TRMilitary

Tam Bağımsız Türkiye için Yerli Savunma Sanayii
Zaman: 16 Ara 2017, 06:31

Tüm zamanlar UTC+03:00


Loading



Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 47 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 21 Ara 2012, 23:13 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 16 Eki 2012, 00:47
Mesajlar: 285
Yaş:
Resim

25 Nisan 1512′de Yavuz Sultan Selim, babasını devirerek tahtı ele geçirir. Böylesine bir taht değişikliği, Osmanlı tarihinde ilk ve son kez yaşanmaktadır. Ancak bu dönem daha birçok “ilk”e sahne olacak ve Yavuz, Avrupa’nın en güçlü imparatorluğunu Kanuni’ye hazırlayacaktır.

  • 1 – Yavuz tahta nasıl çıktı?
  • 2 – Yavuz neden kardeşlerinin üzerine yürüdü?
  • 3 – İran Seferi neden yapıldı?
  • 4 – Anadolu’da Türkmen katliamı oldu mu?
  • 5 – Mısır ve Suriye nasıl fethedildi?
  • 6 – Dulkadirli Beyliği’nin önemi nedir?
  • 7 – Yavuz Halifeliği devraldı mı?
  • 8 – Yavuz’un hangi sadrazamı sağ kaldı?
  • 9 – Yavuz Sultan Selim nasıl öldü?
  • 10 – Kanuni’ye nasıl bir miras bıraktı?
1 – Yavuz tahta nasıl çıktı?

II. Bayezid’in 8 oğlu vardı ve bunların 5′i hükümdarın sağlığında ölmüşlerdi. Os­manlı kaynakları bu şehza­delerin sadece öldüğünü belirtip nasıl öldükleri konusunda bir bilgi ver­mezler. 16. Yüzyıl’da Türkçe’den Almanca’ya çevrilmiş ve daha sonra bazı ilaveler yapılmış olan bir Osmanlı tarihinde, bu konuda ilginç bilgiler bulun­maktadır. ‘Haniwaldanus Anonimi’ olarak bilinen bu tarihin bugün özgün Türkçesi mevcut değildir. Bu yapıta göre nikris hastalığı nedeniy­le hareket kabiliyetini kaybe­den II. Bayezid’in otoritesi sarsılmaya başlamıştı. Şehza­de Mahmud, Mehmed ve Şehinşah babalarına karşı is­yan etmişler ve bu yüzden padişah tarafından öldürül­müşlerdi.

Bu bilgi, başka kaynaklar­da yer almamaktadır. Ancak sultanın hastalığı ve yaşlılığı nedeniyle saltanatının son yıl­larında, şehzade Selim’in is­yanından önce, bir huzur­suzluk olduğunu ortaya koymaktadır.

Babasının ölümü ha­linde İstanbul’a bir an ev­vel gelerek tahtı ele geçirme şansına sahip olmak isteyen şehzade Selim, Rumeli’de bir sancak istemişse de bu isteği kabul edilmemişti.

Ancak padişah, şehzade Ahmed’i yerine geçirip kendisi de saltanattan çekilmek isti­yordu. Yeniçeriler ise bu du­rumu kabul etmemişler, II. Bayezid’in sağlığında başkası­nı padişah olarak istememiş­lerdi.

Bu gelişmeler üzerine ha­rekete geçen Selim, Çorlu ya­kınlarında Karışdıran ovasın­da babasının karşısına çıktıy­sa da yapılan muharebeyi kaybetti. Şehzadeler arasında taht mücadelesi daha da şid­detlendi; ama saltanatın ki­min olacağı, ar­tık padişahın de­ğil askerin elin­deydi.

Selim tekrar Ru­meli’ye geldiğinde, askerler tarafından İs­tanbul’a davet edildi. 25 Ni­san 1512′de Selim, yeniçeri ve sipahilerle birlikte Saray’ın önüne geldi. Gürültülere dışa­rı çıkan padişah, askerin yeri­ni oğluna bırakmasını isteme­si üzerine tahtan çekilip Se-lim’in padişahlığını kabul etti.

Tahttan çekildikten son­ra, Dimetoka’ya gitmek iste­yen II. Bayezid 26 Mayıs’ta yolda öldü. Yavuz’un, baba­sını zehirlettiği ihtimali ol­dukça kuvvetlidir. Şehabettin Tekindağ, yaptığı araştırma­da, II. Bayezid’in zehirlenerek öldürüldüğü sonucuna var­mıştır. Yavuz’un babasını de­virerek tahtı ele geçirmesi, bu tür bir taht değişikliğinin Os­manlı tarihindeki ilk ve son örneğidir.

2 – Yavuz neden kardeşlerinin üzerine yürüdü?

Selim’in Ahmed ve Korkud adlarında iki kardeşi ve ayrıca daha ön­ce ölmüş kardeşlerinin oğulla­rı olan 6 yeğeni vardı. Şehzade Ahmed’in de 5 oğlu bulunu­yordu. II. Bayezid, oğlu Selim lehine tahttan çekilirken kar­deşlerine dokunmaması için ondan söz almıştı. Ahmed, Amasya’da, Korkud ise Mani­sa’da valiliklerine devam ede­ceklerdi. Ancak ne Yavuz gibi haşin tabiatlı bir hükümdar kardeşleri sağ iken tahtta hu­zur içerisinde oturabilir ne de tahta geçmesine ramak kal­mışken yeniçerilerin ayaklanmasıyla hükümdarlığı kaybetmiş olan şehzade Ahmed pa­dişahlık iddiasından vazgeçe­bilirdi.

Şehzade Ahmed, Anado­lu’da ve devlet adamları ara­sında taraftarının fazla oldu­ğunu düşünerek tahtı ele ge­çirmek üzere harekete geçti. Oğlu Alaeddin Bursa’yı işgal etti. Yavuz, bu gelişme üzeri­ne oğlu Süleyman’ı İstan­bul’da bırakarak 70 bin kişi­lik bir ordu ile şehzade Ah­med’in üzerine yürüdü. Ya­vuz’un kuvvetleri karşısında tutunamayacağını gören şeh­zade Ahmed, Malatya tarafı­na kaçtı.

Bu sırada Yavuz, kendi oğlundan başka hiçbir şehza­deyi sağ bırakmamaya karar vermişti. İlk olarak kardeşleri Alemşah, Şehinşah ve Mahmud’un oğullarını öldürttü. Şehzade Korkud ise Mani­sa’dan kaçtı; ama Bergama ci­varında yakalanıp öldürüldü. Şehzade Ahmed’in idamıyla da Yavuz en büyük rakibini ortadan kaldırdı.

Max Fmchtermann kartpostalları dizisinden (Koçbank Yayınları) bir Yavuz Sultan Selim: Mısır’ın fethi (üstte). Yavuz Sultan Selim’in Viyana Tarih Müzesi’nde yer alan kılıcı (sol üstte). Yavuz’un tuğrası (altta).

Hünername’den iki minyatür: Yavuz, Nil kıyısında bir timsahı ikiye bölüyor (üstte). Yavuz’un İran Seferi’nden dönüşü (sağ altta).

Ahmed’in hayatta kalan iki oğlundan Murad İran’a, Kasım ise Mısır’a kaçmıştı. Mısır’ın fethi sırasında ele ge­çirilen Kasım öldürüldü, İran’da sancakbeyliği yapan Murad’ın sonu ise bilinme­mektedir.

3 – İran Seferi neden yapıldı?

Yavuz döneminde Safevilerle yapılan müca­dele, tarih kitaplarında genellikle Osmanlı-İran müca­deleleri ve mezhep çatışması biçiminde ele alındığından olay tam olarak anlaşılamamaktadır. Bu dönemde İran’da kurulmuş olan devlet, bir Türk devletidir. Üstelik bu devleti kuranlar Anadolu’dan kalkıp İran’a gitmiş olan Türkmenlerdir. Sivas, Tokat, Maraş, An­talya gibi bölgelerden kal­karak şeyhlerinin yanın­da mücadele vermiş olan Anadolu Türk­menleri, sonunda Şah İsmail ile Akkoyunlu Devleti’ni yıkarak Safevi Devleti’ni kurmayı başarmış­lardı.

Ancak Ana­dolu’daki Türk­menlerin tamamı değil bir kısmı İran’a gitmişti. Aşiretlerin bir kıs­mı Safevi hizme­tinde iken geri ka­lanı Osmanlı top­rakları üzerinde yaşıyorlardı. Ama bunlar da Şah İs­mail’e taraftardı. Bu durum Os­manlı toprakları­nı tehdit etmekteydi. Nitekim 1511′de Şah İsmail’in halifele­rinden Şahkulu’nun Türk­menlerle başlattığı isyan zor­lukla bastırılabilmiştir.

Tufan Gündüz, Çaldıran Savaşı’nı karşılıklı bir mezhep mücadelesinden çok, Safeviler tarafından ortadan kaldırılan Akkoyunlu Devleti’nin toprak­larına hakim olma mücadelesi, hatta Safeviler’in İpek Yolu’ndan Anadolu’ya mal akışı­nı durdurmalarının bir neticesi olarak görmenin daha doğru olduğunu belirtmektedir.

Doğu Anadolu’nun çetin coğrafi şartlarında Yavuz’un sert tedbirleriyle ilerleyen Os­manlı kuvvetleri, Çaldıran’da 23 Ağustos 1514′te karşılaş­tıkları Safevileri ateşli silahla­rıyla büyük bir mağlubiyete uğrattılar. Osmanlı, kısa süre­de Tebriz ve Azerbaycan’ı ele geçirdi. Şah İsmail eşini ve ha­zinesini bırakarak kaçtı. Ya­vuz kışı Karabağ’da geçirip baharda tekrar hareket ede­rek bütün İran’ı ele geçirmek niyetindeydi. Ancak gerek ta­biat şartları, gerekse Safeviler tarafından yıpratılan Osman­lı askerleri yeni bir seferi ka­bul etmediler ve ayaklanarak padişahı dönmeye mecbur et­tiler.

4 – Anadolu’da Türkmen katliamı oldu mu?

Yavuz’un İran seferi sı­rasında Anadolu’da Şah İsmail’i destekle­yen 40 bin Türkmeni öldürt­tüğü söylenir. Ancak bu bilgi devrin kaynaklarından sadece îdris-i Bitlisi’nin Selim Şahnâmesi’nde yer almaktadır. Ya­vuz döneminde yazılmış diğer tarih kitaplarında, Türkmen­lere yönelik böyle büyük çaplı bir katliama ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır.

Yavuz’un bazı Türkmen aşiretlerini sürgüne gönderdiği, bazı Türkmenlerin ise takibata uğratılıp öldürüldükleri anla­şılmaktadır. Ancak sözü edilen 40 bin rakamında bir nüfusun katliamının söz konusu olma­dığı anlaşılmaktadır.

16. Yüzyıl başlarında Anadolu’da Sivas, Tokat gibi kentlerin nüfusunun 3-4 bin kişiden oluştuğu dikkate alın­dığında, 40 bin rakamının 10-15 kentin tamamen yok edilmesi anlamına geldiği or­tadadır.

Yavuz’un Safevilerle mü­cadelesi üzerine geniş araştır­malarda bulunan Jean-Louis Bacque Grammont, “Padişa­hın o tarihte 40 bin kişiyi kı­lıçtan geçirttiği iddiasını doğ­rulayacak hiçbir kanıtın bu­lunmadığını” belirtir.

Yine Türkmenler üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Tufan Gündüz, o dönemde bir köyün nüfusunun 10-50 haneden oluştuğunu hesaba katarak, 40 bin kişinin öldü­rülmesinin, bin ya da 2 bin köyün yok edilmesi demek olacağını belirtip Anadolu’da o tarihte bu kadar büyük bir nüfus eksilmesi olmadığını, Osmanlı vergi sayımlarında böyle bir durumun görülme­diğini söyler.


5 – Mısır ve Suriye nasıl fethedildi?

Memlûkler, Cidde’ye çıkan ve Mekke ile Medine’yi tehdit eden Portekizlileri durduramıyorlardı. Hindistan’dan gelen mallar da Portekizliler nede­niyle azalmıştı. Bu durum da Mısır’ın zenginliğinin sona er­mesi demekti. Bu yüzden Memlûkler, Fatih ve II. Bayezid’in ilk yıllarında Osmanlı ile ilişkilerini düzeltmişler ve II. Bayezid’in hükümdarlığı­nın sonlarına doğru, Portekiz­lilere karşı Osmanlı Donanması’nın yardımını almışlardı.

Yavuz’un ilk yıllarında da iki devletin ilişkileri iyi du­rumdaydı. Ancak Memlûklerin Çaldıran Savaşı’ndan son­ra Safevilerle antlaşma yap­ması ilişkilerin bozulmasına neden oldu. Osmanlı’nın, Maraş ve civarında hüküm süren Dulkadirli Beyliği’ni ortadan kaldırması, durumu daha da gerginleştirdi. Mem­lûk Hükümdarı Kansu Gavri’nin Dulkadirli Beyliği’nin, son beyi Alaüddevle Bey’in oğluna verilmesini istemesi ve İran üzerine yürüyen Osman­lı ordusuna karşı harekete geçmesi, Yavuz’un hedefini değiştirdi.

24 Ağustos 1517′de Halep yakınlarında Mercidabık’ta meydana gelen savaşta hiç bir varlık gösteremeyip hüküm­darlarını kaybeden Memlûk ordusu, büyük bir yenilgiye uğradı ve Suriye Osmanlı’nın eline geçti.

Yavuz, Mısır’da hüküm­dar seçilen Tumanbay’a, Os­manlı’ya tabi olup vergi ver­mek şartı ile Gazze’den itiba­ren Mısır’ı ona bırakmayı teklif etmişse de bu isteği ka­bul görmemiştir: Memlûkler, Yavuz’un çölü aşmaya cesa­ret edemeyeceğini düşünü­yorlardı. Ancak yağan yağ­murların da yardımıyla Os­manlı ordusu Sina Çölü’nü geçti ve Kahire’nin kuzey do­ğusundaki Reydaniyye sahra­sında, 22 Ocak 1517′dekı sa­vaşta Memlûk kuvvetlerini bir kez daha mağlup etti. Ama Tumanbay pes etmedi ve Kahire’de sokak savaşla­rıyla Osmanlı’ya karşı koy­maya çalıştı.

Suriye ve Mısır’ın ele geçi­rilmesiyle Osmanlılar Hindis­tan ticaret yollarının önemli bir kısmına hakim oldular.

6 – Dulkadirli Beyliği’ nin önemi nedir?

Yavuz’un İran, Suriye ve Mısır fetihleri, onun dönemi anlatılırken en fazla üzerinde durulan ve dikkat çekilen konulardır. Ancak bu dönemde, 12 Haziran 1515′deki Turnadağı Savaşı’ndan sonra ele geçirilen Dulkadirli Beyliği üzerinde fazla durulmaz.

Dulkadirli Beyliği’ni yıkan Osmanlı, Çukurova’nın dene­timini eline geçirmiş ve Mem­lûk Devleti ile aralarında tam­pon olan bu beyliğin ortadan kalkması sonucu Suriye ve Mısır yolu açılmıştır.

Dulkadirliler Anadolu’da­ki en önemli Türkmen beylik­lerinden birisiydi. Maraş, Ka­dirli, Urfa, Birecik, Kırşehir, Yozgat, Kayseri ve civar böl­geler Dulkadirli Türkmenleri­nin yaşadığı sahalardı ve bu­ralarda, büyük oranda Türk­men aşiretleri bulunmaktaydı.

Anadolu’daki Türk nüfu­sun yüzde 5′inden daha faz­lasını, Dulkadir Türkmenleri oluşturmaktaydı. Bugün İç Anadolu, Güneydoğu Ana­dolu ve Doğu Akdeniz bölge­lerinde yaşayan Türklerin önemli bir kısmı, Dulkadirli Türkmenlerinin soyundan gelir.

7 – Yavuz Halifeliği devraldı mı?

Mısır fethedildikten sonra Memlûk hi­mayesinde olan son Abbasi Halifesi III. Müte­vekkil Alellah İstanbul’a gön­derilmişti. Bu dönemden daha sonraki tarihlerde kaleme alınmış bazı kitaplar, hüküm­darın İstanbul’a dönmesinden sonra III. Mütevekkil’in Ayasofya Camii’nde yapılan bir törenle hilafet kılıcını Yavuz’a kuşatarak unvanını ona dev­rettiğini belirtirler.

Ancak Yavuz dönemine ait tarih kitaplarında halifeli­ğin bu şekilde devredildiğine dair bir kayıt bulunmamak­tadır. Bu rivayet, İmparator­luk 18. Yüzyıl’da askeri açı­dan zayıf düştüğü sırada ortaya çıkmıştır. Eski gücünü yitiren Osmanlı imparatorlu­ğu, Halifeliğin manevi nüfu­zunu kullanmaya çalışırken; bu rivayetin geriye dönük olarak ortaya çıkarıldığı id­dia edilmektedir.

Osmanlı ‘Halife’ unvanını Mısır’ın fethinden önce kul­lanmıştır. İslam dünyasının en kuvvetli devleti olan ve Hıristiyanlarla savaşın öncüsü sa­yılan imparatorluk, bu hakkı kendinde görüyordu.

8 – Yavuz’un hangi sadrazamı sağ kaldı?

I.Selim’in 8 yılık hüküm­darlığında 6 sadrazamı olmuştur. Bunlardan iki kez görev yapan Hersekzade Ahmed Paşa, ikinci defa azlinden sonra eceliyle ölmüş­tür. Hersekzade Ahmed Paşa’nın birinci azli, ilginç bir biçimde olmuştur. Veziriaza­ma kızan padişah onu azletti­ğini çadırını başına yıkarak göstermiştir.

Sinan Paşa, Mısır’ın fethi sırasında Reydaniyye’de şehit olmuş, son veziriazamı Piri Mehmed Paşa’nın haricindeki üçü ise idam edilmiştir. İlk ve­ziriazamı olan Koca Mustafa Paşa ise şehzade Ahmed taraf­tarıydı ve ona karşı yapılacak hareketlerde çeşitli bilgileri şehzadeye bildirmiştir. Bunu öğrenen Yavuz, divan toplan­tısına giren vezirlere hilatlar giydirtirken, veziriazama ise siyah hilat giydirtmiştir. Bu paşanın ölüm emriydi ve cel­latlar veziriazamı boğarak öl­dürmüşlerdir. İdam ettirdiği ikinci veziriazam olan Dukaginoğlu Ahmed Paşa’yi Çaldı­ran dönüşünde meydana ge­len yeniçeri ayaklanmasında rol oynadığı için öldürtmüş­tür. Veziriazamlığının yanı sı­ra Mısır valiliğine getirilen Yunus Paşa ise orada yaptığı yolsuzluklar nedeniyle idam edilmiştir.

Tek Türk veziriazamı olan Piri Mehmed Paşa, seleflerinin durumuna düşme ihtimali bü­yük olduğundan bir gün Ya­vuz’a “Kendisini ne zaman öl­dürteceğini” sormuş, Yavuz da bu soruya şakayla karışık, ‘Yerine uygun birisini bula­madığını, bulduğu gün öldür­teceğini’ söylemiş. Piri Meh­med Paşa, I. Selim’in ölümün­den sonra Kanuni’ye de veziriazamlık yapmıştır. Yavuz bir sıra, 6 ay kadar veziriazam dahi atamamış; devleti doğru­dan kendisi idare etmiştir.

9 – Yavuz Selim nasıl öldü?

Yavuz ömrünün son günlerinde Edirne’ye gider. Buraya gitme­den önce sırtında çıkan ‘şir­pençe’ isimli bir çıbandan ra­hatsızdır. Bu çıbanı hamamda sıktırıp, ovdurtması ve ardın­dan Edirne’ye at sırtında git­meye çalışması, hastalığını iyi­ce artırır. Padişahın hastalığı­nın artması nedeniyle Çorlu yakınlarında babasıyla savaş­tığı yerde durulmuş ve bura­da 40 gün kalınmıştı. Ya­vuz’un hastalığı günden gü­ne ağırlaşmış ve 21 Eylül 1520′yi 22 Eylül’e bağla­yan gece vefat etmiştir.

Bir tek oğlu olmasına rağmen ölümü, karışıklık çıkmaması düşüncesiyle, ön­ceki padişahlarda olduğu gibi saklanmıştır.

10 – Kanuni’ye nasıl bir miras “bıraktı?

Osmanlı padişahları içerisinde en şanslı olarak tahta çıkan kişi, Kanuni Sultan Süley­man’dır.

Tek erkek çocuk olduğu için kardeşleriyle mücadele et­mek zorunda kalmadan, ba­basının kısa sürede oldukça kuvvetlendirip zenginleştirdiği Avrupa’nın en büyük devleti­nin başına geçmiştir.

Kanuni tahta çıktığında Osmanlı İmparatorluğu arazi, nüfus ve bütçe açısından Av-rupa’daki devletlerin her bi­rinden daha büyüktü.

1525/26 yılı Osmanlı bütçesinde, devletin gelirleri 9.5 milyon duka altınıdır. Ay­nı yıl İspanya’nın gelirleri 9 milyon, Fransa’nınki 5 mil­yon, Venedik’in ise 4 milyon altındı.

I. Selim, ömrünün son yıl­larında tersaneleri genişletip sayılarını da artırarak Os­manlı deniz kuvvetlerini güç­lendirmişti. Bunun nedeni, Avrupalılarla yapılan mü­cadelenin sadece kara kuvvetleriyle başarılamayacağını idrak etmesindendi.

Yavuz’un denizcilik sahasında yaptığı hazır­lıklar, Kanuni devrinde denizlerde Avrupalı dev­letlere karşı kazanılan ba­şarıların alt yapısını hazırla­mıştır.


Kaynaklar
• Selahattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, Ankara 1969
• Jean-Louis Bacque Grammont, “XVI. Yüzyılın İlk Yarısında Osmanlılar ve Safeviler”, Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu’na Armağan, İstanbul, s. 205-220
• Çağatay Uluçay, “Yavuz Sultan Selim Nasıl Padişah Oldu ?”, Tarih Dergisi, sayı 6-8
• Şehabettin Tekindağ, “II. Bayezit’in Ölümü Meselesi”, Tarih Dergisi, sayı 24 (İstanbul 1970), s. 1-16
• Mustafa Cezar vd., Mufassal Osmanlı Tarihi, II, İstanbul 1958
• Geza Perjes, Mohaç Meydan Muharebesi, çev. Şerif Baştav, Ankara 1988

_________________
"Osmanlı Devleti, Türklerin İmparatorluğuydu. Türkiye de Türklerin Cumhuriyetidir."


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 22 Ara 2012, 17:36 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 28 Ağu 2012, 02:12
Mesajlar: 299
Yaş:
Yazdığın kaynakçaların birinde Yavuz'un Türkleri nasıl övdüğü yazılı onu da yaz da millet görsün yalanla dolanla sağa sola sıkmasınlar Yavuz Türk düşmanıydı Osmanlı Türk düşmanıydı diye ... ( sadece o kaynaklarda değil Osmanlı Zabit Katiplerinin kayıtlarında da vardrı bu ... )


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 12 Oca 2013, 03:07 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 00:48
Mesajlar: 133
Yaş:
Tarihteki büyük Türk hakanlarından birisidir. Ceddi gibi cevval, cesur, gözü pek, kahramandır. Bu bakımdan delidir, hiddetlidir. Bağatır'a(Mao-tun) ve dedesi İkinci Mehemmed'e çok benzer. Tarihteki rolü Selçuklular'dan Sultan Alparslan'la müsavidir. İktidarında at sırtından inmemiş, ömrü seferde geçmiştir. Osmanlı Devleti için doğudan gelen tehlikeyi erken farketmiş, daha şehzadeyken İran üzerine Türkmenler'den topladığı asakiriyle sefere çıkmıştır. Babasıyla arasının açılmasının sebebi de İran konusudur. Babasını tehlikeyi sezememekle itham etmiş, başarısızla sonuçlanan darbe girişimlerinde bulunmuş, hatta bir ara Kırım'a kaçmak zorunda kalmış ama ennihayetinde askerin, özellikle Yeniçeri'nin onu ordunun başında görmek istemesiyle tahtı babasından mecburi gönüllülükle devralmıştır.

Ayrıca devlet malı ve hazine konusunda çok sıkı davranmış, gereksiz harcamadan kaçınmıştır. Mısır'ın da etkisiyle onun devrinde Osmanlı hazinesi en dolu halini yaşamıştır. Hazinenin devrin padişahının mührüyle mühürlenmesi teamülü onun zamanında terk edilmiş, kendisi "Benden sonra kim hazineyi daha çok dolu tutarsa mühür ancak öyle değişsin" kuralını getirmiş ve saltanatın kaldırılmasına kadar hazine onun mührüyle mühürlenmiştir.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 12 Oca 2013, 14:50 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 13 Tem 2012, 11:27
Mesajlar: 269
Yaş:
Yavuz babasını tahtan indirdiğinde babasından şöyle bir dua aldığını duydum"Kılıcın keskin olsun ,Ömrün kısa olsun." ki metre kare olarak en fazla toprak elde eden ve o zamanın en kısa padişahlığını yapan padişahtır diye biliyorum.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 12 Oca 2013, 23:43 
Çevrimdışı
Yeni Üye

Kayıt: 05 Oca 2013, 23:58
Mesajlar: 8
Yaş:
Herkese merhaba, buraya yeni üye oldum ve ilk yorumumu da buraya yazmak nasip oldu. Üzülerek görüyorum ki henüz Yavuzu anlayamamış çok kişi var. Yavuz şüphesiz büyük bir liderdi, kısa süren saltanat hayatında çok işler başardı, elbette her insan gibi onunda yanlışları vardı ama bu onu hiç bir şekilde küçültmez. Burada merak edenlere okumaları için Prof. Dr. Feridun M. Emecen'in Yavuz Sultan Selim adlı kitabını tavsiye ederim, çok güzel bir çalışma.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 13 Oca 2013, 01:34 
Çevrimdışı
Yeni Üye

Kayıt: 28 Eki 2012, 20:58
Mesajlar: 20
Yaş:
Ayrıca devlet malı ve hazine konusunda çok sıkı davranmış, gereksiz harcamadan kaçınmıştır. Mısır'ın da etkisiyle onun devrinde Osmanlı hazinesi en dolu halini yaşamıştır. Hazinenin devrin padişahının mührüyle mühürlenmesi teamülü onun zamanında terk edilmiş, kendisi "Benden sonra kim hazineyi daha çok dolu tutarsa mühür ancak öyle değişsin" kuralını getirmiş ve saltanatın kaldırılmasına kadar hazine onun mührüyle mühürlenmiştir.

[/quote]

sayın mkemal

bu konuyu dağa öncede bir kaç yerde okumuştum fakat kaynak bulamadım acaba sizin bir kaynağınız varmı? Çok merak ettiğim bi konu

saygılar

_________________
"İyi düzenlenmiş bir milis, özgür bir devletin güvenliği için şart olduğundan, halkın silah bulundurma ve taşıma hakkı ihlal edilemez"


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 13 Oca 2013, 14:06 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 26 Eyl 2012, 15:06
Mesajlar: 2756
Yaş:
Alıntı:
Resim



4 – Anadolu’da Türkmen katliamı oldu mu?

Yavuz’un İran seferi sı­rasında Anadolu’da Şah İsmail’i destekle­yen 40 bin Türkmeni öldürt­tüğü söylenir. Ancak bu bilgi devrin kaynaklarından sadece îdris-i Bitlisi’nin Selim Şahnâmesi’nde yer almaktadır. Ya­vuz döneminde yazılmış diğer tarih kitaplarında, Türkmen­lere yönelik böyle büyük çaplı bir katliama ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır.

Yavuz’un bazı Türkmen aşiretlerini sürgüne gönderdiği, bazı Türkmenlerin ise takibata uğratılıp öldürüldükleri anla­şılmaktadır. Ancak sözü edilen 40 bin rakamında bir nüfusun katliamının söz konusu olma­dığı anlaşılmaktadır.

16. Yüzyıl başlarında Anadolu’da Sivas, Tokat gibi kentlerin nüfusunun 3-4 bin kişiden oluştuğu dikkate alın­dığında, 40 bin rakamının 10-15 kentin tamamen yok edilmesi anlamına geldiği or­tadadır.

Yavuz’un Safevilerle mü­cadelesi üzerine geniş araştır­malarda bulunan Jean-Louis Bacque Grammont, “Padişa­hın o tarihte 40 bin kişiyi kı­lıçtan geçirttiği iddiasını doğ­rulayacak hiçbir kanıtın bu­lunmadığını” belirtir.

Yine Türkmenler üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Tufan Gündüz, o dönemde bir köyün nüfusunun 10-50 haneden oluştuğunu hesaba katarak, 40 bin kişinin öldü­rülmesinin, bin ya da 2 bin köyün yok edilmesi demek olacağını belirtip Anadolu’da o tarihte bu kadar büyük bir nüfus eksilmesi olmadığını, Osmanlı vergi sayımlarında böyle bir durumun görülme­diğini söyler.


Yavuz Selimin önce Erzincan Valiliğine atadığı, sonradan da bütün doğu ve güney doğuya bakmak kaydı ile Diyarbakır Eyaletine getirdiği Dıyarbakırlı Kürt Bıyıklı Mehmet Paşa ve danışmanı Bitlisli Molla İdris; bütün bölgeyi Türklerden temizlerler ve YÜZ BİN Türkmen-Aleviyi katlederler. Bölgeden kaçamayan Türkler de kendilerini Kürt olduklarını söyleyerek kalırlar, baskılar sonucu da gerçekten Kürtleşirler. Doğu sınırlarını Türklere kapatan Yavuz; korumalığını da Kürt aşiretlerine bırakır. 1517de Yavuz Selimin Mısırı alması ve 74.ncü İslm Halifesi olması ile sünnilik resmi ideoloji haline gelir ve İslmi Devlet kimliği oluşur. Bu tarihten sonra Araplar, Osmanlı Devletinin yaşamı boyunca diğer halklardan üstün ve gözde konumlarına devam ederler. Türkler arasında Yavuz adı Yezit ile özdeşleşir ve lanetle anılır olur. Türk ulusal kimliği; Bozkırdaki Türkmenlerde yaşar ve ozanları Türkçeyi geliştirir. Osmanlı Sarayı ise giderek soysuzlaşır ve yapay Osmanlıca denen yazı dili hakim olur.( Prof.Dr. Faruk Sümer)

Osmanlı belgelerini de es geçmemek lazım. Mühimme Defterleri yada tam olarak, "Umûr-ı Mühimme Defteri" yani, "Önemli Kamu İşleri Defterleri," Divân-ı Hümayun toplantılarında müzakere edilip sonuca bağlanan dahili ve harici meselelere ait siyasi, toplumsal ve iktisadi kararların kaydedildiği defterlere; "Mühimme Defterleri" adı verilmiştir. Osmanlı Arşivi'nde; Hicri, 961-1333 Miladi; 1553-1915 tarihleri arasında tutulduğu belirtilen bir veriye göre 419 adet Mühimme Defteri vardır. Bizzat bu defterlerde Alevi-Türkmenler hakkında katliam fetvaları, hükümleri, kadılardan gelen şikayetler vardır.

Uzun uzun anlattığım bir çok konu belge ve dökümanların , Osmanlı-devşirme hayranları tarafından okunmadığını ya da anlanmak istenmediğinin farkındayım. Bu yüzden kısaca Osmanlı Tarih Küliyatı İ.Uzun Çarşılı ile Lütfi tarihi, s.237, Tarihi Cevdet külliyatında Yavuz'un Alevi avına adamlarını göndererek katliamlar yaptırdığını görebilirsiniz. İsteyen olursa bir konu açıp mühime defterlerindeki fetvaları, hükümleri tek tek bizzat Osmanlı arşivlerinden verebilirim. Daha önceki konularında bazılarına temas etmiştim.


Anadoludaki nüfus eksilmesi olayına ise Kürtleşen Türkmenler başlığındaki konuda yer vermiştim. İran'a göç etmek zorunda kalan Alevi-Türkmenler yerine G.doğu ve Doğu Anadolu bölgesine, Kürtler yerleştirilmiştir. Böylelikle Safevi devletiyle, Osmanlı arasında sünni bir Kürt güçü kurdurulmuş stratejik olarak avantajlı hale gelinmek istenmiştir. Ayrıca Ord. Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN ın bu konuda iktisat tarihi açısından yayını vardır.

_________________
Resim

Soytarıların ömrü, kralarınınki kadardır. (Fransız ata sözü)


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 14 Oca 2013, 00:16 
Çevrimdışı
Yeni Üye

Kayıt: 05 Oca 2013, 23:58
Mesajlar: 8
Yaş:
Alıntı:
Alıntı:
Resim



4 – Anadolu’da Türkmen katliamı oldu mu?

Yavuz’un İran seferi sı­rasında Anadolu’da Şah İsmail’i destekle­yen 40 bin Türkmeni öldürt­tüğü söylenir. Ancak bu bilgi devrin kaynaklarından sadece îdris-i Bitlisi’nin Selim Şahnâmesi’nde yer almaktadır. Ya­vuz döneminde yazılmış diğer tarih kitaplarında, Türkmen­lere yönelik böyle büyük çaplı bir katliama ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır.

Yavuz’un bazı Türkmen aşiretlerini sürgüne gönderdiği, bazı Türkmenlerin ise takibata uğratılıp öldürüldükleri anla­şılmaktadır. Ancak sözü edilen 40 bin rakamında bir nüfusun katliamının söz konusu olma­dığı anlaşılmaktadır.

16. Yüzyıl başlarında Anadolu’da Sivas, Tokat gibi kentlerin nüfusunun 3-4 bin kişiden oluştuğu dikkate alın­dığında, 40 bin rakamının 10-15 kentin tamamen yok edilmesi anlamına geldiği or­tadadır.

Yavuz’un Safevilerle mü­cadelesi üzerine geniş araştır­malarda bulunan Jean-Louis Bacque Grammont, “Padişa­hın o tarihte 40 bin kişiyi kı­lıçtan geçirttiği iddiasını doğ­rulayacak hiçbir kanıtın bu­lunmadığını” belirtir.

Yine Türkmenler üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Tufan Gündüz, o dönemde bir köyün nüfusunun 10-50 haneden oluştuğunu hesaba katarak, 40 bin kişinin öldü­rülmesinin, bin ya da 2 bin köyün yok edilmesi demek olacağını belirtip Anadolu’da o tarihte bu kadar büyük bir nüfus eksilmesi olmadığını, Osmanlı vergi sayımlarında böyle bir durumun görülme­diğini söyler.


Yavuz Selimin önce Erzincan Valiliğine atadığı, sonradan da bütün doğu ve güney doğuya bakmak kaydı ile Diyarbakır Eyaletine getirdiği Dıyarbakırlı Kürt Bıyıklı Mehmet Paşa ve danışmanı Bitlisli Molla İdris; bütün bölgeyi Türklerden temizlerler ve YÜZ BİN Türkmen-Aleviyi katlederler. Bölgeden kaçamayan Türkler de kendilerini Kürt olduklarını söyleyerek kalırlar, baskılar sonucu da gerçekten Kürtleşirler. Doğu sınırlarını Türklere kapatan Yavuz; korumalığını da Kürt aşiretlerine bırakır. 1517de Yavuz Selimin Mısırı alması ve 74.ncü İslm Halifesi olması ile sünnilik resmi ideoloji haline gelir ve İslmi Devlet kimliği oluşur. Bu tarihten sonra Araplar, Osmanlı Devletinin yaşamı boyunca diğer halklardan üstün ve gözde konumlarına devam ederler. Türkler arasında Yavuz adı Yezit ile özdeşleşir ve lanetle anılır olur. Türk ulusal kimliği; Bozkırdaki Türkmenlerde yaşar ve ozanları Türkçeyi geliştirir. Osmanlı Sarayı ise giderek soysuzlaşır ve yapay Osmanlıca denen yazı dili hakim olur.( Prof.Dr. Faruk Sümer)

Osmanlı belgelerini de es geçmemek lazım. Mühimme Defterleri yada tam olarak, "Umûr-ı Mühimme Defteri" yani, "Önemli Kamu İşleri Defterleri," Divân-ı Hümayun toplantılarında müzakere edilip sonuca bağlanan dahili ve harici meselelere ait siyasi, toplumsal ve iktisadi kararların kaydedildiği defterlere; "Mühimme Defterleri" adı verilmiştir. Osmanlı Arşivi'nde; Hicri, 961-1333 Miladi; 1553-1915 tarihleri arasında tutulduğu belirtilen bir veriye göre 419 adet Mühimme Defteri vardır. Bizzat bu defterlerde Alevi-Türkmenler hakkında katliam fetvaları, hükümleri, kadılardan gelen şikayetler vardır.

Uzun uzun anlattığım bir çok konu belge ve dökümanların , Osmanlı-devşirme hayranları tarafından okunmadığını ya da anlanmak istenmediğinin farkındayım. Bu yüzden kısaca Osmanlı Tarih Küliyatı İ.Uzun Çarşılı ile Lütfi tarihi, s.237, Tarihi Cevdet külliyatında Yavuz'un Alevi avına adamlarını göndererek katliamlar yaptırdığını görebilirsiniz. İsteyen olursa bir konu açıp mühime defterlerindeki fetvaları, hükümleri tek tek bizzat Osmanlı arşivlerinden verebilirim. Daha önceki konularında bazılarına temas etmiştim.


Anadoludaki nüfus eksilmesi olayına ise Kürtleşen Türkmenler başlığındaki konuda yer vermiştim. İran'a göç etmek zorunda kalan Alevi-Türkmenler yerine G.doğu ve Doğu Anadolu bölgesine, Kürtler yerleştirilmiştir. Böylelikle Safevi devletiyle, Osmanlı arasında sünni bir Kürt güçü kurdurulmuş stratejik olarak avantajlı hale gelinmek istenmiştir. Ayrıca Ord. Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN ın bu konuda iktisat tarihi açısından yayını vardır.
Osmanlıda din hiç bir zaman ideoloji olmadığı gibi Osmanlı, Şah İsmailin Anadoludaki mezhepsel faaliyetleri ile karşılaşana kadar sünniliğinin bile farkında değildi. Aslında sünni olduğunu bu anlamda Osmanlıya hatırlatan da Şah İsmail olmuştur. Dediğiniz anlamda dini ideoloji olarak çok iyi kullanan Şah İsmaildir, müridleri arasında hiç bir zaman yenilmez mehdi olduğu inancı vardı ve ona mehdi-i zaman kıble-i mekan diye hitap edilirdi.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 14 Oca 2013, 00:37 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 26 Eyl 2012, 15:06
Mesajlar: 2756
Yaş:
15. yy sonlarından itibaren çografi keşifler sonunda, daha önceden Osmanlı devleti toprakları üzerinden yapılan ticaret yolları değişmeye başlamıştır. Bu sebeble Osmanlı maliyesi zamanla bozulmaya başlar ve kötüleşir. Değişen ticaret yollarına tekrar hakim olabilmek ve ulaşabilmek için Basra ve Mısır'ı ele geçirmek gerekliyordu. Bu açılım doğal olarak Safeviler ve Memlüklüler ile çatışma doğurdu. Yavuz Sultan Selim zamanında ve sonrasında devletle Alevi-Türkmen topluluğu karşı karşıya geldiği halde; Anadoluda Sünni ve Alevi köyler arasında çatışma olmamıştır. Osmanlı belgelerinde böyle bir kayıt yoktur. Ayrıca Safeviler ile mezhep çatışması şeklinde yansıyan mücadeleye karşı, Sünni bir devlet olan Mısır' daki Memlüklülere karşıda mücadele edilmesi, perde arkasındaki ticari ve mali menfaatlerin göstergesidir. 2.Beyazıt döneminde bozulmaya başlayan ekonimik tablo oğlu 1. Selim zamanında düzeltilmiş, Kanuni Sultan Süleyman' a çok sağlam bir mali yapı ile devlet teslim edilmiştir. Olansa Anadoluda Safevi-Osmanlı mücadelesinde katledilip,sürülen ve Osmanlı sarayındaki dönme-devşirme takımı tarafından aşağılanan ve devlet tarafından iyice dışlanan Anadolu Türkmen-Alevilerine olmuştur.

_________________
Resim

Soytarıların ömrü, kralarınınki kadardır. (Fransız ata sözü)


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 14 Oca 2013, 02:49 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 25 Tem 2012, 17:34
Mesajlar: 492
Yaş:
40 bin oldu 100 bin. Acaba 1500 lü yıllarda Anadolu'nun tüm nufüsu ne kadarmış ? böyle bir çalışmaya ulaşabilen var mı ? Cidden çok merak etmeye başladım.

Kürtlerin getirilme sebebi, Türkmenlere göre daha sert tabiatlı olmaları ve mezhep değiştirmeye sıcak bakmamaları diye tahmin ediyorum. Birde Sünni Türkmenler genelde Hanefi- Maturidi olmalarına rağmen sanırsam Kürtlerin ekserisi Şafii-Eşari mezhebine mensuptular. Kürtler müsliman olurken Araplardan direkt öğrendikleri için fazla bir Şii veya Alevi öğretilere muhatab kalmamışlardır.

Osmanlı'dan sonra Atatürk tarafından kurulan Diyanette aynı şekilde, hanefi-maturidi esasına göre kurulmuş ve bizzat Atatürk Ömer Nasuhu Bilmen'e hanefi- maturidi esaslara göre ilmihal yazdırmışdır (Hala en geçerli ilmihal odur) .

_________________
HaciBot 3 boyutlu dünyaya hoşgeldiniz.

Resim


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 15 Oca 2013, 00:23 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 26 Eyl 2012, 15:06
Mesajlar: 2756
Yaş:
Alıntı:
sayın Hacı ilbey Yaptığınız alıntı Faruk SÜMER"in hangi kitabından öğrenebilir miyim
Oğuzlar, Prof. Dr. Faruk Sümer, 2002 İstanbul.

Resim

_________________
Resim

Soytarıların ömrü, kralarınınki kadardır. (Fransız ata sözü)


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 25 Eyl 2013, 14:14 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 00:48
Mesajlar: 133
Yaş:
Safeviler'le Osmanlılar arasındaki mücadelenin yegane sebebi "hakimiyet"tir. Çünkü hakimiyet ve yayılım alanları ve bünyelerindeki kitleler benzeşiktir; bir mücadelenin yaşanması olağandır. Osmanlılar ve Safeviler'den önce de Andolu'daki hakim güçlerle İran'daki hakim güçlerin çatıştığı vakidir. Bu tarih boyunca böyle olmuştur ve ön-Asya ve Ortadoğu hakimiyet mücadelesinin jeopolitik kaderidir.

Osmanlı idaresinin Aleviler'le yaşadığı sorun yerleşiklik-göçerlik arasındaki çelişkiden kaynaklıdır ve Alevi Türkmenler'in eski boy nizamlarını devam ettirmek istemelerinden. Osmanlı idaresi de bunun tam tersini düşünür. Yani, çatışma yine olağandır; mezhep farklılığına aslında pek gerek yoktur.

Türk tarihinde Türkler'in birbirleriyle savaşları malum ve meşhurdur. Tabii ki bunu olumlamıyorum; ancak, bu yüzden tarih yargılanmaya başlanacaksa tââ ilk Türklerden başlansın. Hatta Kül Tigin, Dokuz Oğuzlar'ın üzerine akın edip, onları kılınçtan geçirdiği için sorguya çekilsin; Gazneliler ile Selçuklular hakkında da savcı takibat başlatsın.

Biraz mantıklı olun Tanrı aşkına!

Osmanlı hakim olduğu kitlenin dinine, ırkına, diline ve mezhebine bakmaz. Hakimiyeti tesis oluyor mu, vergisini alıyor mu, ona bakar. Bütün imparatorlukların mantığı böyle işler. Günümüzde Amerika da, 1990 öncesi ve sonrası Rusya da olaya böyle yaklaşır. Ayrıca Osmanlılar'ın büyük bir alana hakim olarak, bu alandaki çeşitli dinleri ve sayısız mezhep ve tarikatı ve akımı yüzyıllarca yönetmesi büyük bir başarıdır.

Osmanlılar'ın Aleviler'e yaklaşımıyla, Cumhuriyet'in Dersim'e yaklaşımı temelde aynıdır. İkisi de bunlar Alevi oldukları için değil, hakimiyetlerini tesis etmek için müdahalede bulunmuşlardır.

Zikredilen yüz bin sayısının da mesnedi yoktur. Biz Türkler'in, geçmişten beri sayıları abartmak, şişirmek konusunda üzerimize yoktur.

Son olarak, modern döneme ait ideolojilerle ve düşünüş şekilleriyle tarihe yaklaşmayın, onu yargılamaya çalışmayın; bu, anakronizme yol açar, ki, şekil a, b, c falan filanda görüldüğü üzere açıyor da zaten.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 25 Eyl 2013, 22:22 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 11 Tem 2012, 13:41
Mesajlar: 131
Yaş:
Yavuz şöyle Türkleri öldürdü diye agzından salyalar saçanlar Şah İsmailin öldürdügü sünni Türkler Türk degilmiydi.Aynı çalışkan araştırmacı yazılarınızı neden şah ismailin katlettigi Akkoyunluları konu alıcak şekil ayrı konu açmıyorsunuz aynı şiddette Şaha sallamalar yapmıyorsunuz.

_________________
Resim


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 26 Eyl 2013, 11:19 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 18 Oca 2013, 13:48
Mesajlar: 1549
Yaş:
Sayın emrebenn, sanırım derdinizi "ağzından salyalar saçarak" gibi ifadeler kullanmadan da anlatabilirsiniz. Bu tür ifadeler ileri sürdüğünüz tezleri güçlendirmez, tam tersi zayıflatır.

Diğer taraftan, Şah İsmail'in Sünni Türklere yapmadığı zulmü bırakmadığı doğrudur. Belki Sünni Akkoyunlulara nasıl davranılacağını Fatih Sultan Mehmet'ten öğrenmiştir! :) Otlukbeli Savaşı'nda kaç Akkoyunlu Sünni Türk'ün esir alındığını ve bunların sonunun ne olduğunu biliyor musunuz? Keza Sünni Karaman Türklerine yaptığı zulümleri?

Aslında bu tartışmaların bir önemi yok. Sayın MKemal gerçeği yukarıdaki yazısında pek güzel ifade etmiş. Ne Şah İsmail'in, ne Yavuz'un, ne de Fatih Sultan Mehmet'in, Sünni, Alevi, Türk, Kürt gibi bir derdi yoktu. Onlar sadece iktidar ve fetih peşindeydiler. Amaçlarına uyanla işbirliği yapmış, uymayanları katletmişlerdir. Şah İsmail'in, kendisine karşı çıkan bir Şii-Alevi tayfa olsa, onları da kıtır kıtır doğrayacağına hiç şüphe yok...


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 26 Eyl 2013, 20:01 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 11 Tem 2012, 13:41
Mesajlar: 131
Yaş:
Sayın Rumeli Son paragrafınıza bire bir katılıyorum.

_________________
Resim


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 29 Eyl 2013, 03:17 
Çevrimdışı
Yeni Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 10:49
Mesajlar: 24
Yaş:
Alıntı:
Yavuz şöyle Türkleri öldürdü diye agzından salyalar saçanlar Şah İsmailin öldürdügü sünni Türkler Türk degilmiydi.Aynı çalışkan araştırmacı yazılarınızı neden şah ismailin katlettigi Akkoyunluları konu alıcak şekil ayrı konu açmıyorsunuz aynı şiddette Şaha sallamalar yapmıyorsunuz.
+ Şah İsmail ve Özbek Hanlığı konusu... Büyük Türk milliyetçisi :!: :!: Şah İsmail'in mantığını birazcık kavrama açısından önemli olabilir diye düşünüyorum.

Mezhep, İdeoloji vs... Mesele strateji... Kimse yanıbaşında kendisinden güçlü bir devlet ve kendi sınırları içinde o güçlü devletin destekçilerini barındırmak istemez. Yavuz Sultan Selimde barındırmadı. Mesele bundan ibaret.

Yoksa Memlukları niye sildi haritadan diye bir soru sorarlar adama...

Bu anlamda Şah İsmail de eleştirilmemeli. Çünkü adam devlet kurmuş ve devletinin devamı açısından Osmanlı Devletinin zayıflaması ve diğer komşusu Özbeklerin güçlenmemesi gerekiyordu. Bu da bir strateji meselesi.

Savaşa bir bahane lazım, her zaman en güzel bahane din olmuştur. Gerçi günümüzde icat edilen bahanelerin başında demokrasi var ama neyse :?


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 29 Eyl 2013, 04:02 
Çevrimdışı
Site Başkanı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2012, 22:24
Mesajlar: 4436
Yaş: 40
Alıntı:
Yavuz şöyle Türkleri öldürdü diye agzından salyalar saçanlar Şah İsmailin öldürdügü sünni Türkler Türk degilmiydi.Aynı çalışkan araştırmacı yazılarınızı neden şah ismailin katlettigi Akkoyunluları konu alıcak şekil ayrı konu açmıyorsunuz aynı şiddette Şaha sallamalar yapmıyorsunuz.

Böyle salyalar saçarçasına kemkirene kadar bir zahmet onuda sen araştır burada paylaş,sipariş üzerine konu mu açılır.

_________________
Resim

Tanrı hasımlarıma acısın, zira ben onlara acımayacağım."

Sakallı Nurettin Paşa”

“Biz ki Melik-i Turan, Emir-i Türkistan’ız, Biz ki Türk oğlu Türk’üz; Biz ki milletlerin en kadimi ve en ulusu Türk’ün Başbuğuyuz!”

Başbuğ Timur


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 29 Eyl 2013, 05:05 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 11 Tem 2012, 13:41
Mesajlar: 131
Yaş:
Sende yönetici olarak bu gereksiz mesajı yazmadan önce benim yazdıgım mesajı silip konuyu böyle kirletmeye bilirdin konu uzamasın yazacagın varsa şahsıma Özelden yaza bilirsin yöneticiligin geregini yapnız çünkü sizin mesajınızda bir bilgi kırıntısı yok.
Alıntı:
Alıntı:
Yavuz şöyle Türkleri öldürdü diye agzından salyalar saçanlar Şah İsmailin öldürdügü sünni Türkler Türk degilmiydi.Aynı çalışkan araştırmacı yazılarınızı neden şah ismailin katlettigi Akkoyunluları konu alıcak şekil ayrı konu açmıyorsunuz aynı şiddette Şaha sallamalar yapmıyorsunuz.

Böyle salyalar saçarçasına kemkirene kadar bir zahmet onuda sen araştır burada paylaş,sipariş üzerine konu mu açılır.

_________________
Resim


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 01 Eki 2013, 11:30 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 26 Eyl 2012, 15:06
Mesajlar: 2756
Yaş:
Babasına acımayanın kardeşlerine, kardeşlerine acımayanında başkalarına acıması mümkün değildir. Bu acımasızlık bizzat devletin kendi kurumunun yayınladığı kitapta bulunmaktadır. Boşuna konuyu saptırıp mezhep bataklığında savunma yapmayın.



“Akıllılık öncelikle evdeki düşmanı düşünmektir. Kızılbaş ordusu çoktur, bu ordunun esası Anadolu’dadır. Sufi benzeri kimselerin oğullarından ve bağlılarından, Anadolulu çapulcu Kızılbaşlardan oluşan bir ordudur. Anadolu insanlarından ordu toplanmıştır. Öncelikle Süfi tabiatlı kişiler arasından asker seçilmiştir. Öncelikle bu bağlantıyı koparmak, fitnenin başını ortadan kaldırmak gerekir. Bilgin tabiatlı Sultan, bu topluluğa bağlananları kısım kısım, isim isim kaydetmeleri için her yöreye katipler bilgili katipler gönderdi. Yediden yetmişe herkesin adının yüce makamlı divana getirilmesini istedi. Yazıcılar isimleri deftere kaydedince yaşlı ve gençlerden oluşan kayıtlıların sayısı kırk bin oldu. Ulaklar yazılan defterleri her yörenin hakimine ulaştırdıktan sonra her yörede keskin kılıç, adım adım yazılanlara yöneldi. Bu öldürülenlerin sayısı hesaplanan kırk bini aştı.” (Hicabi Kırlangıç, İdris-i Bidlisi Selim Şah-Name, Kültür Bakanlığı, 2001, s. 136)

_________________
Resim

Soytarıların ömrü, kralarınınki kadardır. (Fransız ata sözü)


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 01 Eki 2013, 17:35 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 00:48
Mesajlar: 133
Yaş:
Alıntı:
Babasına acımayanın kardeşlerine, kardeşlerine acımayanında başkalarına acıması mümkün değildir. Bu acımasızlık bizzat devletin kendi kurumunun yayınladığı kitapta bulunmaktadır. Boşuna konuyu saptırıp mezhep bataklığında savunma yapmayın.



“Akıllılık öncelikle evdeki düşmanı düşünmektir. Kızılbaş ordusu çoktur, bu ordunun esası Anadolu’dadır. Sufi benzeri kimselerin oğullarından ve bağlılarından, Anadolulu çapulcu Kızılbaşlardan oluşan bir ordudur. Anadolu insanlarından ordu toplanmıştır. Öncelikle Süfi tabiatlı kişiler arasından asker seçilmiştir. Öncelikle bu bağlantıyı koparmak, fitnenin başını ortadan kaldırmak gerekir. Bilgin tabiatlı Sultan, bu topluluğa bağlananları kısım kısım, isim isim kaydetmeleri için her yöreye katipler bilgili katipler gönderdi. Yediden yetmişe herkesin adının yüce makamlı divana getirilmesini istedi. Yazıcılar isimleri deftere kaydedince yaşlı ve gençlerden oluşan kayıtlıların sayısı kırk bin oldu. Ulaklar yazılan defterleri her yörenin hakimine ulaştırdıktan sonra her yörede keskin kılıç, adım adım yazılanlara yöneldi. Bu öldürülenlerin sayısı hesaplanan kırk bini aştı.” (Hicabi Kırlangıç, İdris-i Bidlisi Selim Şah-Name, Kültür Bakanlığı, 2001, s. 136)

Türk tarihinin kaderi bu. Devlet acıma kabul etmez. Yani sadece Yavuz yapmış gibi yansıtmayın bu işleri. Bu tarz olayların mezheple alakasının olmadığını da yukarıda yazdık.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 01 Eki 2013, 17:54 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 26 Eyl 2012, 15:06
Mesajlar: 2756
Yaş:
Halen Türk tarihinin devamını yaşıyoruz. Karabağ' da Azerbaycan Türkü mültecilere acımayan devlet ne oldu da Suriyeli göçmenlere insafa gelip el bebek gül bebek baktı? Türk tarihinin kaderi bu evet. Bir de mezhep ile ilgisi asla olamaz...

_________________
Resim

Soytarıların ömrü, kralarınınki kadardır. (Fransız ata sözü)


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 01 Eki 2013, 18:36 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 18 Oca 2013, 13:48
Mesajlar: 1549
Yaş:
Sayın Hacı İlbey, Karabağ işgal edildiğinde, Azeriler Türkiye'ye sığındılar da devlet kabul etmedi mi? Bilmediğim, hatırlamadığım için soruyorum...

Şu anki iktidarın mezhep eksenli politikalar uyguladığı su götürmez bir gerçektir. Fakat duruma şu açıdan da bakabiliriz: İran'ın politikası da mezhep temellidir. İktidarın bazı amaçları İran'la uyuşmadığı için, İran etkisini mezhep temelinde kırmaya çalışıyorlar. Kendi amaçlarına ters düşen Sünni bir iktidarla mücadele etmek zorunda kalsalardı onlarla da çatışırlardı. Alevi ve Şiilerle çatışırken aldıkları kadar keyif almazlardı muhakkak, ama yine de çatışırlardı. Bunları iktidarın tutumunu aklamak için yazmıyorum. Bana göre, durum ne olursa olsun, mezhep veya din eksenli politika yürütmek yanlıştır.

Osmanlı'ya gelince... Mezhep temelli isyanlara çok sert ve yine mezhep temelli karşılık verdikleri doğrudur. Fakat kendilerine karşı çıkan Sünni Türk aşiretlerine de kan kusturmuşlardır. Şah İsmail'in zuhurundan sonra, Alevileri kendilerinden görmedikleri doğrudur. Oysa daha önce pek iyi geçiniyorlardı. Savaşlarına müridleriyle katılan Alevi babalar vardı. Bunlara saygı gösteriyor, vakıflar bağışlıyorlardı. Orhan Gazi'nin Geyikli Baba'ya vakfettiği mallar arasında "yılda iki yük şarap" da sayılmaktadır. Şah İsmail'den sonra bile, bir isyan sözkonusu değilse, hoşgörülü olduklarını kabul etmek gerekir. Her ne kadar Ebussuud gibiler Alevi katliamı için fetvalar vermişlerse de, ortada başka bir sebep yokken bu tür eylemlere girişmemişlerdir. Yeniçeri için belirledikleri mezhebin Bektaşilik olduğunu, Kalenderilik, Hurufilik gibi çizgi dışı mezheplere de göz yumduklarını da unutmamak gerekir.

Osmanlı toplumu insanlarının, çizgi dışı mezhep mensuplarına bakışının bir çok boyutu vardır. Basite indirgenerek anlaşılamaz. Örnek ve de hoşluk olsun diye, Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nden bir anektod aktarayım:

Topal Recep Paşa sadrazamlık makamına getirildiğinde, çarşı, pazar dolaşırken yolu Unkapanı’na düşer. Buradaki bir çardağın altında, halkın kerametine inandığı bir Bektaşi babası (adını şimdi hatırlayamadım) şarap çekmektedir. Paşa, babadan kendisi için dua etmesini ister. Baba "Ye, iç, s.ç, sonra yine ye, yine iç, yine s.ç“ der. Paşa "Böyle dua mı olur?“ diye kızar. Baba "Be adam, sadrazam olmuşsun, daha ne duası edeyim? Padişah mı olacaksın? Öyleyse ye, iç, s.çama” der. Nitekim Recep Paşa bir pekliğe tutulur ki durum felaket… Hemen Unkapanı’na adam koşturup, özürlerini bildirir. Baba yine dua eder ve paşa bu dertten kurtulur.

Evliya Çelebi, şahsen, şaraba düşman olmasına rağmen, diğer insanlar gibi, bu tür babaların kerametine inanmaktan da geri kalmamaktadır. Seyahatnamesi buna benzer örneklerle doludur.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 01 Eki 2013, 18:51 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 00:48
Mesajlar: 133
Yaş:
Alıntı:
Halen Türk tarihinin devamını yaşıyoruz. Karabağ' da Azerbaycan Türkü mültecilere acımayan devlet ne oldu da Suriyeli göçmenlere insafa gelip el bebek gül bebek baktı? Türk tarihinin kaderi bu evet. Bir de mezhep ile ilgisi asla olamaz...

Yakın geçmişle kurduğunuz bağlantıyla ilgilenmiyorum açıkcası. Benzer bir olaydır veya değildir; şimdi bunu tartışıp farklı noktalara saptırmak niyetim yok konuyu.

Açıkçası mantık kurgunuz enteresan. Öyle argümanlar kuruyorsunuz ki, aynı yolu takip etsek ve Türk tarihini külliyen çöpe atsak yeridir. Evet, Türk tarihi, daha doğrusu tarih acımasızdır. Kimsenin gözünün yaşına bakıldığı görülmemiştir. Merak ediyorum aynı mantıkla Mao-tun'u/Bagatır'ı, Bilge Kağan'la Kül-Tigin'i, Çağrı Bey'le Tuğrul Bey'i, Sultan Alp Arslan'ı ve Timur'u ve diğerlerini de sıygaya çeker misiniz?


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 01 Eki 2013, 19:58 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 26 Eyl 2012, 15:06
Mesajlar: 2756
Yaş:
@ Sn. Rumeli, öncelikle harita üzerinde Dağlık Karabağ' a bir göz atalım.

Resim


Haritada görüldüğü gibi Karabağ mültecileri İran-Ermenistan ve Azerbaycan' ın batı kesimi ile çevrilidir. Yani Karabağlıların bize iltica etmesi demek Ermenistan içlerinden geçip Türk-Ermeni sınırına kadar ulaşması anlamına geliyordu. Böyle bir durumda da zaten iltica edeceklerden kimse canlı kalmazdı. Dolayısıyla Suriye krizinde olduğu gibi elini kolunu sallayan maalesef sınırlarımızdan giremedi. Buna karşın Suriyeli göçmenlere akıttığımız maddi yardımın zekatını dahi Azerbaycan Türkü göçmenlerden bu güne kadar esirgedik. Halende bu konuyu ne tartışmaya açan nede yardım kampanyası yapan kimse var. Yani Türkiye' nin bu konularda harekete geçmesi için Arap-Müslüman ve Sünni tercihi göze batmaktadır. Zaten Türk Milliyetçiliği ayağımın altında diyen ve övünerek Gürcüyüm diyen bir başbakandan farklı bir durum yaratması da beklenemez. Bunun yanında Dünya kamuoyuda bu olaya farklı tepki göstermemştir. 2001 yılına ait bir verilere bakmamız yeterli olacaktır.



Güney Kafkasya Ülkelerine Yapılan ABD Dış Yardımları
-----------------------------------------------------
Ülkeler --- Nüfus - ABD Yardımı - Göçmen Nüfusu
------------------------------------------------------
Ermenistan 3.500.000 -619 Milyon Dolar -Toplum içinde eritilmiştir.
Gürcistan 5.500.000 -443 Milyon Dolar - 300.000
Azerbaycan 7.500.000 -92 Milyon Dolar -1 Milyon

_________________
Resim

Soytarıların ömrü, kralarınınki kadardır. (Fransız ata sözü)


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 01 Eki 2013, 20:15 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 26 Eyl 2012, 15:06
Mesajlar: 2756
Yaş:
Alıntı:
Alıntı:
Halen Türk tarihinin devamını yaşıyoruz. Karabağ' da Azerbaycan Türkü mültecilere acımayan devlet ne oldu da Suriyeli göçmenlere insafa gelip el bebek gül bebek baktı? Türk tarihinin kaderi bu evet. Bir de mezhep ile ilgisi asla olamaz...

Yakın geçmişle kurduğunuz bağlantıyla ilgilenmiyorum açıkcası. Benzer bir olaydır veya değildir; şimdi bunu tartışıp farklı noktalara saptırmak niyetim yok konuyu.

Açıkçası mantık kurgunuz enteresan. Öyle argümanlar kuruyorsunuz ki, aynı yolu takip etsek ve Türk tarihini külliyen çöpe atsak yeridir. Evet, Türk tarihi, daha doğrusu tarih acımasızdır. Kimsenin gözünün yaşına bakıldığı görülmemiştir. Merak ediyorum aynı mantıkla Mao-tun'u/Bagatır'ı, Bilge Kağan'la Kül-Tigin'i, Çağrı Bey'le Tuğrul Bey'i, Sultan Alp Arslan'ı ve Timur'u ve diğerlerini de sıygaya çeker misiniz?

Mantık kurgusundan söz açmışken, forumda bu konularda daha önceden açtığım konular ile ilgili tartışmaları ve cevaben yazdıklarımı sanırım okumamışsınız. Türk tarihi 1071 de başlamadığı gibi, Osmanlılara rakip oan Türk devletleri de hain ya da çapulcu değildir. Öncelikle eski yazılarımı okusaydınız din ayrımı kesinlikle yapmadığımı ve mezhep- tarikat gibi olaylara prim tanımadığımı anlardınız. Bu bağlamda özellikle Osmanlı denildiğinde mezhep taasuplarının ve Osmanlı sevdalılarının yanlı analizleri ve tarihsel gerçekleri perdeleme çabalarına her platformda karşı çıktım. Osmanlı tarihi,din-mezhep saplantısı olmadan tarafsızca, iyi şekilde analiz edilebilseydi ve bunu genç nesillere tam anlamıyla öğretebilseydik eğer, bu gün ABD nin yönlendirmesiyle neo Osmanlıcılık denen hayallere dalmaz ve Ortadoğunun şamar oğlanı haline gelmezdik.

_________________
Resim

Soytarıların ömrü, kralarınınki kadardır. (Fransız ata sözü)


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 01 Eki 2013, 21:46 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 18 Oca 2013, 13:48
Mesajlar: 1549
Yaş:
Haklısınız Sayın Hacı İlbey. Azerbaycan Türkü mültecilerin illa sınırımıza dayanması gerekmezdi. Fakat devletin Azerbaycan Türkü mültecilere yeterli yardım göndermediğine emin misiniz? Verdiğini rakamlar ABD yardımlarına ait.

Bu vesileyle aklıma Özal'ın "Ama onların mezhebi farklı" sözü geldi. Zamanında ciğerime oturmuştu. Şimdi yine canım sıkıldı.... Bezdim bu zihniyetten.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 01 Eki 2013, 22:34 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 26 Eyl 2012, 15:06
Mesajlar: 2756
Yaş:
Azerbaycan' a üç defa gittim. En sonuncusu 2005 yılında oldu. 1995 ve 2001 de iki defa mülteci kamplarını gezme fırsatım oldu. İnsanların halleri, sefaleti ve anlattıkları yaşam hikayeleri dayanılacak gibi değildi. Sonuç kısaca şu: Belli çevreler Azerbaycan Türklerini ya insandan saymıyorlar ya da müslüman sanmıyorlar. Osmanlının diğer milletlere hoşgörüsü ile övünen zihniyet, söz konusu farklı mezhepden Türkler olunca '' ağzınızdan salya saçarak'' konuşmayın anlatmayın diyebiliyor. Bu ayrılığı Türk milletinin arasına koyan yobaz
Arap uleması ve içerdeki işbirlikçi tarikat, mezhep baronları için diyebileceğim tek şey lanet edip kahrolsunlar demek.

_________________
Resim

Soytarıların ömrü, kralarınınki kadardır. (Fransız ata sözü)


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 01 Eki 2013, 23:50 
Çevrimdışı
Süvariler
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 12 Tem 2012, 22:26
Mesajlar: 789
Konum: Lubnatsİ
Yaş: 42
Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur. Mezhebi inanışı ne olursa olsun.

_________________
Resim


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 02 Eki 2013, 03:56 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 00:48
Mesajlar: 133
Yaş:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Halen Türk tarihinin devamını yaşıyoruz. Karabağ' da Azerbaycan Türkü mültecilere acımayan devlet ne oldu da Suriyeli göçmenlere insafa gelip el bebek gül bebek baktı? Türk tarihinin kaderi bu evet. Bir de mezhep ile ilgisi asla olamaz...

Yakın geçmişle kurduğunuz bağlantıyla ilgilenmiyorum açıkcası. Benzer bir olaydır veya değildir; şimdi bunu tartışıp farklı noktalara saptırmak niyetim yok konuyu.

Açıkçası mantık kurgunuz enteresan. Öyle argümanlar kuruyorsunuz ki, aynı yolu takip etsek ve Türk tarihini külliyen çöpe atsak yeridir. Evet, Türk tarihi, daha doğrusu tarih acımasızdır. Kimsenin gözünün yaşına bakıldığı görülmemiştir. Merak ediyorum aynı mantıkla Mao-tun'u/Bagatır'ı, Bilge Kağan'la Kül-Tigin'i, Çağrı Bey'le Tuğrul Bey'i, Sultan Alp Arslan'ı ve Timur'u ve diğerlerini de sıygaya çeker misiniz?

Mantık kurgusundan söz açmışken, forumda bu konularda daha önceden açtığım konular ile ilgili tartışmaları ve cevaben yazdıklarımı sanırım okumamışsınız. Türk tarihi 1071 de başlamadığı gibi, Osmanlılara rakip oan Türk devletleri de hain ya da çapulcu değildir. Öncelikle eski yazılarımı okusaydınız din ayrımı kesinlikle yapmadığımı ve mezhep- tarikat gibi olaylara prim tanımadığımı anlardınız. Bu bağlamda özellikle Osmanlı denildiğinde mezhep taasuplarının ve Osmanlı sevdalılarının yanlı analizleri ve tarihsel gerçekleri perdeleme çabalarına her platformda karşı çıktım. Osmanlı tarihi,din-mezhep saplantısı olmadan tarafsızca, iyi şekilde analiz edilebilseydi ve bunu genç nesillere tam anlamıyla öğretebilseydik eğer, bu gün ABD nin yönlendirmesiyle neo Osmanlıcılık denen hayallere dalmaz ve Ortadoğunun şamar oğlanı haline gelmezdik.

Pek tabii baktım forumda diğer yazdıklarınıza. Ben analitik bir şey görmedim; yazdığınız şeyler son derece bayağı iddialar ve yaklaşımlar. Hatta mezhep taassubundan bahseden zatınızın bizzatihi bu çamura saplandığı da aşikar. Tek kelimeyle anakronizmin dibine vuruyorsunuz ve ne yazıktır ki, mesela şu an görüldüğü üzere, başkalarını kafanızda kurduğunuz şeylerle itham ediyorsunuz. Bakınız, ben, Osmanlılar'a rakip olan devletleri hain ya da çapulcu ve Türk tarihinin 1071'den başladığını ilan etmiyorum. İşin doğasından ve olayların mekaniğinden bahsediyorum.

Bu bir hak ve hukuk davası değildir; bu bir diyalektiktir. Yaşam bir güç savaşından ibarettir ve güçlü olan, iyi organize olan, iyi savaşan kazanır. O kadar!

Mantık kurgunuz da bir acayip yahu. Bir yerde Osmanlılar'ın iktidar hırsından bahsederken, kudretlerini yaymalarını kötülerken, Osmanlı fütühatının Avrupa'da yol açtığı kan ve gözyaşından dem vururken, bu söylediklerinizin nerelere varacağını hesap edemiyorsunuz. Sizin pervasızca verdiğiniz hükümler, ağzınızdan hesapsızca çıkan suçlamaların ucu Tanrıkut Bagatır'a kadar ulaşıyor beyefendi; bunun farkında mısınız?

Tekrar ediyorum; iktidar savaşından ve Türkler arasındaki hakimiyet mücadelesinden dolayı Osmanlılar'ı suçlayan zât-ı âliniz Bagatır'ı, Bilge Kağan'la Kül-Tigin'i, Çağrı Bey'le Tuğrul Bey'i, Gazneli Mesud'u, Sultan Alp Arslan'ı ve Timur'u ve diğerlerini de sıygaya çekebilecek mi?


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 02 Eki 2013, 10:24 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 18 Oca 2013, 13:48
Mesajlar: 1549
Yaş:
Valla Sayın Hacı İlbey ne der bilemiyorum ama ben Osmanlı öncesi Türklerin yaptıklarını asla inkar etmem. Örnek vereyim: İbn'ül Esir'in "El Kamil fi't Tarih" adlı meşhur eseri, Taberi tarihinin bir özeti ve Taberi'nin kaldığı yerden devamıdır. Bu eserde Selçuklu ve diğer Oğuz boylarının yaptığı yağma, katliam, tecavüz ve zulümler de anlatılır. Anlatıma taraflı demek mümkün değildir. Zira eserde Arapların yaptığı Talkan ve Cürcan katliamları tafsilatlı olarak aktarılmıştır. Üstelik bu zulümleri yapanların, tabiin denilen, sahabeden ders almış kişiler olduğu biline biline...

Aynı kitapta Arapların Rumlara ve Nikefor Fokas döneminde Rumların Araplara yaptığı zulümler de anlatılmıştır. Bu yaz Kapadokya'yı ziyaret ettim. Bölgede 150 kadar yeraltı kenti var. Bu bölge Arap-Bizans savaşları döneminde ara bölge konumundaydı. Arapların hakimiyetine girmemişti ama sürekli olarak Arap akınlarına maruz kalıyordu. Bölge halkı korunmak için bu kentleri inşa etmişlerdir. Dar dehlizler ve özellikle kapı kenarlarında, kapıya giden ana dehlize küçük pencerelerle açılan yan dehlizler var. Maksat, değirmen taşından yapılan kapıları kırmaya çalışan saldırganları küçük pencerelerden mızraklamak. Bir askeri vursanız, o askeri yüzlerce metre sürükleyip dışarı çıkarmadan aynı boşluğa yeni bir asker sevketmek imkansız. Bu kentleri inşa etmek için harcanan emek hayret verici. İnsanlar büyük bir zulümle karşı karşıya olmasalar, mümkün değil böyle bir zahmete girmezler. Gariptir, bölge halkı bu gerçekleri gördükleri ve bildikleri halde, hala İslam ordularının adaletinden filan bahsediyorlar. Milletçe rasyonel olmayı bilemiyoruz vesselam...

Tarihte mazlumlar daima yenilenler olmuştur. Mazlum olanlar, kim olurlarsa olsunlar, eğer ki galip olsalardı, galiplerin yapageldiği zulümlerden geri kalmayacakları kesindir. Elbette yapılan zulümlerin seviyesi, döneme, lidere, kabileye, şartlara bağlı olarak değişkenlik göstermiştir. Ama öz itibarıyla bir farklılık yoktur.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 02 Eki 2013, 12:49 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 26 Eyl 2012, 15:06
Mesajlar: 2756
Yaş:
Alıntı:
Pek tabii baktım forumda diğer yazdıklarınıza. Ben analitik bir şey görmedim; yazdığınız şeyler son derece bayağı iddialar ve yaklaşımlar. Hatta mezhep taassubundan bahseden zatınızın bizzatihi bu çamura saplandığı da aşikar. Tek kelimeyle anakronizmin dibine vuruyorsunuz ve ne yazıktır ki, mesela şu an görüldüğü üzere, başkalarını kafanızda kurduğunuz şeylerle itham ediyorsunuz.
Açtığım konularda yer verdiğim belge ve akademik kaynakları bu şekilde nitelendiriyorsanız. Sizin kendi bileceğiniz iş. Konumuz analitik yaklaşımların nasıl olduğu ve sistematik olayların analizi değil. Yanlız kısaca bazı noktaları hatırlatmak durumundayım. Yer verdiğim belgelerde ve alıntılarda Osmanlı fazlaca eleştrilmiş olabilir. Benim Osmanlı eleştrim başlıca; devletin kurucu ve asli usnsuru olan Türklerin zamanla yönetimden dışlanması, devşirilen hrıstıyan döneklerin bu kitleyi aşağılaması dışlaması, dışardan ithal edilen Arap ulemanın devleti ve toplumu din ekseninde yozlaştırması ve bunun neticesinde Anadoluda bugüne dek uzanan ayrılıkların oluşmasıdır. Konuyu çok uzatmak istemiyorum. Türk tarihinden anladığımız Osmanlılar ve diğerleri olmamalıdır. Osmanlı merkezli bir Türk tarih anlayışım yok. Osmanlılar Türk tarihinin bir parçasıdır. Tıpkı Safevilerin ve Timur devletinin de olduğu gibi.

_________________
Resim

Soytarıların ömrü, kralarınınki kadardır. (Fransız ata sözü)


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 02 Eki 2013, 13:02 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 26 Eyl 2012, 15:06
Mesajlar: 2756
Yaş:
Alıntı:
Valla Sayın Hacı İlbey ne der bilemiyorum ama ben Osmanlı öncesi Türklerin yaptıklarını asla inkar etmem. Örnek vereyim: İbn'ül Esir'in "El Kamil fi't Tarih" adlı meşhur eseri, Taberi tarihinin bir özeti ve Taberi'nin kaldığı yerden devamıdır. Bu eserde Selçuklu ve diğer Oğuz boylarının yaptığı yağma, katliam, tecavüz ve zulümler de anlatılır. Anlatıma taraflı demek mümkün değildir. Zira eserde Arapların yaptığı Talkan ve Cürcan katliamları tafsilatlı olarak aktarılmıştır. Üstelik bu zulümleri yapanların, tabiin denilen, sahabeden ders almış kişiler olduğu biline biline...

Aynı kitapta Arapların Rumlara ve Nikefor Fokas döneminde Rumların Araplara yaptığı zulümler de anlatılmıştır. Bu yaz Kapadokya'yı ziyaret ettim. Bölgede 150 kadar yeraltı kenti var. Bu bölge Arap-Bizans savaşları döneminde ara bölge konumundaydı. Arapların hakimiyetine girmemişti ama sürekli olarak Arap akınlarına maruz kalıyordu. Bölge halkı korunmak için bu kentleri inşa etmişlerdir. Dar dehlizler ve özellikle kapı kenarlarında, kapıya giden ana dehlize küçük pencerelerle açılan yan dehlizler var. Maksat, değirmen taşından yapılan kapıları kırmaya çalışan saldırganları küçük pencerelerden mızraklamak. Bir askeri vursanız, o askeri yüzlerce metre sürükleyip dışarı çıkarmadan aynı boşluğa yeni bir asker sevketmek imkansız. Bu kentleri inşa etmek için harcanan emek hayret verici. İnsanlar büyük bir zulümle karşı karşıya olmasalar, mümkün değil böyle bir zahmete girmezler. Gariptir, bölge halkı bu gerçekleri gördükleri ve bildikleri halde, hala İslam ordularının adaletinden filan bahsediyorlar. Milletçe rasyonel olmayı bilemiyoruz vesselam...

Tarihte mazlumlar daima yenilenler olmuştur. Mazlum olanlar, kim olurlarsa olsunlar, eğer ki galip olsalardı, galiplerin yapageldiği zulümlerden geri kalmayacakları kesindir. Elbette yapılan zulümlerin seviyesi, döneme, lidere, kabileye, şartlara bağlı olarak değişkenlik göstermiştir. Ama öz itibarıyla bir farklılık yoktur.
Sn Rumeli anlattığınız olayların, forum çökmeden önce bizzat konularını açıp paylaşmıştım. İtiraz edeceğim bir durum yok. Genel Ttürk tarihini tarafsız olarak araştırmalı ve öğretmeliyiz. Devamlı bir tarafı aşağılamamalıyız. Osmanlı tarihindeki tartışmalar ve bunların derinliği geçmişten gelerek günümüzü hala derinden etkiliyor olması ile ilgili. Kendimden bir örnek verecek olursam; büyük oğlumun eşi Yozgatlı ve Alevi Türkmen kökenli. Ailece ziyaretimizde gelinin ninesi ve bazı akrabalar kendi aralarında bizim için sürekli '' yabancı mı?'' diye birbirlerine sorması dikkatimi çekti. Daha sonra gelinin abisi durumu açıkladı. '' Agabey kusura bakma sizi kırmamak için yezid demiyorlar, yabancı diye geçiştiriyorlar '' deyince, güleyimmi ağlayım mı karar veremedim. Kısaca itirazım özü Türk olan her iki taraftanda ayırıcı ve dışlayıcı olan zihniyetedir. Haliyle bu ayrılık Osmanlı ile ilgili ve Türk tarihinide ilgilendiriyor.

_________________
Resim

Soytarıların ömrü, kralarınınki kadardır. (Fransız ata sözü)


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 02 Eki 2013, 13:54 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 18 Oca 2013, 13:48
Mesajlar: 1549
Yaş:
Sayın Hacı İlbey, itirazınızda yerden göğe kadar haklısınız. Türk asıllı insanların, din veya mezhep ayrımı sebebiyle birbirlerine yabancılaşması kabul edilebilir bir olgu değil. Bu açıdan Aleviler de sütten çıkmış ak kaşık değil. Tuncel Kurtiz'in bir Alevi köyüne gömülme isteğini nasıl reddettiklerini gördük geçtiğimiz günlerde... Bu arada, Türk asıllı derken, ırk ayrımı yapmıyorum. Kendini Türk olarak kabul eden, milletimizle kader birliği yapan herkesi kastediyorum.

Milliyetçilik ölmemiştir ve görünür gelecekte ölmeyecektir de... ABD'ye gittiğimde, her biri ayrı ırklardan gelen insanların, ABD milliyetçiliği altında nasıl toplanmaya çalışıldığını gördüm. Hoş, bunun için ABD'ye gitmeye gerek yok. Filmlerini izlemek yeter. Bunlar, bir taraftan böyle hareket ederken, diğer taraftan bize milliyetçiliği reddetmeyi öğütlüyorlar.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 02 Eki 2013, 15:08 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 00:48
Mesajlar: 133
Yaş:
Alıntı:
Alıntı:
Pek tabii baktım forumda diğer yazdıklarınıza. Ben analitik bir şey görmedim; yazdığınız şeyler son derece bayağı iddialar ve yaklaşımlar. Hatta mezhep taassubundan bahseden zatınızın bizzatihi bu çamura saplandığı da aşikar. Tek kelimeyle anakronizmin dibine vuruyorsunuz ve ne yazıktır ki, mesela şu an görüldüğü üzere, başkalarını kafanızda kurduğunuz şeylerle itham ediyorsunuz.
Açtığım konularda yer verdiğim belge ve akademik kaynakları bu şekilde nitelendiriyorsanız. Sizin kendi bileceğiniz iş. Konumuz analitik yaklaşımların nasıl olduğu ve sistematik olayların analizi değil. Yanlız kısaca bazı noktaları hatırlatmak durumundayım. Yer verdiğim belgelerde ve alıntılarda Osmanlı fazlaca eleştrilmiş olabilir. Benim Osmanlı eleştrim başlıca; devletin kurucu ve asli usnsuru olan Türklerin zamanla yönetimden dışlanması, devşirilen hrıstıyan döneklerin bu kitleyi aşağılaması dışlaması, dışardan ithal edilen Arap ulemanın devleti ve toplumu din ekseninde yozlaştırması ve bunun neticesinde Anadoluda bugüne dek uzanan ayrılıkların oluşmasıdır. Konuyu çok uzatmak istemiyorum. Türk tarihinden anladığımız Osmanlılar ve diğerleri olmamalıdır. Osmanlı merkezli bir Türk tarih anlayışım yok. Osmanlılar Türk tarihinin bir parçasıdır. Tıpkı Safevilerin ve Timur devletinin de olduğu gibi.

Vallahi Mete Biricik nam akıl fukarası, cehalet erbabı bir ademden foruma taşıdığınız Gizlenen Osmanlı Tarihi diye bir şey var ki, bilimsel kıymetine göz kamaşmaklığımdan hâlâ vakıf olamadım. Tarihi anlamak yerine bugünün değerleriyle yargılamayı seçiyorsunuz ki, bunun nasıl bir sonuca yol açtığını birlikte görmek için tekrar ettiğim soruyu cevaplamaktan da imtina ediyorsunuz.

Ben size Osmanlı merkezli Türk tarih anlayışınız var demiyorum. Sadece Osmanlı tarihine yaklaşımınız yanlış. Tarihi olayları günümüzün ahlaki prensipleriyle değerlendiriyor, bulundukları tarihi zaman diliminden kopartıyor, bugüne getiriyor ve hüküm vermeye çalışıyorsunuz; bu son derece sakıncalı bir yaklaşımdır. Zira böyle yaparsanız "Barbar Türkler"i tarihi gömmek farz olur. Analitik bakış açısı istiyorsanız Sayın Rumeli'yi dikkatli okuyabilirsiniz mesela.

Bakınız ne kadar kolay hüküm verebiliyorsunuz "Devşirilen hrıstıyan döneklerin bu kitleyi aşağılaması dışlaması, dışardan ithal edilen Arap ulemanın devleti ve toplumu din ekseninde yozlaştırması ve bunun neticesinde Anadoluda bugüne dek uzanan ayrılıkların oluşmasıdır." Hükmünüz doğrudur veya yanlış demiyorum ama bu hükmü nasıl verdiniz? Mesela hangi verileri kullandınız, ulaştığınız verileri nasıl kritik ettiniz? Yozlaşma dediğinizde, yozlaşmayı tespit edebilecek, ettikten sonra da var mı, yok mu diye öncesi ve sonrası iki tarihi dönemi kıyas edebilecek, teorik tartışma yapabilecek elinizde ne kadar "kaynak" var ve siz bu kaynakları hangi metotla değerlendiriyorsunuz? Bir tarihçinin tek başına altından kalkamayacağı bu kadar çetrefilli, interdisipliner bir konuda çat diye nasıl bu kadar rahat hüküm verebiliyorsunuz? Anlamak istiyorum gerçekten.

"Devletin kurucu ve asli usnsuru olan Türklerin zamanla yönetimden dışlanması." mevzusu hem zor, hem de açıklanması kolay bir durumdur. İbn Haldun'un mukaddimesinde bahsettiği asabiyeler arasındaki farklılıktan kaynaklanır. İmparatorlukların genel özelliğidir; kurucu unsur devlet büyüdükten sonra avantajını korumak üzere diğer unsurlara da her alanda yer açmak mecburiyetindedir. Bunda anormal bir durum yok yani. O kadar kavmi, dili, dini yönetmek arzun varsa, büyük devlet olmak kararlılığındaysan bunları da yapmak zorundasın. Bunu eğer doğanın kanununa ters derseniz, siz hiç zahmet etmeyin Türk tarihinin en büyük kahramanlarından iki zâtı, Alp Arslan'la Timur'u ben sizin yerinize tarihten çabucak silerim. Neyse..

Ha bir de Türkler sadece Alevilerden oluşmuyorlar. Türk Dünyasının çoğunluğunu dün de, bugün de Sünni Müslümanlar oluşturuyor. İnsanların inançları hakkında konuşurken Aleviler konusunda gösterdiğiniz ihtimamı bir zahmet onlar için de gösterin. Eğer göstermem diyorsanız, Aleviler'de de taarruz edilecek çokça malzeme var.

Ez-cümle olayları tabiatı gereğince değerlendiriniz.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 02 Eki 2013, 15:42 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 00:48
Mesajlar: 133
Yaş:
Alıntı:
Sayın Hacı İlbey, itirazınızda yerden göğe kadar haklısınız. Türk asıllı insanların, din veya mezhep ayrımı sebebiyle birbirlerine yabancılaşması kabul edilebilir bir olgu değil. Bu açıdan Aleviler de sütten çıkmış ak kaşık değil. Tuncel Kurtiz'in bir Alevi köyüne gömülme isteğini nasıl reddettiklerini gördük geçtiğimiz günlerde... Bu arada, Türk asıllı derken, ırk ayrımı yapmıyorum. Kendini Türk olarak kabul eden, milletimizle kader birliği yapan herkesi kastediyorum.

Milliyetçilik ölmemiştir ve görünür gelecekte ölmeyecektir de... ABD'ye gittiğimde, her biri ayrı ırklardan gelen insanların, ABD milliyetçiliği altında nasıl toplanmaya çalışıldığını gördüm. Hoş, bunun için ABD'ye gitmeye gerek yok. Filmlerini izlemek yeter. Bunlar, bir taraftan böyle hareket ederken, diğer taraftan bize milliyetçiliği reddetmeyi öğütlüyorlar.
İki kesimin de yobazları, problem çıkartanları tasfiye edilirse mezhep temelli sorun çözülür diye tahmin ediyorum. Mesela geçenlerde Ankara'da aynı avluya camii ve cemevi projesinin temel atma töreninde yaşanan hadiseler malum. Aynı şekilde üçüncü köprüye hiç gereği yokkken Yavuz Sultan Selim isminin verilmesi de malum. Bazı tarikatların faaliyetleri nasıl Türk devletini tehdit ediyorsa, bazı Alevi derneklerinin ve bir kısım Alevilerin sol örgütler(Dhkp-c gibi) içerisinde aktif rol alması da Türk devletini tehdit ediyor. Bu meyanda Pir Sultan Abdal Derneğinin faaliyetleri apaçık kışkırtma, ayrımcılık ve çatışmayı körüklemeye yönelik faaliyetler mesela.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 02 Eki 2013, 17:36 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 18 Oca 2013, 13:48
Mesajlar: 1549
Yaş:
Sayın MKemal, dediklerinizde haklılık payı var. Fakat asıl saldırı altında olanın Aleviler olduğunu da unutmamak lazım. Nedense kendilerine basitçe “Neye inanıyorsan, neye ibadethane diyorsan eyvallah” denemiyor bir türlü. İlla “Alevilik şuysa ben Alevinin önde gideniyim” gibi mugalatalarla belli bir kalıba sokulmaya çalışılıyorlar. Ayrıca bu iktidar döneminde, daha önceki hiçbir dönemde olmadığı kadar, ayrımcılığa tabi tutuldukları da bir gerçek. Kendilerine devlet makamlarında görev verilmesinden itina ile kaçınılıyor. Neyse, asıl bahsetmek istediğim konu bu değil.

Dediğiniz gibi, bir çok imparatorluk yönetiminde, kurucu unsurların yönetimden belli bir seviyede dışlandığı doğrudur. Roma’da Pratorian muhafız teşkilatı tamamen Germen ve Galyalı yabancılardan oluşuyordu. Böylece, kökleriyle hiçbir bağlantıları kalmayan, başkentteki kuruculara yabancı, tamamen imparatorun kölesi durumunda muhafızlar elde edilmiş oldu. Maksat, imparatoru, kurucu unsurların girişeceği darbe teşebbüslerinden korumaktı. Fakat, bir süre sonra, Pratorian’lar imparatorları alaşağı edip, başa getirir hale geldiler. Bu gelenek Bizans’ta “Vareng” denilen Frank ve Kuzey Avrupalı muhafızlarla devam etti.

Aynı gelişme Abbasi hilafeti sırasında da yaşandı. Halifeler, Arap asıllı insanların darbe girişimlerinden korunmak için, Türk kölelerden oluşan muhafızlar edinmeye başladılar. Daha sonra, sözkonusu muhafızlar, istediklerini tahta çıkarıp, istemediklerini öldürmeye başladılar. Bir çok eyalete Türk valiler atanmaya başlandı. Yani Roma’dan bir adım daha ileri gidildi.

Osmanlı ise hepsinden ileri gitti. Dini makamlar haricinde, Türkleri yönetim makamlarından neredeyse tamamen dışladılar. Mesela, Prof. Dr. Mustafa Akdağ, Anadolu isyanlarının sebeplerinden BİRİNİN, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, sancakbeyinin altındaki, kapıcıbaşı vb. makamlara atamaların da merkez tarafından yapılmaya başlanması olduğunu tespit etmiştir. Bilindiği gibi Fatih dönemiyle birlikte sancakbeyleri zaten devşirmeler arasından seçilmeye başlamıştı. Sultan Süleyman’ın iktidarında zeametler de merkez tarafından dağıtılır hale geldi. Bu atamalar kapıkulu sipahileri içinden yapılıyordu. Özellikle emekliliği yaklaşan kapıkulu sipahilerinin merkeze baskı yaptığı bir gerçektir. Bu gelişme bazı olumsuz sonuçlar doğurdu. Örneğin, sancakbeylerinin, sancakbeyine itaat ederek zeamet veya mevki kazanma imkanı kalmadığını gören tımarlı sipahiler (devşirme olan kapıkulu sipahileri ile karıştırmamak gerekir) üzerindeki otoritesi zayıflamıştır. Diğer taraftan, merkezden atanan kapıkulu sipahileri de sancakbeylerine tam olarak itaat etmiyorlar, ayağını kaydırmaya çalışıyorlardı. Hepsinden kötüsü, atandıkları topraklar ve orada yaşayan insanlarla hiçbir bağı olmayan bu köleler, zulümde, yolsuzlukta Avrupa derebeylerini fersah fersah geçiyorlardı. Garip olan şudur ki bir çok isyanın (hepsinin değil) başını çeken de yine bu kimseler olmuşlardır. Fakat Türk asıllı ahali de bu kölelerin başlattığı isyanlara katılmaktan çekinmemiştir. Diğer taraftan, aralarında bir çok yolsuzluk yapan kimse bulunmakla beraber, Türk asıllı kadılar, halkı korumak için ciddi gayret gösteriyordu genellikle.

Kapıkulları hem mazlumdular, hem de zalim. Mazlumdular zira ailelerinden haksız yere koparılmışlardı. Ana-baba sıcaklığı, terbiye ve insani değerlerden nasiplerini almadan, kendilerini, yabancı bir ortamda, korkunç güç kavgalarının içinde bulmuşlardı. Zalimdiler, zira dinleri değiştirilmiş olsa bile, bu insanlara yabancıydılar. Utanacakları eşleri, dostları yoktu. Zulümle elde ettiklerinden müsadereden kaçırabildikleri dışında, çoluk çocuklarına bırakabilecek malları, toprakları yoktu. Devlet korkusu dışında, atandıkları topraklardaki insanlara iyi davranmak için hiçbir sebepleri yoktu. Dini sebeplerin lafını bile etmeye değmez. Doğma büyüme müslüman olanların bile mesele para olunca neler yaptıklarını görüyoruz. Yükselebilmek için acımasız, yalaka ve şeytani olmak dışında bir çareleri yoktu. Avrupalı seyyah ve elçiler, Osmanlı paşalarını, son derece zeki ve fiziken güçlü olmakla beraber, acımasız, yalancı, entrikacı ve zalim olarak tarif ederler. Bir köleden büyük insani vasıflar beklemek gülünçtür.

Sonuç olarak, Sayın Hacı İlbey bu köleleri kötülerken haklıdır. Asıl konusu bu olmamakla birlikte, Prof. Dr. Mustafa Akdağ’ın “Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası – Celali İsyanları” adlı kitabını tavsiye ederim. Tamamen akademik ve Osmanlı arşiv belgelerine dayanan bir eserdir.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 02 Eki 2013, 20:57 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 26 Eyl 2012, 15:06
Mesajlar: 2756
Yaş:
@ mkemal, Alevilerin ne kadar Türk olduğunu merak edenler için tekrar veriyorum.


[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=leV8n6f2rEw[/youtube]

_________________
Resim

Soytarıların ömrü, kralarınınki kadardır. (Fransız ata sözü)


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 03 Eki 2013, 00:20 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 00:48
Mesajlar: 133
Yaş:
Alıntı:
@ mkemal, Alevilerin ne kadar Türk olduğunu merak edenler için tekrar veriyorum.


[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=leV8n6f2rEw[/youtube]

Alevilerin Türklüğünü tartışmıyorum; tartışmam da zaten. Konumuzla alakası da yok. Onu geçtim; eğer birisi Aleviler Türk değildir meyanında bir şeyler dediyse, o kişi halt etmiş demektir.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 03 Eki 2013, 01:08 
Çevrimdışı
Uzaklaştırıldı

Kayıt: 26 Eyl 2012, 15:06
Mesajlar: 2756
Yaş:
Öz kültürümüzün de yeri olan Orta Asya daki Sünni Türkistanlılar ile Anadolu Türkmeni Alevilerin Semahına bakarak; Orta Asya kültürünü halen Anadoluda yaşatanların ve ata yurdumuz Orta Asya ile aramızdaki kültür köprüsünün halen canlı kalmasını Alevi Türklerine borçlu olduğumuzu anlayabilirsiniz.


[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=dMsnRXDjvQA[/youtube]

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=tTZKFBvES_U[/youtube]




En önemlisi ise bu milleti bir arada tutan en önemli özellik olan Türk dilini koruyan en önemli unsurun Aleviler olduğunu kabul etmeliyiz.

16. yy dan Pir Sultan ( Demedim mi) ile Osmanlı bestekarı Hammamizade Ismail Dede Efendi(Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenara düştü) nin eserlerini bu anlamda mukayase edebilirsiniz.

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=tV0OlrD-5Ns[/youtube]

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=bDYz_D8j2-s[/youtube]

Türklük için yapılan bu hizmetlere vesile olanlar başka kimler varsa onlarıda takdir eder ve överim. Yazdıklarım Türklük ile ilgili olup, din ve mezhep olayı ile bir ilgisi yoktur.

_________________
Resim

Soytarıların ömrü, kralarınınki kadardır. (Fransız ata sözü)


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 03 Eki 2013, 01:21 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 00:48
Mesajlar: 133
Yaş:
Alıntı:
Sayın MKemal, dediklerinizde haklılık payı var. Fakat asıl saldırı altında olanın Aleviler olduğunu da unutmamak lazım. Nedense kendilerine basitçe “Neye inanıyorsan, neye ibadethane diyorsan eyvallah” denemiyor bir türlü. İlla “Alevilik şuysa ben Alevinin önde gideniyim” gibi mugalatalarla belli bir kalıba sokulmaya çalışılıyorlar. Ayrıca bu iktidar döneminde, daha önceki hiçbir dönemde olmadığı kadar, ayrımcılığa tabi tutuldukları da bir gerçek. Kendilerine devlet makamlarında görev verilmesinden itina ile kaçınılıyor. Neyse, asıl bahsetmek istediğim konu bu değil.

Dediğiniz gibi, bir çok imparatorluk yönetiminde, kurucu unsurların yönetimden belli bir seviyede dışlandığı doğrudur. Roma’da Pratorian muhafız teşkilatı tamamen Germen ve Galyalı yabancılardan oluşuyordu. Böylece, kökleriyle hiçbir bağlantıları kalmayan, başkentteki kuruculara yabancı, tamamen imparatorun kölesi durumunda muhafızlar elde edilmiş oldu. Maksat, imparatoru, kurucu unsurların girişeceği darbe teşebbüslerinden korumaktı. Fakat, bir süre sonra, Pratorian’lar imparatorları alaşağı edip, başa getirir hale geldiler. Bu gelenek Bizans’ta “Vareng” denilen Frank ve Kuzey Avrupalı muhafızlarla devam etti.

Aynı gelişme Abbasi hilafeti sırasında da yaşandı. Halifeler, Arap asıllı insanların darbe girişimlerinden korunmak için, Türk kölelerden oluşan muhafızlar edinmeye başladılar. Daha sonra, sözkonusu muhafızlar, istediklerini tahta çıkarıp, istemediklerini öldürmeye başladılar. Bir çok eyalete Türk valiler atanmaya başlandı. Yani Roma’dan bir adım daha ileri gidildi.

Osmanlı ise hepsinden ileri gitti. Dini makamlar haricinde, Türkleri yönetim makamlarından neredeyse tamamen dışladılar. Mesela, Prof. Dr. Mustafa Akdağ, Anadolu isyanlarının sebeplerinden BİRİNİN, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, sancakbeyinin altındaki, kapıcıbaşı vb. makamlara atamaların da merkez tarafından yapılmaya başlanması olduğunu tespit etmiştir. Bilindiği gibi Fatih dönemiyle birlikte sancakbeyleri zaten devşirmeler arasından seçilmeye başlamıştı. Sultan Süleyman’ın iktidarında zeametler de merkez tarafından dağıtılır hale geldi. Bu atamalar kapıkulu sipahileri içinden yapılıyordu. Özellikle emekliliği yaklaşan kapıkulu sipahilerinin merkeze baskı yaptığı bir gerçektir. Bu gelişme bazı olumsuz sonuçlar doğurdu. Örneğin, sancakbeylerinin, sancakbeyine itaat ederek zeamet veya mevki kazanma imkanı kalmadığını gören tımarlı sipahiler (devşirme olan kapıkulu sipahileri ile karıştırmamak gerekir) üzerindeki otoritesi zayıflamıştır. Diğer taraftan, merkezden atanan kapıkulu sipahileri de sancakbeylerine tam olarak itaat etmiyorlar, ayağını kaydırmaya çalışıyorlardı. Hepsinden kötüsü, atandıkları topraklar ve orada yaşayan insanlarla hiçbir bağı olmayan bu köleler, zulümde, yolsuzlukta Avrupa derebeylerini fersah fersah geçiyorlardı. Garip olan şudur ki bir çok isyanın (hepsinin değil) başını çeken de yine bu kimseler olmuşlardır. Fakat Türk asıllı ahali de bu kölelerin başlattığı isyanlara katılmaktan çekinmemiştir. Diğer taraftan, aralarında bir çok yolsuzluk yapan kimse bulunmakla beraber, Türk asıllı kadılar, halkı korumak için ciddi gayret gösteriyordu genellikle.

Kapıkulları hem mazlumdular, hem de zalim. Mazlumdular zira ailelerinden haksız yere koparılmışlardı. Ana-baba sıcaklığı, terbiye ve insani değerlerden nasiplerini almadan, kendilerini, yabancı bir ortamda, korkunç güç kavgalarının içinde bulmuşlardı. Zalimdiler, zira dinleri değiştirilmiş olsa bile, bu insanlara yabancıydılar. Utanacakları eşleri, dostları yoktu. Zulümle elde ettiklerinden müsadereden kaçırabildikleri dışında, çoluk çocuklarına bırakabilecek malları, toprakları yoktu. Devlet korkusu dışında, atandıkları topraklardaki insanlara iyi davranmak için hiçbir sebepleri yoktu. Dini sebeplerin lafını bile etmeye değmez. Doğma büyüme müslüman olanların bile mesele para olunca neler yaptıklarını görüyoruz. Yükselebilmek için acımasız, yalaka ve şeytani olmak dışında bir çareleri yoktu. Avrupalı seyyah ve elçiler, Osmanlı paşalarını, son derece zeki ve fiziken güçlü olmakla beraber, acımasız, yalancı, entrikacı ve zalim olarak tarif ederler. Bir köleden büyük insani vasıflar beklemek gülünçtür.

Sonuç olarak, Sayın Hacı İlbey bu köleleri kötülerken haklıdır. Asıl konusu bu olmamakla birlikte, Prof. Dr. Mustafa Akdağ’ın “Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası – Celali İsyanları” adlı kitabını tavsiye ederim. Tamamen akademik ve Osmanlı arşiv belgelerine dayanan bir eserdir.

Sayın Rumeli verdiğiniz örnekler doğrudur; bunlara bir itirazım yok. Benim vurgulamak istediğim bunların çok milletli devletlerde doğal gelişim olduğu, sunî bir müdahale olmadığı, tarihi seyir içerisinde bolca da örneklerinin olduğudur. Ha şunu da ekleyeyim; devşirmelere zerre sempati beslemem. Devşirme devşirmedir; iyi çalıştığında iyi, kötü çalıştığında kötüdür. Devlete pekçok hizmetleri de geçmiştir. Türk fütühatının Avrupa'da ilerlemesinde önemli roller de ifa etmişlerdir. Aynı şekilde Türkler de iyi çalıştıklarında iyi, kötü çalıştıklarında kötüdür.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 03 Eki 2013, 01:34 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 11 Tem 2012, 00:48
Mesajlar: 133
Yaş:
Hacı İlbey, paylaştığınız örnekler güzel örneklerdir. Amma ve lakin Anadolu'da Türk kültürünün yaşamasını sadece Alevilere borçlu değiliz. Sunniler de pekâlâ Orta Asya inanç ve kültürünü muhafaza ederler. Yani buna inancın pek dahil olduğunu düşünmüyorum. Bunun daha çok yerleşiklik(kasıt daha çok kentlilik)-göçerlik arasındaki farktan kaynaklandığı kanaatindeyim. Orta Asya'daki sosyal ve ekonomik nizamı Anadolu'ya da taşırsanız, büyük ihtimal Anadolu'da da aynı kültürel durumu yaşarsınız. Nitekim, bir ölçüde bunu yerleşikliğe de uyarlarsınız. Dinsel bir sınıflandırma yaparsak, sunni kökenli bir ailenin mensubuyum ve inanç ve pratik hayattaki uygulamalar bakımından Türkler'in eski inanç ve yaşantısına dair önemli öğeleri hâlâ yaşıyor ve yaşatıyoruz.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 03 Eki 2013, 01:42 
Çevrimdışı
Akıncılar
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Tem 2012, 14:25
Mesajlar: 3234
Yaş:
Beyler sabahtan beri tartışmalarınızı izliyorum. Her ikinizde aynı şeyi farklı ağızlardan söylüyorsunuz. İster Alevi ister Sunni kökenli olsun Türk Türktür. Aralarına mezhepçilikle alakalı nifak tohumları ya da alınganlıklar ekilmiş olması bu iki kültürün inanışını etkilememeli.

İşin özü bu nifak tohumlarının yeşermesine olanak tanıyan her iki inanıştanda yobaz tipler mevcut olup bunların bu tarz oyunlarla arkalarındaki kitleyide peşlerinden sürüklememesi gerekmektedir. Hepimiz bunda hemfikirsek mevzuyu uzatmanızın manası yok.

_________________
Resim
Death Star da sıkışıp kalmış stormtrooper


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 25 Eki 2013, 22:11 
Çevrimdışı
Yeni Üye

Kayıt: 24 Eyl 2012, 01:05
Mesajlar: 8
Yaş:
Merhabalar , Sevgili Hacı İlbey
Kardeş katlimaı ile ilgili olarak Osmanlıda iktidara geçen 'Devlet Ebed Müddet' kuralı gereği hareket eder bkz. Osmanlı tarihinde Cem Sultan yada Sultan Cem (Sultan isimden sonra bayanlar için kullanılır) Rodos şövalyelerinin elinde Vatikana götürülerek Papa tarafından alıkıonarak Osmanlıya karşı nasıl kullanılmıştır . Tarih detaylı incelendiğinde Onun orada olması Osmanlıya neler kaybettirmiştir . ( Endülüs Emevi devletininin yardımına Vatikan tehditleri nedeniyle gidilemez Ferdinand Ve Isabelin kıyımları ile Endülüs yıkılır .)

Azerbaycanda 4 yıl bulunmuş birisi olarak ülkemizden gönderilen Gürcistandan geçerek Azerbaycan gümrüğüne giren yardım tırlarımızdan ülkeye giriş için rüşvetler istenir , şoförler Ankara Kızılay ile görüşür durum bundan ibaret derler Ankarada ne istiyorlar ise verin der onların ihtiyacı var , rüşvet verilerek yardım tırları ülkeye girer ve yardım olarak bıraktıkları kutu kutu konserve yiyecekleri ertesi gün pazarlarda satıldığını görmeleri ayrı bir acı verir kendilerine . Uzun lafın kısası biz orayada herzaman yardımı yaparız tarihtede yaptık en zor zamanlarımızda .


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 26 Eki 2013, 17:43 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 18 Oca 2013, 13:48
Mesajlar: 1549
Yaş:
Sayın Ercangonulu, tahta geçenin şahsi çıkar saikiyle değil de "devlet ebed müddet" anlayışı ile hareket ettiğini nasıl tespit edebildiğinizi anlayamadım. Zira yapılan eylem (kardeş katli), şahsi çıkar için de yapılabilir, devletin bekası için de... Hangi saikle hareket ettiklerini nasıl belirlediniz?

Tarihi olaylara bakınca, şahsi çıkar ihtimalinin çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. Tahta çıkamayınca isyan edenler devlet ebed müddet anlayışından nasibini almamıştı da, her ne hikmetse, bir tek tahta çıkabilenler mi nasiplenmişti? Hayır, Osmanlı hanedanı böyle bir ideolojiye sahipse, çocuklarını bu doğrultuda eğitmişse, tahtta öncelikli hak sahibi olmayanlar neden boyunlarını celladın kemendine kuzu kuzu uzatmak yerine isyan etmiştir?

Gerçek şu ki Osmanlı'ya atfedilen tüm bu "anlayışlar", "ideolojiler" filan hikayedir. Okuma talihsizliğinde bulunduğum "Devlet Ebed Müddet" adlı bir kitap bile vardı. Bunlar belirli kişiler tarafından, belirli amaçlarla, tarih kitabı süsü verilerek yazılıyor ve piyasaya sürülüyor. Tarihle, menkıbeyi karıştırmakta üstüne olmayan, akademik çalışmalara, orjinal tarihi kaynaklara düşmanlığı marifet bilen halkımız da duymak istediklerini anlatan bu kitapları okuyup, tarih öğrendiğini sanıyor.

Bu kitapların en büyük zararlarından biri, bazı olayları açıklamak için bazı formülleri hap gibi sunmaları. Sunulan formül, halkın anlaması, hazmetmesi için kolaysa -ki her zaman öyledir- yeme de yanında yat. Kimse farklı bir açıklama, farklı bir yol olabilir mi ne düşünür, ne de merak eder. Sonra söz konusu uyduruk formülle ilgili başka kitaplar yazılır. Böylece yalan sürekli tekrarlanmış olur. Bu önemlidir. Zira sürekli tekrarlanan yalan, zamanla sadece bir görüş değil, tartışmasız doğru olarak yer eder hedeflenen dimağlarda. Teorisini ve pratiğini en iyi meşhur Goebbels'in yaptığı bir metottur.

İşte bir formül: "Kardeş katli çok iyi sonuçlar vermiştir." veya "Daha kötü olayların önüne geçmiştir". Gerçekten öyle mi acaba? Konu kardeş katli ile ilgili başlığımızın altında tartışılmaktadır.. Orada yazanlar görüşünüzü değiştirir mi bilmem ama özellikle aşağıdaki linkte 25 Eylül 2013 10:54 tarihli yazımı refere etmek isterim.

viewtopic.php?f=17&t=2589&p=106324&hili ... 9F#p106324

Yazınızdan bir formül örneği: "Osmanlı Endülüs müslümanlarının yardımına gidememişti, zira Cem Sultan meselesi vardı." Doğru mu acaba? Bakalım.

Endülüs'te İslam'ın son kalesi olan Granada Emirliği 1492'de teslim oldu. İnsanlar sanırlar ki İspanyollar hemen katliamlara girişti. Hayır. Ortada yapılmış anlaşmalar vardı. Uzun süre değil katliam yapmak, insanların dinine bile dokunmadılar. Ta ki 1508'e kadar. 1508'de anlaşmalardan caymaya karar verdiler. Bir ferman yayınlayarak, müslümanların 6 yıl içinde din değiştirmeleri veya ülkeyi terk etmeleri istendi. Müslümanlar hemen pes etmediler. Bir çok ayaklanma çıkardılar ama olmadı.

Peki Cem Sultan hangi tarihte vefat etti? 1495! Ya II. Bayezid hangi yıla kadar tahtta kaldı? 1512! Yani Osmanlı'nın Endülüs müslümanlarına yardım etmesi için bol bol vakti vardı. Ellerinde olmayan, yeterli bir donanma ve yardıma gitmek için yeterli din gayretiydi. Katip Çelebi'nin "Tuhfe'tül Kibar fi Esfari'l Bihar" adlı eserini okursanız, donanmanın o zamanki durumunu öğrenebilirsiniz.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 31 Eki 2013, 02:09 
Çevrimdışı
Yeni Üye

Kayıt: 24 Eyl 2012, 01:05
Mesajlar: 8
Yaş:
Sayın Rumeli Merhaba ,
Tahta geçenin şahsi çıkar saikiyle değilde devlet ebed müddet anlayışı ile hareket ettiğini(etmesi gerektiğini) nasıl tesbit ettim ve ediyorlar , Fatih Sultan Mehmedin tahta geçecek kişinin hangi makamdan onay alarak neleri ne için yapabileceğini KANUNLAŞTIRMASI ile . (Şahsi çıkar da olabilir tabiki şu anda bile var ki insanoğlunun doğasında olan bir şey şahsi çıkarını korumak . ) O zamanı ve devri bu günün şartlarına göre yargılamak bunun ne olduğunu zaten yazmıyorum .
Zaten , Endülüsün (Gırnatanın) 1492 , Sultan Cemin ölümü 1495 zaten benim dediğim de bu zaman aralığı siz de belirtmişsiniz sonuçta devlet yardım(yardımı çok beklediklerini biliyoruz çeşitli bilgiler çok olmasada mevcut.) gelemediği için yıkılmıştı . Tabiki 1610 lu yıllara kadar sürekli kalanlara baskı onun sonucunda sürekli göç var . En büyük kıyımı da sefaradlar yaşıyor . En azından onların durumu hem İspanyada hemde bizde araştırılıyor buna istinaden biz onların acıklı durumunu biliyoruz , ama Endülüs için aynı şey söylenmiyor hala daha yapılan araştırmalar daha çok az , defalarca Osmanlıya gelip (2. Beyazıd dan yardım isteniyor ilk gelen elçinin mesela daha ismi bilinmiyor sadece şiir şeklinde acıklı bir talep beyiti var .)
Osmanlı donanmasının durumunu biliyormusunuz diyorsunuz tabiki biliyorum o tarihte donanma yok(Avrupa , Papalık donanması ile başa çıkabilecek) . Osmanlıdan bağımsız küçük savaş gemileri daha doğrusu çektiriler mevcut , Kemal Reisler , Barboros kardeşler de aynı şekilde o zaman ancak kendi yağında kavruluyorlar .

Yazılarınıza baktım anladığım kadarı ile siz Selçuklu öncesi Orta Asyada ki devletlerde olan ÜLÜŞ sisteminden yanasınız :))


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 31 Eki 2013, 18:27 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 18 Oca 2013, 13:48
Mesajlar: 1549
Yaş:
Alıntı:
....
Yazılarınıza baktım anladığım kadarı ile siz Selçuklu öncesi Orta Asyada ki devletlerde olan ÜLÜŞ sisteminden yanasınız :))
Pek sayılmaz Sayın Ercangonulu. Ben "güçler dengesi" ve zaman içinde onun bir sonucu olarak ortaya çıkacak "güçler ayrılığı" taraftarıyım. Kardeş katli geleneğine de o açıdan bakıyorum. Konunun sapmaması için, kardeş katliyle ilgili yazılarıma ilgili başlık altında devam ettim. Bkz:viewtopic.php?f=17&t=2589


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: YAVUZ SULTAN SELİM
MesajGönderilme zamanı: 29 Tem 2015, 18:12 
Çevrimdışı
Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 27 Tem 2015, 15:38
Mesajlar: 49
Yaş:
Şüphesiz en iyi padişahlardandır.Onun yakaladığı başarıyı herkes yakalayamaz.

_________________
ÖNCE VATAN!

Resim


Başa dön
   
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 47 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC+03:00


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma dosya ekleri gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Limited

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye