TRMilitary

Tam Bağımsız Türkiye için Yerli Savunma Sanayii
Zaman: 24 Mar 2017, 22:51

Tüm zamanlar UTC+03:00


Loading


Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 04 Nis 2016, 08:33 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 04 Eki 2015, 23:12
Mesajlar: 200
Yaş:
Merhabalar,

Balistik bilimi ülkemizde özellikle silahseverlerin ilgi duyduğu konulara değinmesi bakımından silahseverler arasında ilgiyle takip edilen ve hakkında çok konuşulan konuların başında gelir.

Balistik, fırlatılan nesnelerin (özellikle mermi, füze gibi) uçuşunu, davranışlarını ve etkilerini inceleyen, bir Bilim Dalıdır. Adını atmak anlamına gelen “ballein” diye okunan yunanca kelimeden alır. İlk fırlatılan balistik nesneler oklar, mızraklar yada sapan taşlarıdır. Atıcının belirli bir mesafedeki hedefi vurabilmesi için attığı nesnenin izleyeceği yörüngeyi tahmin ederek gerekli yükselişi vermesi gerekir. Okların kullanımıyla ilgili en eski kanıtlar 10.000 yıl öncesinde Hamburg’un kuzeyinde bulunan Ahrensburg vadisinde bulunan çam ağacından yapılmış oklardır. En eski yay kalıntısı ise Danimarka’da bulunan 8.000 yıllık yaydır. O dönemlerde hedefi vurmak için okçunun verdiği yükseliş ilk balistik hesaplamalar olarak düşünülebilir.

Balistik bilimi kıtalararası füzelerin uçuşundan tutunda yörüngeye oturtulacak uyduların hesaplamalarına kadar geniş bir alanda kullanılsa bile bizi ilgilendiren kısmı hafif silahlar ve mermilerin hareketleri ile olan kısımdır. Balistik merminin namludan çıkıp hedefi vurması ile özetlenebilecek basit bir sebep sonuç ilişkisinden ziyade derin matematik ve fizik bilgisi gerektiren, karmaşık formülasyon ve denklemlerin kullanıldığı, bununla bağlantılı olarak kimya, mekanik, elektronik ve metalürji gibi birçok dalda derinlemesine bilgi birikimini zorunlu kılan bir bilim dalıdır. Balistik boş zamanlarda ilgilenilen hobisel bir faaliyet değil, bizim kelli felli yaşını başını almış olarak tabir ettiğimiz, birçok akademisyenin hem bilgisayar başında, hem laboratuvarda hem de atış alanlarında zamanının bir çok kısmını geçirdiği akademik ve bilimsel çalışmalardır. Bu konuyla uğraşanlar dünyanın çeşitli yerlerinde seminerlere, eğitimlere katılmakta, araştırmalarının sonucunu meslektaşlarıyla paylaşmakta, sayısız makaleler ve yayınlar çıkarmaktadırlar. Açık olan bu kaynakları herkes alıp okuyabilirken, özellikle savunma sanayisin de kullanılan kompozit zırhlar, gelişmiş patlayıcılar, vs gibi kapalı kaynak olarak tabir edilen gizli bilgilere ulaşılamamakta yada ulaşmak için lisans, teknoloji transferi adı altında yüksek rakamlar ödeyerek sahip olabilmektesiniz. Buna kendinizin sahip olabilmeniz için bir takım akademik ve zihinsel altyapının da olgunlaşmış olması, gerekli imkan ve donanımlara sahip olmanız gerekmektedir. Mermilerin uçuş yörüngeleri ve hızları doppler radarlar ile izlenmekte, yüksek hızlı kameralar ile merminin namludan çıkışı, yol alması yada değişik hedefler e çarpma esnasındaki davranışları gözlenmekte, namlu içi basınçları, sıcaklıkları ölçülmekte, bir takım değişkenlerin ne gibi etkisinin olduğu bulunmaya çalışılmaktadır.

Bizim üniversitelerimizde bir akademisyen yivli tüfek alıp bir sürü pahalı alet edevatla namlu içinde ne oluyor, mermi nasıl gidiyor uçuyor, çarpınca ne oluyor ben bunu araştıracağım diye bir proje ile muhatabına çıksa verilecek cevaptan ziyade, muhatabın bu öneri karşısındaki yüz ifadesinin ve ilk 5-10 saniye içinde verilebilecek tepkiyi gerçekten çok merak ediyorum. Şaka gibi gözükse de bu işler bir silah alıp ateşlemekle ve gerçekleşen olayları incelemekle başlamaktadır. O yüzden bizim bildiklerimiz adamların bulup ta yayınladıklarıyla, yayınlayıp ta okuyabildiklerimizle kısıtlıdır. Her ne kadar kahve başına düşen balistik uzmanı sayısı dünya ortalamasının üzerinde bir sayıya sahip olsak ta bu konuya bilimsel ciddiyetle yaklaşan uzmanlar konusunda, kriminal balistiği hariç tutarsak, ortalamanın çok çok altında olduğunu söyleyebiliriz. Bunun sebeplerinden birisi yivli silah ve bunların mühimmatının imalatının devlet tekelinde olması, mevcut kanunların yeniden fişek doldurmaya müsaade etmemesi, savunma sanayisinin yeni yeni gelişmeye başlaması ve ar-ge için daha yeni yeni belirli bir seviyeye gelmeleri dolayısıyla bu tarz derinlemesine araştırmalara özel sektörün gerekli talebi oluşturamaması sayılabilir.

Uluslar arası Balistik Komitesinin kurucu üyelerinin arasında isminin ön kısmında Prof ve Dr. İbaresi olan 2 Amerikalı, 1 Belçika’lı, 2 Fransız/Alman, 1 İngiliz, 1 Hollanda’lı, 1 İsveç’li, 1 İsrailli 2 tanede Alman bulunmaktadır. Hollanda, İsveç, İsrail ve Belçika’nın nüfusunu topladığımızda bizim nüfusumuzun yarısından biraz fazla bir rakam ortaya çıkmaktadır. Maalesef bu konuda ülkemizdeki çalışmalar kısıtlı ve uzman sayısı azdır.

Balistik bilimi ana olarak 4 kola ayrılır ve her bir kısım bir öncekisiyle yakından irtibatlıdır.

1-İç balistik (Internal Ballistics)
2-ara yada orta balistik(Intermediate Ballistics)
3-Dış balistik ( External Ballistics)
4-Son balistik yada çarpışma balistiği (Terminal ballistics)

1-İç balistik (Internal Ballistics)

Silahlarda iç balistik barut hakkının ateşlenmesinden başlayarak merminin namludan çıkış anına kadar geçen tüm olayları inceler. İç balistik dizayn edilecek ya da modifiye edilecek bir fişeğin yada silahın yapısını, kullanılacak barut tipini, kapsülünü, çekirdek yapısını, namlu özellikleri gibi bir çok hassas konularda alınacak kritik kararları etkiler.

Kapsül barutun ateşlenmesini sağlayan piroteknik bir komponenttir. İlk kullanılan primerlerin yapısında potasyum klorat kullanılmaktaydı. Potasyum klorat havadaki nemi çeken kimyasal bir yapıya sahiptir. Corrosive (paslandırıcı, aşındırıcı) olarak tabir edilen bu tarz kapsüllerle yapılan atıştan sonra namlu içinde kalan bu kimyasal kalıntıları nemi üzerlerine çekerek namlunun çok kısa sürede paslanmasına sebep oluyorlardı. Bu tip kapsülle doldurulmuş fişeklerle yapılan atıştan hemen sonra namlunun temizlenmesi gerekir aksi takdirde zaman içinde namlu hemen karıncalanmaya başlar. İlk non-corrosive tabir edilen kapsüller 1920li yıllarda sivil ürünlerde kullanılmaya başlanmasına rağmen zaman içinde kimyasal yapısının bozulması, ateş alma güvenilirliği gibi konularda kendini kanıtlamasına kadar geçen uzunca bir zaman askeri fişeklerde kullanılmamıştır. İkinci dünya savaşından sonra 1950’li yıllarda askeri-fişeklerde de non-corrosive kapsüller kullanılmaya başlamıştır. Corrosive kapsül kullanılan bir silah 1 hafta 10 gün içinde temizlenmez ise namlunun içi ve barut gazının sirayet ettiği diğer parçalarda hemen paslanma görülür. Bunu anlayabilmek için en basit yol çekirdeği çıkarılmış mermi çelik üzerine ateşlenir. Eğer 1 hafta civarında gazın temas ettiği kısım paslanma belirtileri gösterirse kapsül kimyasalının corrosive olduğuna kanaat getirilir. Genelde çok eski fişeklerde karşılaşılır.

Namlu ağzından çıkan barut gazları geri tepmeyi önlemek için kullanılır. Barut gazlarının büyük bir kısmı ağız freninden geriye doğru itilerek geri tepmeyi azaltmak için kullanılır. Geriye doğru yönlendirilen gazlar, aynı roket motorlarında olduğu gibi, ağız frenini ileriye doğru itmeye çalışır. Namlu ile birbirine bağlı olan ağız freni silahın geri tepmesinin bir kısmını absorbe eder.

İç balistiğin üzerine eğildiği konulardan bir tanesi de namlu içi basınçtır. Namlu içi basınç kovan yapısını etkiler. Kovan cidar kalınlıkları oluşan basıncı kaldırabilecek yapıda olur. Bununla beraber kapsül boyutu ve yapısı da değişir. Küçük standart tabanca, küçük magnum tabanca, büyük standart tabanca, küçük standart tüfek, büyük standart tüfek, büyük tüfek magnum genelde kapsüllerde yapılan ayrımlardır. Kovanın düz mü yoksa şişe boyunlumu olacağı, boyundaki açının derecesi, barut hakkı için hacmi, kovanın boyu vs. gibi basit gözüken ancak önemli noktalar elde edilen değerlere göre dizayn edilir. Yüksek hız elde edilmek istenen bir fişek şişe boyunlu, yüksek barut alma hacmine bir yapıya sahipken (Tüfeklerde .308 winchester, tabancalarda 357 Sig gibi), daha kısa mesafelerde kullanılacak, düşük ilk hıza sahip mermilerde düz kovanlar (Tüfeklerde .30 Carbine, tabancalarda 9mm parabellum gibi) kullanılabilir. Bu fişeğin kenardan ateşlemeli mi yada ortadan ateşlemeli mi olacağına da etki eder. 22 LR fişekler kenardan ateşlemeli yapılabilirken yine 22 Hornet fişeklerinin oluşturduğu basınç kenardan ateşlemeye müsaade etmemektedir. Yüksek basınç oluşturan fişeklerde çok kalın namlular kullanılırken, düşük basınçlı mermilerde daha ince namlular kullanılır.

Namlularda aşınma çekirdeğin oluşturduğu sürtünmeyle beraber barut gazlarının çıkardığı yüksek sıcaklıklar dolayısıyla olur. Namlu ilk hızı arttıkça namlu ömrü kısalır. Aşınmanın en çok olduğu kısım fişek yatağının önündeki kısımdır. Barutlar yandıklarında binlerce derece ile ifade edilebilecek çok yüksek sıcaklıklar ortaya çıkartırlar. Milisaniyeler ile ifade edilebilecek bu kısa süre içinde çeliğin yüzeyinde mikroskopik düzeyde yanmalar oluşur ve bu parçalar bir sonraki atışın oluşturduğu basınç ve çekirdeğin sürtünmesiyle pul pul dökülür. Barutun yanma ısısını düşürmek için içerisine bir takım katkılar konulur. 1903 Springfield tüfeğinde kullanılmak üzere geliştirilmek istenen, .30.03 fişeğinde kullanılan barutun çok yüksek basınç ve sıcaklık oluşturması sebebiyle namlusunun ömrü yaklaşık 800 atış sonra bitiyordu. Daha sonra daha düşük sıcaklıkta yanan bir barut formülasyonu ve fişekte yapılan birkaç değişiklik ile 30.06 fişeği geliştirilmiştir.

Yine barutun şekli ( yuvarlak, pul, uzun, silindirik delikli), boyutu (ince, iri, Çok iri) yapısı ( single base yada double base), yanma hızı , oluşturduğu basınç gibi meseleler iç balistiğin vermiş olduğu bilgiler ışığında formüle edilir. Uzun namlulu bir tüfekte, mermi çekirdeği 50 cm uzunluğundaki bir namludan çıkmadan önce tamamen yanarak gaz haline dönüşebilecek bir barut kullanılır. Böylece namlu içi basıncın bir anda artması önlenir. Kısa namlulu tabanca gibi silahlarda ise çok hızlı yanan barut tipleri kullanılır. Böylece çekirdek namludan çıkmadan evvel barut tamamen yanarak gaz haline dönüşür ve enerjisini çekirdeği itmede kullanır. Öyle ki bazı kompakt tabancalarda namlu boyu 5 santim uzunluğunda olabilmektedir. Yavaş yanan barut yerine hızlı yanan kullanıldığında ise namlu içi basınç çok tehlikeli seviyelere çıkarken kısa namlulu silahta tam tersi yapıldığında barut tanecikleri yanmadan namludan dışarı atılacağından istenen verim alınamayacaktır. Bunun için çekirdeğin ateşlenmesinden namludan çıkışına kadar olan mesafeyi kapsayan hız, basınç, süre ve mesafe eğrilerinin yer aldığı grafikler incelenerek doğru barut formülasyonları bulunmaya çalışılır.

Yine çekirdeğin yapısı da balistiğin bu kolunun ilgilendiği meselelerden bir tanesidir. Mermilerin namlu içinde oluşturduğu kirlilik ve bunun önlenmesinin meseleleri de balistiğin bu kısmının iştigal alanına girer. Ham kurşundan yapılan mermiler belirli hızların üzerinde kullanılmazlar. Düşük erime sıcaklığına sahip kurşun parçaları yiv ve setlerin üzerinde kalır ve zamanla kalınlaşarak namlu içi basıncı tehlikeli seviyelere çıkarır. Bazı mermi çekirdeklerinin üzerine sürtünmeyi, yiv setler üzerine olan metal kirlenmesini ve aşınmayı azaltıcı özel kaplamalar yapılır. Bu kaplamalar arasında teflon yada molibden disülfit sayılabilir.


Örneğin kara barut ile çalışacak silahların yiv ve setleri dumansız barutla çalışmak için dizayn edilenlere göre daha derin yapılır. Böylece kara barut artıklarının birikmesinden dolayı oluşan kirliliğin oluşturacağı etkiler en aza indirilmeye çalışılır. Almanların ikinci dünya savaşında geliştirdiği sPzB 41 anti tank tüfeği 28mm çapında mermi alır ancak namlu ucuna doğru daralarak mermiyi ezer ve mermi namludan 20mm olarak çıkar. Böylece mermi namlu ucuna doğru hareket ettikçe basınç azalmaz ve çok yüksek hızlar elde edilir. Bu merminin namludan çıkış hızı 1400mt/sn gibi müthiş bir hızdır. Ancak namlu ömrü sadece 500 atım ile sınırlıdır. Bu tarz namlular ve kullanılacak çekirdek tiplerinin geliştirilmesi için yapılan çalışmalar iç balistik kapsamına girer.

Barut enerjisinin çekirdeği itmede verimli kullanılması gerekir. Keza yanan barut gazının ortaya çıkardığı enerjinin az bir kısmı çekirdeği iter. Yanan barut gazları sonucu ortaya çıkan enerji aşağıdaki oranlarda harcanır.

%2 mermi çekirdeği ile namlu arasında oluşan sürtünme
%32 Mermi çekirdeğinin ileri itilmesi
%34 sıcak gaz halinde dışarı atışır
%30 namluya ısı olarak transfer olur
%1 yanmayan barut atıkları olarak dışarı atılır.

Değişik kaynaklarda önemsenmeyecek derecede küçük farklarla değişik oranlarda enerji dağılımı tabloları yer almasına rağmen enerji dağılımı yukarıdaki tabloda olduğu gibi düşünülebilir. Barut hakkının çıkarmış olduğu enerjinin yaklaşık olarak 3’te 1’i mermi çekirdeğini itmek için harcanır. O yüzden ilave kazanılan hızlara oranla,daha büyük oranda barut hakkı arttırılmalıdır.

.22 LR mermide yaklaşık 1,25 grainlik barut hakkı 40 grainlik mermiye 370 mt/sn ilk hız sağlarken, 22-250 mermisinde 22 LR ile aynı ağırlıkta bir çekirdeğe ortalama 40 grainlik barut hakkı 1287 mt/sn ilk hız sağlamaktadır. Hızı 3,47 kat arttırmak için barut hakkı 32 kat arttırılmıştır.

2- Ara yada orta balistik(Intermediate Ballistics)

Balistik biliminin ana dalları sayılırken ekseriyetle bu kısım pek ana konuları arasında sayılmaz. Intermediate balistik merminin namlu ağzını terk etmesinden arkasındaki basıncın ortamdaki basınca eşitlenmesine kadar geçen çok kısa süre ve santimetrelerle ifade edilebilecek mesafedeki olayları inceler.
Çekirdek namlu içindeyken arkasında barut gazlarının oluşturmuş olduğu müthiş bir basınç vardır. Çekirdek namlu içinde ilerlerken bu barut gazlarının bir kısmı çekirdek ile namlu arasındaki boşluklardan kaçarak çekirdekten önce namludan çıkar. Fakat gazların büyük bölümü çekirdeğin namluyu kapatması dolayısıyla çekirdeğin baskısı altına çekirdeği iterek ilerler. Çekirdek namluyu terk eder etmez sıkışmış ve yüksek basınç altındaki gazlar genleşerek namludan çıkar. Bir kısmı yüksek hızı dolayısıyla çekirdeğinde önüne geçer. Bu yüksek hızlı gazlar namludan çıktıktan sonra çok az bir mesafe daha çekirdeğe etki eder. Sıcak ve yüksek basınçlı gazların namludan ayrılıp genleşerek ortama yayılması sırasında patlama diye tabir ettiğimiz yüksek desibelli ses ortaya çıkar. Bu esnada yanmamış gazlar bol oksijen ile karşılaşır ve yanarak parlak bir alev ortaya çıkar. Bu aşamalar önemsiz olarak algılansa bile silahın atış hassasiyetinin de dahil olduğu bir çok önemli meselelere etkisi vardır. Eğer namlu ağzının açısı düzgün değil ise çekirdek namluyu terk ederken, çekirdeğin bir tarafı namluyu terk etmişken, çekirdeğin de bir kısmı henüz namlu ile temas halindeyse o esnada asimetrik olarak genleşen gazlar çekirdeğe etki ederek yolundan sapmasına sebep olur. Bu gazlar namlu ağzına yakın mesafelerde oldukça kuvvetlidir. Bu güç mermiyi namlu ekseninden saptırmaya yeterlidir. Örneğin toplu tabancalarda atış esnasında top ile namlu aralığından bir miktar gaz çıkışı olur. Yanlışlıkla diğer elle silahın bu kısmından tutulması durumunda ciddi yaralanmalara hatta parmakların kopmasına bile sebep olabilir.

Yine namlu ağzının kenar noktalarının da çarpma yada düşürme gibi nedenlerle hasar görmesi de benzer sonuçlara yol açar. Namlu ağzının crown denilen içe doğru belirli bir açıyla işlenmesinin ana sebebi de budur. Elinizde olan silahın namlusunun ucuna baktığınızda namlunun ucunun iç tarafa doğru açılı olarak alınmış olduğunu göreceksiniz. Bu estetik kaygılarla yapılan bir şey değil, silahın en hassas kısmı olan ve yukarıda örneğini verdiğimiz atış hassasiyetinin kaybolmasına sebep olabilecek, zaman içinde meydana gelme ihtimali olan hasarlardan korumak içindir. “crown” denilen bu uygulamanın genel ve kabul gören uygulamasının 11 derece olmasına rağmen bazı uzak mesafe atış tüfeklerine çok derin ve keskin açılı olduğu da görülmektedir.

Genellikle askeri tüfeklerde bulunan alev örten huninin verimli şekilde dizayn edilmesi ile ilgili çalışmalar da balistiğin bu kolunun konularındandır. Alev örten hunilerin asıl amacı namlu çıkışında görülen parlak alevin miktarının azaltılmasıdır. Bu bilinenin aksine gece atışlarında atıcının yerinin belirlenmesini önlemeden ziyade gece karanlığında bir anda ortaya çıkan parlak alevin şiddetini azaltarak, karanlığa alışmış olan atıcının parlak ışığa maruz kalmak suretiyle geçici körlüğünü önlemek içindir. Zira alev örten huniler oluşan alevi tamamen önlememektedir ve bu alev çok uzak mesafelerden de görülebilir. Özellikle kısa namlulu ve güçlü fişek kullanılan tüfeklerde bu alev oldukça büyüktür. Keza kısa namlu uzunluğundan dolayı barutun bir kısmı namluyu tamamen yanmadan terk eder ve namlu ağzında yanarak büyük bir alev topu oluşturur. AK-74 tüfeği oldukça uzun alev örten hunisiyle dikkat çeker. Alev örten huniler gazların sıcaklığını düşürerek ve farklı yönlere aktararak yanma miktarını dolayısıyla görülebilen ışığın şiddetini düşürürler. Çok değişik dizayn, tip ve boyutta olabilirler ancak hepsi aynı temel amaca hizmet ederler.

Vortex marka modern alev örtenler yaklaşık 6 derecelik bir spiral yarıklara sahiptir. Bu dizaynın normal düz yarıklı olan dizaynlara göre görülebilir alevi azalttığı, açılı yapısı sayesinde vidalandığı yerden gevşemediği, barut gazının çıkışını ayarlayarak atış hassasiyetini de arttırdığı iddia edilmektedir.

Özellikle spor maksatlı olarak üretilmiş ve tabancalarda görülen ve kompensatör olarak tabir edilen aparatlarda yine barut gazını kullanarak namlu şahlanmasını azaltırlar. Bunun için namlunun çıkış ağzına yakın bölümlerde ya namluda ya da namlu ucuna bağlanmış aparatta yukarıya bakan delikler bulunur. Bu delikler barut gazının bir kısmını buradan atarak aynı roketlerde olduğu gibi namlunun şahlanma hareketine aksi bir kuvvet uygulayarak şahlanmasını azaltır. Dolayısıyla hedef üzerinden fazla ayrılmayan silah, müteakip atışlarda daha hızlı olarak hedefe tevcih edilebilir ve daha isabetli atışlar yapılabilir. Silah ağırlaştıkça şahlanma ve hissedilen tepme azalır ancak bu sistem ağırlığından ve kütlesinden dolayı sadece spor maksatlı silahlarda kullanılabilmektedir. Uzun mesafe benchrest atışlarında kullanılan (rail gun) tüfeklerde 5cm çapına kadar çıkan kalın ve ağır namlular kullanılmaktadır. Kompensatörler benzer performansı barut gazını kullanarak nispeten daha hafif ağırlıklarda sunmaktadır.

Büyük çaplı tüfeklerde yüksek çekirdek ağırlığından ve yüksek barut miktarından dolayı ortaya çıkan geri tepme ortalama insan sınırlarını zorlayan limitlerde olabilmektedir. Dipçik gerisine tepme azaltıcı plastik pedler, yada mekanizma içine tepme darbesini emen yaylar konulabilmesine rağmen özellikle ağır fişek kullanan silahlarda bu sistemler çok verimli olmamaktadır. Özellikle son yıllarda keskin nişancı tüfeklerinde kullanılmaya başlayan .50 kalibre (12,7mm) uçaksavar mermilerini kullanan silahlarda( Barett M82, Mc Millan Tac-50 gibi) ağız freni kullanılmadan konforlu atışlar yapmak çok zordur. 50 grama kadar çıkan çekirdek ağırlıkları çok sert geri tepmeye sebep olur. Namlu ağız freni üzerinde açılmış açılı delik yada yarıklar vasıtası ile namludan çıkan barut gazlarını yana ve geriye doğru aktararak kompensatörlerde benzer mantıkla namluyu ileri doğru iter. Böylece hissedilen geri tepme hatırı sayılır derecede azalır. Aynı silahla ağız freni takılı bir biçimde konforlu atışlar yapılırken ağız freni takılı olmadan atıcı çok sert geri tepmeye maruz kalabilmektedir. Daha ağır olan 20mm çapında mermi kullanan Hırvat RT-20, ya da Güney Afrikalı Denel NTW-20 tüfeklerinde ki tepme namlu ağzı freni olmadan tehlikeli bir hal de alabilir. Namlu ucunda yer alan kompensatör yada ağız frenine sahip hafif silahlarda sabot mermilerin, mermi kabuklarının takılma riskinden dolayı, kullanımı pek tavsiye edilmemektedir. Ağız frenlerinin tip ve yapısına göre hissedilen geri tepmeyi %10 ila %50 arasında azalttığı ölçülmüştür.

Saygılarımla


Başa dön
   
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC+03:00


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma dosya ekleri gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Limited

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye