yönde yayıldığını ortaya koyuyor. Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’in konuyla ilgili çalışması, Ordos ve Baykal ötesi Hsiung-nu kültür çevresine ait arkeolojik buluntulardaki özgün bir namlu biçimini işaret ediyor2. İlerleyen çağlarda, eski Göktürkler sahasının önemli bir ihraç ürünü olarak anılan “karaçori”3, Gazneliler döneminin Farsça kaynaklarında “uzun ve eğri Türk kılıcı” olarak tanımlanıyor4.

Türkler tarafından yaygın ve etkin olarak kullanımı VIII. yüzyıla kadar inen5 tek dışbükey ağızlı namlu biçimi doğuda önce Çin’e (“dao”), sonraki çağlarda da Çin üzerinden Japonya’ya (“katana”) ulaşmış. Göçler ve akınlarla güneyde Hindistan’a (“talwar”), batıda İran (“şimşir”) ve Arap Yarımadası’na (“seyf”) ve nihayet Avrupa’ya (“sabre”) kadar yayılmış ve özellikle bir süvari silahı olarak geniş kabul görmüş. Zamanla Türkler bu biçimi daha da geliştirerek, bugün dünyanın “kılıç” olarak bildiği silaha ulaşmışlar.

Namlunun Bölümleri Türk kılıcının temel ayırdedici özelliği, “ters ağız” diyebileceğimiz ve sırtın uçtan itibaren mahmuza kadar genişleyen yaklaşık üçte birlik kısmının keskin olması; yani, iki ağızlı yalmanıdır. Mahmuz kılıcın en geniş yeridir ve mahmuzdan hemen sonra genişliği biraz azalan namlu, balçağa kadar yaklaşık aynı genişlikte devam eder.

Bu özel biçimin Türkiye'deki en eski örneği Topkapı Sarayı Müzesi’ndedir ve 1297-1299 yıllarında hüküm sürmüş Memluk Sultanı Hüsameddin Laçin’e aittir. Dr. Ünsal Yücel, “Islamic Swords and Swordsmiths” (Istanbul: IRCICA, 2001) adlı eserinde bu kılıcı oldukça ileri bir seviyenin örneği olarak yorumluyor ve bu seviye itibariyle artık biçim ile işlev arasında dengeli bir ilintinin sağlanmış olduğunu gözlemliyor.

Resim

II. Bayezid'in Kılıcı Yine de, kılıç evrimini sürdürmüş. Namlunun genişliği azalırken, eğriliği artmış. Kullanım tarzının gerektirdiği bilek hareketlerine bağlı olarak, kabza başı “armudi” bir şekil almış. Dışbükey yapıdaki ters ağız zamanla önce düzleşmiş, sonra hafif bir içbükeylik kazanmış. Ters kesme (backcut) hareketinin tahrip gücünü artıran bu değişiklik, bize o dönemin kılıç kullanım tekniği içerisinde ters ağzın etkin bir rolü olduğunu düşündürüyor.

Resim

Türk kılıcı, XVI. yüzyılın başında estetik ve performans olarak en yüksek seviyeye ulaşmış. Ateşli silahların gösterdikleri gelişmeye paralel olarak artan kullanımlarının zaman içerisinde kılıcı ikinci plana ittiğini, artık işlevsellikten çok görselliği önem kazanmaya başlayan kılıçların abartılı biçimler ve bezemelerle bir statü sembolüne dönüştüğünü söyleyebiliriz. Safevi etkisiyle XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı topraklarında yayılan şimşir kullanımı, bu tarihten sonra üretilen kılıçların biçimlerini de etkilemiş6. Dahası, XVII. yüzyılın başlarından itibaren İngiltere’den önemli miktarda kılıç ithal edilmeye başlanmış7. Doğal olarak, bu tarihlerden sonra Türk kılıcında bir gelişme beklemek mümkün değil; aksine, üretim ve kullanımı azalmış, kalitesi ve karakteristik özellikleri erozyona uğramış. Sonuçta “ikincil silah” işlevini de yatağana devreden Türk kılıcı, 1806 yılında ve Nizam-ı Cedid ıslahatları kapsamında ordudan resmen kaldırılmış.

Resim

XVIII. Yüzyıldan Bir Kılıç




____________________
1 "Kılıç" sözcüğü, kullanıldığı dilin yazım kurallarına ve kişisel tercihlere göre "kilij", "kilitch", "qilich", vb. şekillerde görülebilmektedir.
2 “Türk Kılıcının Menşe ve Tekamülü Hakkında”, A.Ü. DTCF Dergisi 6, 1948, s. 431-460
3 Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş I, İstanbul: 1946, s. 31
4 Iqbal M. Shafi, "Fresh Look on the Ghaznavids", Islamic Culture, 1938, c. 12, s. 215-216
5 W. Arendt, "Türkishe Säbel aus den VIII.-IX. Jahrhunderten", Archaeologica Hungarica 16, 1935, s. 48-68
6 Ünsal Yücel, a.g.e., s. 64
7 Halil İnalcık, Doğu Batı, Ankara: Doğu Batı Yay., 2005, s. 189


http://www.cebehane.com/a_trklic.html


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: TÜRK KILICI
MesajGönderilme zamanı: 24 Şub 2014, 16:43 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 13:58
Mesajlar: 986
Yaş:
Türk Kılıçları ve Okçuluk (1)
[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=9-u7n0wHXhY[/youtube]

Türk Kılıçları ve Okçuluk (2)
[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=mFXHKHbZwLo[/youtube]

Türk Kılıçları ve Okçuluk (3)
[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=LfK9-SOtz4o[/youtube]


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: TÜRK KILICI
MesajGönderilme zamanı: 24 Şub 2014, 16:55 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 13:58
Mesajlar: 986
Yaş:
Resim

Resim

Resim

Resim


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: TÜRK KILICI
MesajGönderilme zamanı: 24 Şub 2014, 16:55 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 14 Nis 2013, 15:22
Mesajlar: 1541
Yaş:
Aslında temelde kılıç seçimimiz döneme göre tercih meselesi , ne kadar ayıptır ve utanç vericidir ki tarih kitaplarımızda yazmasa bile '' bunları da 3-5 Türk tarihçi ve araştırmacı dışında yabancılardan öğreniyoruz utanç duyulacak bir şey '' Türklerin madenciliği ve demirciliği çok iyidir günümüzde olmasa bile , kısacası dönemin şartlarına göre kendi kılıçlarımız değişime uğramış zırhlarda aynı şekilde mesela atın üstünde hızlı gitmek için Akrep zırhı kadar hafif ve dayanıklı zırhlar kılıçlar üretmişiz ancak keskinlikleride bir o kadar iyi , mesela yukarıda bulunan kılıçlar çok dengeli kılıçlardır meydan savaşında ani hamleler yapabilirsiniz ancak çabuk yorar kuvvetli bir kondisyona sahip olmak gerekir , Hun kılıçlarında ise at üstünde darbe indirmeye yönelik bir yapı mevcuttur aynı şekilde zırhları da öyle.

Örnek :

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Bir arkadaşım Macaristan Turan kurultayında gezi esnasında çekmişti bir kaç resim onları bulursam hepsini birden atarım dönem dönem nasıl kılıçlar tercih ettiğimiz daha net anlaşılır Atların boyutu yapısı karşı tarafın zırhları durumu savaş stiline göre değişime uğramıştır silah tercihlerimiz , yukarıdaki resimler örnektir atlı saldırılar için hafif zırh ve atın üstünden darbe indirmeye uygun kılıç şekilleri vb.. Osmanlı daha çok karada savaşı tercih ettiği için Yeniçerilerde balta , çivili çekiç , gürz gibi şeylerde yaygındır. Mesela Selçuklular'da Hunlar gibi silah ve zırhları tercih etmişlerdir Roma''Doğu'' kılıçlarına göre kılıçları çok daha uzundur atın üstünden iyi ve isabetli darbe vurmak açısından.

Yukarıda bulunan 3 videoyu herkesin izlemesinde fayda var , umuyorum devletimizi yönetenler Macarlar gibi geçmişimize sahip çıkarlar ve bu tür şeyleri yaygınlaştırırlar , bugün elin adamından demircilik öğrenmek mühendislik öğrenmek çok utanç verici , Sabar Türkleri görse hepimizi keserlerdi her halde :P

Paylaşım için teşekkürler sayın PARS.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: TÜRK KILICI
MesajGönderilme zamanı: 24 Şub 2014, 17:28 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 13:58
Mesajlar: 986
Yaş:
Paylaşımınız için teşekkürler.

Resim

Tarihin arka odası da Polonyalı bir kılıç ustasının Osmanlı dönemindeki kılıç tekniği biraz anlattı. Kılıcın topuzundan tutarak vurdukları için at sırtında kola elen baskı azaltığını çok sert şekilde tutulursa kolu bilekten kıra bilecek şekilde zarar verdiğini anlattı. Aslında programın videolarında sizinde bahsettiğiniz konulara değiniyor. Neden Polonyalı bir kılıç ustası meselesine gelirsek Osmanlı zamanında Polonyayı askeri yönden eğitim verdiği için adamlarda hala 16yy kullandığımız kılıç tekniklerini kullanıyorlar. Türk Kılıcı formu zaten süvari tipi bir forma sahip.

http://www.youtube.com/watch?v=mFXHKHbZwLo&t=72m14s

Linkte bahsettiğim konuya değiniyor.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: TÜRK KILICI
MesajGönderilme zamanı: 24 Şub 2014, 17:52 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 13:58
Mesajlar: 986
Yaş:
YATAĞAN HAKKINDA

Halidun Semai

Yeniçeri Ünü dünyayı tutmuş, adı yeniçerilerle birlikte anılmış, bir dönem asker olmayan erkeklerin de en gözde aksesuarı olmuş, sıradışı bir silahtır yatağan. Hiçbir zaman birincil savaş silahı olarak kullanılmadığı açıktır; ama Avrupalılar’ı, kuşağa çaprazlama yerleştirilmiş bir çift yatağana “kelle makası” adını takacak kadar etkilemiş olduğu da bir gerçektir.

Resim

Resim

Bilinen en eski örneği, Kanuni Sultan Süleyman’a ait ve 1526-1527 yıllarında Ahmet Tekelü Usta tarafından yapılmış. Fildişi kabzalı ve altın, gümüş, yakut ve incilerle süslenmiş bu yatağan, bazılarınca silahta işlevsellik ve sanatsallığın ulaştığı en yüksek nokta olarak kabul ediliyor. Kanuni'nin Yatağanı

Resim

Kökeni hakkında rivayet muhtelif... Makedonyalı İskender’in seferleriyle çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olan “kopis” adlı antik bir silahın, Osmanlı’ya komşu kültürlerin birinde o güne dek varlığını sürdürebilmiş bir türevinden geliştirilmiş olabileceğini iddia edenler olduğu gibi, adından yola çıkarak; Orta Asya’da, Özbekler’in Katağan kabilesi tarafından geliştirildiğini öne sürenler de var. Nitekim, Orta Asya’da yapılan arkeolojik kazılar, içbükey ağızlı kesici aletlerin bu coğrafyada çok eski zamanlardan beri kullanıldığını ortaya koyuyor.

Ordos Bıçağı Batı Anadolu’da halk arasında kabul gören bir inanışa göre ise, herşey 1195 yılında Osman Bey adlı bir gazinin Selçuklu sultanı tarafından Teke yarımadasını fethetmek üzere görevlendirilmesiyle başlamış. Osman Bey öylesine bilgili ve deneyimli bir komutanmış ve bölgeyi o kadar kolaylıkla ele geçirmiş ki, insanlar “yattığı yerden savaş kazanan” bu efsanevi gaziye Yatağan Baba adını takmışlar. Zaferinin ardından sultanın hizmetinden ayrılan Yatağan Baba, fethettiği bölgeye geri dönmüş ve bir dergah kurmuş. Dergahın etrafı kısa zamanda kalabalıklaşıp bir köye dönüşmüş. Bu arada, aslında çok yetenekli bir demirci ustası olan Yatağan Baba, atölyesinde çok özel ve sıradışı bir forma sahip kılıçlar yapmaya başlamış ki, onlar da kendi adıyla anılır olmuş.

Resim

Üç Örnek Maalesef, bugün için bu teorilerin hiçbiri diğerlerinden daha sağlam bir temele sahip değil; yatağanın kökeni, üstelik görece yeni bir silah olmasına rağmen, herkes için bir sır. Bundan beş yüzyıl önce ne kılıç ustaları sanatlarını ve deneyimlerini kağıda aktarma ihtiyacı duymuşlar, ne de dönemin vakanüvisleri böyle bir konuyla ilgilenmişler. Toplumsal tarih üzerinde çalışanların askeri tarihi gözardı edemeyecekleri gibi, askeri tarih çalışmalarının da silahların tarihi incelenmeden tamam olamayacağı açıktır; yine de, bugün bile bunun tarihçilerin pek fazla ilgi göstermedikleri bir konu olduğunu kabul etmek gerekir. Seçkin bazı tarihçilerimizin çok az sayıdaki çalışmaları da maalesef gerekli derinliği göstermemektedir.

Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “Osmanlı Devleti Teşkilatından Kapıkulu Ocakları” (Ankara: TTK, 1988: 1943, c. I, s. 376) isimli eserinde yeniçerilerin kullandıkları silahlar arasında “varsak denilen yatağan bıçağı”nı da sayar, ama üzerinde hiç durmadan geçtiği bu tanımlamasına bir referans da göstermemiş olduğundan, kafamızı iyice karıştırır. Acaba bugün bizim yatağan bıçağı dediğimiz silaha yeniçeriler varsak mı diyorlardı? Yoksa yeniçeriler, yatağan bıçağının varsak denilen bir alt türünü mü kullanıyorlardı? Dahası, acaba bütün bunların Anadolu’da Varsaklar adıyla bilinen yörük kabilesiyle bir bağlantısı var mıydı? Anlaşılan, konu büyük tarihçimizin ilgi alanına uzak kalmış.

Resim



Yatağan, XVII. ve XVIII. yüzyıllarda tüm Osmanlı coğrafyasında “moda olmuş”, özellikle Balkanlar’ın tamamında çok yaygın kullanılmış, hatta bir dönem Sırbistan’ın milli kılıcı haline gelecek kadar rağbet görmüştür. Sonuç olarak, kültürel mirasını devraldığımız bu toprakların özgün bir eseridir ve hakkında araştırma yapmak, yazıp çizmek de öncelikle bizim görevimizdir.

Resim

http://www.cebehane.com/a_ytgnhk.html


En son PARS tarafından 24 Şub 2014, 18:10 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: TÜRK KILICI
MesajGönderilme zamanı: 24 Şub 2014, 18:08 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 24 Tem 2012, 13:55
Mesajlar: 441
Yaş:
Benim profilimdeki yatağan da kulaklı(bileklikli),fil dişi veya kemik kabzeli bir yatağan.Çok estetik bir silah.Yatay kullanımdan çok dikey,yani kesmekten ziyade delmek için tasarlanmış bir silah.İyi dövülmüş bir yatağanın rahatlıkla zırh delebileceği kemikleri parçalayabileceği söylenir.

_________________
Kılıcımız parladıkça düşmanın gözü ondan ayrılıp bizi göremez. Ama Allah esirgesin, bir gün paslanır da yaltırıklanmazsa düşman bizi görmek değil, bir de tepeden bakar.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: TÜRK KILICI
MesajGönderilme zamanı: 24 Şub 2014, 18:50 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 13:58
Mesajlar: 986
Yaş:
[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=gX_-fs0bs2Y[/youtube]

Konun Özeti sayılır.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: TÜRK KILICI
MesajGönderilme zamanı: 24 Şub 2014, 18:54 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 14 Nis 2013, 15:22
Mesajlar: 1541
Yaş:
Bu arada Osmanlı kılıçlarında görmedim bunu , Selçuklu dönemi kılıçlarda yer yer derin kesikler olur genelde sap kısmına doğru kılıcın her iki tarafında çeliğin içine doğru oyuklar görürsünüz düz çizgi şeklinde bu kesiklerin amacı kılıç düşmanı doğradığı zaman kılıçta kalan kan sapa doğru akıp askerin elinden kayıp düşmemesi içindir akan kan sap kısmına bulaşmaz kılıçtan sıyrılır böylece asker kılıcı elinden düşürmeden veya eli kaymadan savaşmaya devam eder.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: TÜRK KILICI
MesajGönderilme zamanı: 24 Şub 2014, 19:01 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 13:58
Mesajlar: 986
Yaş:
Resim

Sanırım dediğiniz şu şekildeki kanallar.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: TÜRK KILICI
MesajGönderilme zamanı: 24 Şub 2014, 19:05 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 14 Nis 2013, 15:22
Mesajlar: 1541
Yaş:
Bu değil , kılıcın sağ ve sol kısmında çeliğin içine doğru kesikler var benim bahsettiğimde , yukarıda örnek gösterdiğim Hun kılıcının sapına doğru ayrılan kısmının çeliğin içine gelecek şekilde bir çizgi kesik olduğunu düşünün.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: TÜRK KILICI
MesajGönderilme zamanı: 24 Şub 2014, 19:20 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 13:58
Mesajlar: 986
Yaş:
Onlar kan kanalı değil kılıcı hem daha sağlam hem daha hafif olması için açılan kanallar. http://www.cebehane.com/index.html

Bu adreste gerekli bililer mevcut.


Başa dön
   
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 12 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC+03:00


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma dosya ekleri gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Limited

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye