TRMilitary

Tam Bağımsız Türkiye için Yerli Savunma Sanayii
Zaman: 28 Mar 2017, 07:15

Tüm zamanlar UTC+03:00


Loading


Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 11 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: M16 ve AK47.
MesajGönderilme zamanı: 02 Kas 2016, 16:54 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 12 Tem 2012, 09:16
Mesajlar: 627
Yaş:
Merhabalar.


Geçen asrın yarılarından son on yılına kadar süren "Soğuk Savaş" günlerinin iki devi, Amerika ve Rusya'nın favori asker tüfekleri
her daim yekdiğeri ile karşılaştırılmıştır.

Hangisi daha sağlam, kullanışlı ve isabetlidir...

Farkları, bunların seçim esasları, sağladıkları üstünlükler nelerdir...

Çokca konuşulan, bazan esasları bilinmeden değişik niteliklere salınan bu konulara girmeden önce, isim sahiplerinin kimler olduğunu,
yapım gayelerini bilmek faydalı olacaktır.

Eugene Morrison Stoner M16'nın, Mikhail Timofeyevich Kalashnikov AK47'nin tasarım sorumlularıdırlar. Genel inanış hilafına ikisinin de
resmi mühendislik eğitimleri mevcut değildir. Kalashnikov, Stoner'den üç yaş daha büyüktür. Stoner'in orduyla ilişkisi, son büyük savaşta
askere alınmasıyla, Kalashnikov'un, doğduğu yerden çok uzaklarda, kısa bir kaç çalışma ardından orduya kaydıyla oluşmuştur. Her ikisi
de silaha meraklıdırlar. Stoner savaştan sonra terhis olarak sivil hayata geçmiş, Kalashnikov emekli olana kadar orduda kalmış, general
rütbesine ulaşmıştır. Stoner cüsse itibarıyla Kalashnikov'un neredeyse iki katıdır.

Stoner silaha meraklı bir amatörken, Kalashnikov, devletin iradesiyle bir tasarım ekibinin başına geçirilmiş işi silah olan bir profosyoneldir.
AK47'e gelene kadar üç değişik örneğe imza atmıştır.

Stoner'in tasarım amacı, askerliğinde şahit olduğu, otomatik tüfeklerin seri atışlarında şarjör muhtevaının çoğunu hedeften başka
yerlere yollayan silah hareketlerini en aza indiren bir yapılanmayı çıkarabilmektir. Geçen asrın yarılarındaki tekamülün gidişatı, ileride,
hafif silahların ister askeri ister sivil kullanımda olsun, otomatik çalışma ağırlıklı olacağı intibaını vermektedir. Stoner, bir bakıma keyfe
keder kayguyla, otomatik atışların isabet yüzdesini en fazlaya taşıyacak bir tüfek yapabilmenin peşindedir. Silahın çapı önemli değildir.

Kalashnikov, kendinde kabiliyet görerek bir tasarım ekibinin başına getiren müstebit devletin isteklerine en uygun bir piyade tüfeğinin
arayışındadır. Otoritenin bu işle görevlendirdiği başka gruplar da mevcuttur ve kazananın daha iyi yaşam şartlarına kavuşacağı
aşikardır. Vazifelendirildiği son çalışma metaı, normalden kısa, yeterince güçlü bir fişeğe en uygun, savaş içinde düşman Almanlar'ın
silahlarında farkedilen, her şartta optimum çalışmayı verecek, hatta biraz fark yapacak tüfeğin test yarışmalarına örnek vermektir.
İstenen silah, askere yük olmayacak ebatta, cephanesi bolca taşınabilir, yaz kış, kar çamur, kum... Her şartta en az inkita verecek,
kolay onarılacak türden olmalıdır. Kazanamama halinde, eldekilerden olma ihtimali dahi mevcuttur.

Ne Stoner, ne de Kalashnikov birbirlerinin çalışmalarından haberdar değildirler. Ortada sonradan kıyaslamalara konu olacak bir yarışma
yoktur. Biri Dünya'nın bir ucunda, diğeri başka ucundadır. Dahası, Kalashnikov'un çalışmaları hayli önceden başlamıştır. Stoner'in aklında,
"Dünya'nın en iyi asker tüfeği"ni yapmak gibi bir düşünce yoktur. Ama Kalashnikov'dan istenen, aslında budur... "Yaptın mı yaptın...
Yapamadın...Ne olur bilmem. Laf aramızda(Şakaya vererek)...Sibirya yollarında, valizin kollarında"... Kasap Stoner mal derdinde, garip
koyun Kalashnikov can derdindedir.

Stoner'in aklına gelen, otomatik ateşlemede hareket eden tüm kütleleri, çekirdeği, kovanı, kapağı, kapak taşıyıcı ve sair aksamı.
aynen tesbih taneleri gibi bir eksende, namlu doğrultusunda toplayarak, devinim halindeki ağırlıkların atış yörüngesinden dışarı, atalet
nedeniyle verecekleri salınımları en aza indirmektir. Bunun için, gaz etkisi ile çalıştırmayı düşündüğü tüfeğinde; Mekanizmayı kilitten
kurtaracak hareketi verecek gaz çıkışını uzunca bir boru ile namlu ortalarından bir yerden, çok küçük ağırlığı nedeniyle eksenden dışarı
devinime neden olmadan taşıyarak kapağı içinde bulunduran silindirik taşıyıcının dahiline sevkedip onu, namlu ekseni üzerinde hareketli
bir gaz genleşme silindiri, kapağı da açılana kadar sabit gaz pistonu gibi kullanmayı tasarlamış ve patentini almıştır. Zikredilen tüfekle
deneme atışları yaparken, yenilikçi Armalite kuruluşu ile tanışmış, oradaki mühendislerin de katkısıyla, yeni bir piyade tüfeği arayışında
olan Amerikan Ordonatı için AR10 tanımlı örneği geliştirmiş, günümüzün kriterlerine göre "Saldırı Silahı" addedilemiyecek bir kalibrede,
7.62 NATO çapında düzenleyerek testlere surmuştur. Tüfekte o zaman dahi mahzur kabul edilen katlanamayan dipçik, hareketli kütle
eksenlerinin bir doğrultuda kullanılması prensibine riayet için kapak taşıyıcının arkasına, boy kundağı içine alınan geri getirme yayı
nedeniyle tasarıma dahil edilme durumunda kalınmış, ve yine aynı mülahazalarla, kurma kolu, atış sırasında merkezden dışarı taşan
ağırlığıyla salınım vermemesi cihetinden, kapak takımını yalnızca geriye çeken, ileri itemiyen özellikte yapılmıştır. Tüfek, tüm Dünya'da
tamamen yanlış bilindigi gibi, "Doğrudan gaz çarptırmalı" değil, aynen M14 gibi, "Gaz Genleşmeli" ancak, "Namlu eksenine çakışık gaz
piston vuruşlu" dur. Silahın, daha hafif, küçük çaplı ve "Saldırı Tüfeği" tanımına uyan örneği AR15, büyük ölçüde Armalite kurmayları
gayretiyle vücut bulmuş, bir şekilde Amerikan Ordonatı'nda kabul görerek 1960 yılından günümüze kadar bu ülkenin hizmet tüfeği
olmuştur. Gelişimi, bir bakıma değişik tesadüflere, zamanın en uygun seçilmiş malzemelerinin kullanımı ve savaşlardaki ortaya çıkan
mahzurların ciddiyetle ayıklanmasıyla husule gelmiş, yüksek atış hassasiyeti ve sivillere ulaşan geniş kullanımıyla çok yukarılarda bir
imaja ulaşmıştır. Yapımı nisbeten pahalıdır, çok gerekmedikçe, ağırlık artıracak çelik malzemeden kaçınılmıştır. Tüfek, kapak taşıyıcı
içinde genleşerek, kilit üzerinde namlu içi basınca eş aksi bir kuvvet oluşturduğundan kritik üçtebir kapak/kapak taşıyıcı kütle oranına
bağımlı olmadan ve çok az yükle kilit açılımı sağladığı cihetinden uzun çalışma sürelerinde malzemede az yorulma vermektedir.

Kalashnikov, çalışmalarında Stoner kadar rahat değildir. Karşısında kendisiyle canını dişine takmış rekabet halinde olan bir kaç tasarım
ekibi daha vardır. Seçim kısa süre ötede ve neticeleri, her halde, olumlu sayılamıyacak kadar aşikardır. Muhtemelen, mevcut bütün ülke
tüfeklerini incelemiş, bu arada, Almanlar'dan ele geçirdikleri, istenen küçük boy fişeğe çok yakın bir dane kullanan, prese saçtan
dış muhafazası yapımı kolay Stg44'in çalışma sistemini de çok takdir etmiş ve kullanmak istemiş olmalıdır. Nitekim, kısa piston vuruşlu,
gaz silindiri namlu üzeri konumlu ve boru şekilli bir kılavuzla doğrudan kapak taşıyıcısı ile irtibatlı bu yapılanmanın tamamına tüfeğinde
yer vermiş, ancak, kapak taşıyıcının, çetrefilli, kapakla düşey yönlü bağlantısını değiştirmiş, dönerek namludan kurtulan bir yapılanma
seçmiştir. Tasarımcıların tamamının yaptığı gibi, bilinenlerden istifade etmek, müellifin gocunacağı bir husus olmasa gerektir. Nitekim,
Stg44'de bir nevi zorunluk olan, kilit düzenini tozdan topraktan çamurdan koruyan, sürgü geri hareketiyle açılan menteşeli kapağı ve
boy kundağı içindeki geri getirme yayını aynen kullananlar, Amerikali Armalite kurmaylarıdırlar. Testlerin sonucunda gülen kişi olan
Kalashnikov'un tüfeğinin, tamamen çelik konstrüksiyon olan gövdesi çok kısa süre prese saçtan yapılmış, ancak Rus çeliğinin o günkü
şartlarda uygulamaya olumlu cevap vermemesi nedeniyle talaşlı imalata dönülmüştür. Filvaki, yeteri know how temininden sonra, AKM
tanımıyla silah, saçtan kalıplanmış gövdeye dönüştürülmüştür. Gaz pistonu ve kapak taşıyıcısı, yekpare ve kritik oranın hayli üzeri
ağırlıktadır. Bütün irtibat geçişleri, gerekli zamanlamayı en uygun sağlayacak kamlarla mücehhez, devinim toleransları, şartları çok iyi
karşılayacak bolluktadır. Kolay bakım ve onarım özellğinde ve tamamen orta çaplı fişeğiyle saldırı silahı tanımını karşılar özelliktedir.
Stoner gibi, otomatik atışta ataletle oluşan devinimler dert edilmemiş, namlu ucuna takılan yana ve üste eğimli bir gaz yönlendiriciyle
basit olarak mahzur giderilmiş, hatta, dipçik dayama yerinin namlu ekseni üzerinde olmaması dahi bu yaklaşımla halledilmiştir. Kurma kolu
ateşleme ile her daim hareket halindedir ve bu, kirli fişek yuvasına yüklemede faydalıdır. Gaz silindirine integre piston kıllavuzu nedeni
ile genellikle "Uzun piston vuruşlu" olarak tanımlansa da aslında, çok az bir mesafe gerisinden dışarı atılan, etkisini kapak arka hareketi
boyunca devam ettirmeyen barut gazı itişi nedeniyle "Kısa piston vuruşlu"dur. Yeterli sayılacak atış hassasiyeti, basit, sağlam ve
kullanışlı oluşu nedeniyle bugün Amerika'da dahi, yarı otamatik şekliyle sivil sektörde kullanım bulmuş, çok tutulan ve üst imajlı bir
tüfek olmuştur.

Stoner, ona yardımcı olan Armalite mühendisleri, patent arşivlerinde araştırma ulaşım ve kolaylığı göz önüne alındığında, Kalashnikov
için, "tasarımını Almanlar'dan çaldı" söylemlerinin boş olduğu ortaya çıkacaktır. Stoner ne kadar M16'nın sahibi ise, Kalashnikov da
o denli AK47'nin sahibidir.

M16 ve AK47 kıyaslaması bir bakıma yanlış ve gereksizdir. M16, orijinal haliyle, kendine özgü felsefeyi yaşatan bir örnek, AK47, piston
vuruşlu asker tüfekleri içinde pratik ve basidi yakalayabilen en uç bir başka numunedir. İkisinin de eksik tarafları olabilir, ancak, belirgin
özelliklerini biraraya getirerek ideal bir tüfek yapmak mümkün değildir.


Saygılar.

_________________
Mouth opens wide hides head behind.


En son strongarm tarafından 03 Kas 2016, 14:43 tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kere düzenlendi.

Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: M16 ve AK47.
MesajGönderilme zamanı: 02 Kas 2016, 17:55 
Çevrimiçi
Akıncılar

Kayıt: 07 Eyl 2015, 18:03
Mesajlar: 1629
Yaş:
Alıntı:
Merhabalar.


Geçen asrın yarılarından son on yılına kadar süren "Soğuk Savaş" günlerinin iki devi, Amerika ve Rusya'nın favori asker tüfekleri
her daim yekdiğeri ile karşılaştırılmıştır.

Hangisi daha sağlam, kullanışlı ve isabetlidir...

Farkları, bunların seçim esasları, sağladıkları üstünlükler nelerdir...

Çokca konuşulan, bazan esasları bilinmeden değişik niteliklere salınan bu konulara girmeden önce, isim sahiplerinin kimler olduğunu,
yapım gayelerini bilmek faydalı olacaktır.

Eugene Morrison Stoner M16'nın, Mikhail Timofeyevich Kalashnikov AK47'nin tasarım sorumlularıdırlar. Genel inanış hilafına ikisinin de
resmi mühendislik eğitimleri mevcut değildir. Kalashnikov, Stoner'den üç yaş daha büyüktür. Stoner'in orduyla ilişkisi, son büyük savaşta
askere alınmasıyla, Kalashnikov'un, doğduğu yerden çok uzaklarda, kısa bir kaç çalışma ardından orduya kaydıyla oluşmuştur. Her ikisi
de silaha meraklıdırlar. Stoner savaştan sonra terhis olarak sivil hayata geçmiş, Kalashnikov emekli olana kadar orduda kalmış, general
rütbesine ulaşmıştır. Stoner cüsse itibarıyla Kalashnikov'un neredeyse iki katıdır.

Stoner silaha meraklı bir amatörken, Kalashnikov, devletin iradesiyle bir tasarım ekibinin başına geçirilmiş işi silah olan bir profosyoneldir.
AK47'e gelene kadar üç değişik örneğe imza atmıştır.

Stoner'in tasarım amacı, askerliğinde şahit olduğu, otomatik tüfeklerin seri atışlarında şarjör muhtevaının çoğunu hedeften başka
yerlere yollayan silah hareketlerini en aza indiren bir yapılanmayı çıkarabilmektir. Geçen asrın yarılarındaki tekamülün gidişatı, ileride,
hafif silahların ister askeri ister sivil kullanımda olsun, otomatik çalışma ağırlıklı olacağı intibaını vermektedir. Stoner, bir bakıma keyfe
keder kayguyla, otomatik atışların isabet yüzdesini en fazlaya taşıyacak bir tüfek yapabilmenin peşindedir. Silahın çapı önemli değildir.

Kalashnikov, kendinde kabiliyet görerek bir tasarım ekibinin başına getiren müstebit devletin isteklerine en uygun bir piyade tüfeğinin
arayışındadır. Otoritenin bu işle görevlendirdiği başka gruplar da mevcuttur ve kazananın daha iyi yaşam şartlarına kavuşacağı
aşikardır. Vazifelendirildiği son çalışma metaı, normalden kısa, yeterince güçlü bir fişeğe en uygun, savaş içinde düşman Almanlar'ın
silahlarında farkedilen, her şartta optimum çalışmayı verecek, hatta biraz fark yapacak tüfeğin test yarışmalarına örnek vermektir.
İstenen silah, askere yük olmayacak ebatta, cephanesi bolca taşınabilir, yaz kış, kar çamur, kum... Her şartta en az inkita verecek,
kolay onarılacak türden olmalıdır. Kazanamama halinde, eldekilerden olma ihtimali dahi mevcuttur.

Ne Stoner, ne de Kalashnikov birbirlerinin çalışmalarından haberdar değildirler. Ortada sonradan kıyaslamalara konu olacak bir yarışma
yoktur. Biri Dünya'nın bir ucunda, diğeri başka ucundadır. Dahası, Kalashnikov'un çalışmaları hayli önceden başlamıştır. Stoner'in aklında,
"Dünya'nın en iyi asker tüfeği"ni yapmak gibi bir düşünce yoktur. Ama Kalashnikov'dan istenen, aslında budur... "Yaptın mı yaptın...
Yapamadın...Ne olur bilmem. Laf aramızda(Şakaya vererek)...Sibirya yollarında, valizin kollarında"... Kasap Stoner mal derdinde, garip
Kalashnikov can derdindedir.

Stoner'in aklına gelen, otomatik ateşlemede hareket eden tüm kütleleri, çekirdeği, kovanı, kapağı, kapak taşıyıcı ve sair aksamı.
aynen tesbih taneleri gibi bir eksende, namlu doğrultusunda toplayarak, devinim halindeki ağırlıkların atış yörüngesinden dışarı, atalet
nedeniyle verecekleri salınımları en aza indirmektir. Bunun için, gaz etkisi ile çalıştırmayı düşündüğü tüfeğinde; Mekanizmayı kilitten
kurtaracak hareketi verecek gaz çıkışını uzunca bir boru ile namlu ortalarından bir yerden, çok küçük ağırlığı nedeniyle eksenden dışarı
devinime neden olmadan taşıyarak kapağı içinde bulunduran silindirik taşıyıcının dahiline sevkedip onu, namlu ekseni üzerinde hareketli
bir gaz genleşme silindiri, kapağı da açılana kadar sabit gaz pistonu gibi kullanmayı tasarlamış ve patentini almıştır. Zikredilen tüfekle
deneme atışları yaparken, yenilikçi Armalite kuruluşu ile tanışmış, oradaki mühendislerin de katkısıyla, yeni bir piyade tüfeği arayışında
olan Amerikan Ordonatı için AR10 tanımlı örneği geliştirmiş, günümüzün kriterlerine göre "Saldırı Silahı" addedilemiyecek bir kalibrede,
7.62 NATO çapında düzenleyerek testlere surmuştur. Tüfekte o zaman dahi mahzur kabul edilen katlanamayan dipçik, hareketli kütle
eksenlerinin bir doğrultuda kullanılması prensibine riayet için kapak taşıyıcının arkasına, boy kundağı içine alınan geri getirme yayı
nedeniyle tasarıma dahil edilme durumunda kalınmış, ve yine aynı mülahazalarla, kurma kolu, atış sırasında merkezden dışarı taşan
ağırlığıyla salınım vermemesi cihetinden, kapak takımını yalnızca geriye çeken, ileri itemiyen özellikte yapılmıştır. Tüfek, tüm Dünya'da
tamamen yanlış bilindigi gibi, "Doğrudan gaz çarptırmalı" değil, aynen M14 gibi, "Gaz Genleşmeli" ancak, "Namlu eksenine çakışık gaz
piston vuruşlu" dur. Silahın, daha hafif, küçük çaplı ve "Saldırı Tüfeği" tanımına uyan örneği AR15, büyük ölçüde Armalite kurmayları
gayretiyle vücut bulmuş, bir şekilde Amerikan Ordonatı'nda kabul görerek 1960 yılından günümüze kadar bu ülkenin hizmet tüfeği
olmuştur. Gelişimi, bir bakıma değişik tesadüflere, zamanın en uygun seçilmiş malzemelerinin kullanımı ve savaşlardaki ortaya çıkan
mahzurların ciddiyetle ayıklanmasıyla husule gelmiş, yüksek atış hassasiyeti ve sivillere ulaşan geniş kullanımıyla çok yukarılarda bir
imaja ulaşmıştır. Yapımı nisbeten pahalıdır, çok gerekmedikçe, ağırlık artıracak çelik malzemeden kaçınılmıştır. Tüfek, kapak taşıyıcı
içinde genleşerek, kilit üzerinde namlu içi basınca eş aksi bir kuvvet oluşturduğundan kritik üçtebir kapak/kapak taşıyıcı kütle oranına
bağımlı olmadan ve çok az yükle kilit açılımı sağladığı cihetinden uzun çalışma sürelerinde az yorulma vermektedir.

Kalashnikov, çalışmalarında Stoner kadar rahat değildir. Karşısında kendisiyle canını dişine takmış rekabet halinde olan bir kaç tasarım
ekibi daha vardır. Seçim kısa süre sonra ve neticeleri her halde olumlu sayılamıyacak kadar aşikardır. Muhtemelen, mevcut bütün ülke
tüfeklerini incelemiş, bu arada, Almanlar'dan ele geçirdikleri, istenen küçük boy fişeğe çok yakın bir dane kullanan, prese saçtan
dış muhafazası yapımı kolay Stg44'in çalışma sistemini de çok takdir etmiş ve kullanmak istemiş olmalıdır. Nitekim, kısa piston vuruşlu,
gaz silindiri namlu üzeri konumlu ve boru şekilli bir kılavuzla doğrudan kapak taşıyıcısı ile irtibatlı bu yapılanmanın tamamına tüfeğinde
yer vermiş, ancak, kapak taşıyıcının, çetrefilli kapakla düşey yönlü bağlantısını değiştirmiş, dönerek namludan kurtulan bir yapılanma
seçmiştir. Tasarımcıların tamamının yaptığı gibi, bilinenlerden istifade etmek, müellifin gocunacağı bir husus olmasa gerektir. Nitekim,
Stg44'de bir nevi zorunluk olan, kilit düzenini tozdan topraktan çamurdan koruyan sürgü geri hareketiyle açılan menteşeli kapağı ve
boy kundağı içindeki geri getirme yayını aynen kullananlar, Amerikali Armalite kurmaylarıdırlar. Testlerin sonucunda gülen kişi olan
Kalashnikov'un tüfeğinin, tamamen çelik konstrüksiyon olan gövdesi çok kısa süre prese saçtan yapılmış, ancak Rus çeliğinin o günkü
şartlarda uygulamaya olumlu cevap vermemesi nedeniyle talaşlı imalata dönülmüştür. Filvaki, yeteri know how temininden sonra, AKM
tanımıyla silah, saçtan kalıplanmış gövdeye dönüştürülmüştür. Gaz pistonu ve kapak taşıyıcısı, yekpare ve kritik oranın hayli üzeri
ağırlıktadır. Bütün irtibat geçişleri, gerekli zamanlamayı en uygun sağlayacak kamlarla mücehhez, devinim toleransları, şartları çok iyi
karşılayacak bolluktadır. Kolay bakım ve onarım özellğinde ve tamamen orta çaplı fişeğiyle saldırı silahı tanımını karşılar özelliktedir.
Stoner gibi, otomatik atışta ataletle oluşan devinimler dert edilmemiş, namlu ucuna takılan yana ve üste eğimli bir gaz yönlendiriciyle
basit olarak mahzur giderilmiş, hatta, dipçik dayama yerinin namlu ekseni üzerinde olmaması dahi bu yaklaşımla halledilmiştir. Kurma kolu
ateşleme ile her daim hareket halindedir ve bu, kirli fişek yuvasına yüklemede faydalıdır. Gaz silindirine integre piston kıllavuzu nedeni
ile genellikle "Uzun piston vuruşlu" olarak tanımlansa da aslında, çok az bir mesafe gerisinden dışarı atılan, etkisini kapak arka hareketi
boyunca devam ettirmeyen barut gazı itişi nedeniyle "Kısa piston vuruşlu"dur. Yeterli sayılacak atış hassasiyeti, basit, sağlam ve
kullanışlı oluşu nedeniyle bugün Amerika'da dahi, yarı otamatik şekliyle sivil sektörde kullanım bulmuş, çok tutulan ve üst imajlı bir
tüfek olmuştur.

M16 ve AK47 kıyaslaması bir bakıma yanlış ve gereksizdir. M16, orijinal haliyle, kendine özgü felsefeyi yaşatan bir örnek, AK47, piston
vuruşlu asker tüfekleri içinde pratik ve basidi yakalayabilen en uç bir başka numunedir. İkisinin de eksik tarafları olabilir, ancak,
özelliklerini biraraya getirerek ideal bir tüfek yapmak mümkün değildir.


Saygılar.
Elinize saglik. Cok guzel bir ozet ile iki sistemin tasarim mantigi ve calisma prensibini, tarihcesiyle ogrenmis olduk. Bu konularda bilgisi fazla olmayan (benim gibi) arkadaslar icin guzel bir referans oldu. Tesekkurler.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: M16 ve AK47.
MesajGönderilme zamanı: 02 Kas 2016, 18:50 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 04 Eki 2015, 23:12
Mesajlar: 200
Yaş:
Tesekkurler sayin strongarm,

Elinize emeginize saglik.

Saygilarimla


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: M16 ve AK47.
MesajGönderilme zamanı: 02 Kas 2016, 21:55 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 29 Mar 2015, 23:00
Mesajlar: 148
Yaş:
Elinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş üstat.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: M16 ve AK47.
MesajGönderilme zamanı: 03 Kas 2016, 01:40 
Çevrimdışı
Süvariler

Kayıt: 13 Tem 2012, 18:37
Mesajlar: 883
Konum: Kadıköy
Yaş: 40
Değerli bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkürler Sn strongarm..

_________________
Eski kullanıcı adım asade


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: M16 ve AK47.
MesajGönderilme zamanı: 03 Kas 2016, 14:45 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 12 Tem 2012, 09:16
Mesajlar: 627
Yaş:
Önem verip okuyan ve görüşlerini bildiren arkadaşlara teşekkür ederim.


Saygılar.

_________________
Mouth opens wide hides head behind.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: M16 ve AK47.
MesajGönderilme zamanı: 03 Kas 2016, 19:14 
Çevrimdışı
Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Mar 2016, 12:26
Mesajlar: 31
Yaş:
Sayın strongarm hocam, öncelikle gösterdiğiniz emek için teşekkürler. İzninizle, ufak bir not düşmek isterdim.

AK-47'nin icadı ile ilgili çoğu kaynakta Rusların savunduğu klasik bir versiyon anlatılmaktadır. Söylemeyi pek tercih etmedikleri şey ise, tam da AK-47'nin icat edildiği yıllarda (Kalaşnikov'un da yaşayıp çalıştığı, ve AK serisi silahların ürtelidiği) İzhevsk şehrinde 500'e yakın Alman silah mühendisinin çalışmış olmasıdır. Bunların başında da Stg-44 ve Mp-18 (ilk makineli tabanca) mucidi Hugo Schmeisser vardı ve Kalaşnikov ile aynı büroda çalışmaktaydı. Yani bu tüfeğin ortaya çıkışında Schmeisser ve Stg-44'ün rolü büyük olasılıkla ilham kaynağı olmanın çok daha ötesindedir.
Saygılar.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: M16 ve AK47.
MesajGönderilme zamanı: 04 Kas 2016, 09:53 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 12 Tem 2012, 09:16
Mesajlar: 627
Yaş:
Sayın Grenadier,



Kalashnikov bağlamında çok sözü edilen bir hususu paylaşmışsınız. Teşekkürler. Ana metinde çok kısa değinilmesine rağmen çoğu
rivayet addedilebilecek bu konuya, eldeki bilgiler refakatinde, biraz daha açıklık getirmek faydalı olacaktır.

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, maalesef, silah konusunda yaygın kaynakların çoğu, Amerikan menşelidir. Rusya gibi büyük
ülkeler dahi, dertlerini anlatabilmek için, genel kültürel lisan İngilizceyi kullanmak zorundadırlar. Amerika ve Batı Ülkeleri, ne hikmetse.
Tokarev, Makarov gibi Rus tabancalarını hayli benimsemiş olsalar da, Kalaşnikov sözü edildiğinde, biri kendi ilahi örnekleri Colt 1911,
diğeri populer Alman Walther PP'den esas almış bu el silahları gibi, zikredilen tüfeğin ilk modeli net bir batı örneğine bağlanamadığı
için karmaşa yaratacak söylentiler çıkarmaktan kendilerini alamamaktadırlar.

Rus silahları konusunda başvurulabilecek en ulaşılabilir ve populer kaynak, " worlds.guns.ru/ modern firearms " ve müellifi, Rus Max
Popenker'dir. Bu şahıs dahi, tanıtımlarını klasik Amerikan terminolojisine bağımlı yapma durumunda olduğu için bazan hatalı ifadeler
kullanabilmektedir. Yine bu kişinin söylediğine göre, Rusların saldırı tüfeği konseptini tanıyıp uyarlanmaya başlamasına neden olan,
bir Schemeisser/Haenel ortak yapımı; MKb-42 ile savaş sırasında rastlaşmalarıdır. Bu tüfek, aslında, Stg 43/44'ün başlangıç modelidir.

Ruslar, özellikle Stalin'in teşvikiyle otomatik piyade tüfeği konusunda 1930'lu yılların ortalarından itibaren örnekler veren bir ülkedir.
Simonov tasarımı SKS 38, Tokarev ürünü SVT40, namlu üzeri gaz pistonlu ve düşey hareketli kilit sistemli, aynı özellikleri kullanan
MKb-42 ve Stg 43/44'ten önce savaş görmüş tüfeklerdir. Ancak bu silahlar, gerektiğinde bir makinalı tabanca kadar kolay kullanılabilen
karabin türünden değildirler.

Mkb-42'nin ve 7.92 Kurz fişeğinin önemini hemen kavrayan Ruslar, acilen bir seçici komite teşkiliyle örnekler almak için tasarım
bürolarını harekete geçirirler ve sonunda kazanan AS44 rümuzuyla Alexei Sudaev olur. Bu tüfek, kabaca, AK47'nin ana hatlarını
taşımaktadır. http://www.thefirearmblog.com/blog/2015 ... fles-wwii/ . Kısa süre imal edilen bu
silah ve fişeği, ağırlığı nedeniyle değiştirilmek istendiğinde tasarım ekipleri yeniden harekete geçirilirler.

Mikhail Kalashnikov bu sıralarda, Moskova yakınlarında, Kızıl Ordu'nun araştırma geliştirme üssünde, çavuş rütbesiyle tasarım çalışmaları
yapmaktadır. Seçici kurula verdiği AK46 başarılı bulunarak, o sırada hastalığı nedeniyle vefat eden Sudaev örneği dışında diğer beş aday
tüfekle testler için ayrılır ve Kalaşhnikov yine Moskovaya pek uzak olmayan Degtyarev silah fabrikasına, Kovrov'a gönderilir. Tüfeği için
geliştirme çalışmalarını burada yapacaktır. İzevsk, buradan yaklaşık 1000 kilometre kadar uzaktadır.

AK 46, nisbeten hantal, döner kafalı kapakla çalışan, namlu üstü konumlu gaz piston ve kapak taşıyıcı blok ayrı bir tüfektir. Dementiev
yapımı AD46 ve Bulkin imzalı AB46 karşısında başarılı görülmez ve elenir. Özellikle Bulkin'in tüfeği gelecek vadetmektedir. Buraya kadar
Izevsk'te kendine aynen Almanya'daki gibi bir çalışma mekanı, hatta kalemi dahi tahsis edilen Hugo Schmeisser'in Kalashnikov'a bir
katkısından sözetmek zordur. Bugünün şartalarında dahi, 1000 kilometre, kolay iştişare için pratik bir uzaklık sayılamaz.

Tabir caizse, paçaları tutuşan Kalashnikov, kendine değer veren tanıdık üst düzey kişileri araya koyarak, testlerde bir şans daha
verilmesini sağlar. Tasarım ortağı Zaitev ile beraber, ulaşılabilir bütün örnekleri, bu arada, rakiplerinin silah özelliklerini de kullanarak
geliştirdiği AK47'nin ilk modelini seçici komiteye teslim eder. Zamanın otoritesi, ulus içinden çıkabilen fikirlerin herkesin değeri ve daha
ilerisi içn kullanılabilir olarak nitelendirdiğinden, Kalashnikov'un harmanlama çalışmalarını anlayış ve takdirle karşılamıştır.

Kalashnikov, AK46'da değişiklerle AK47'de, Bulkin'in kapak taşıyıcı ile integre gaz pistonunu, gövde üzeri toz kapağını, bol, her tür şartta
calışma veren yapım toleranslarını, minimum sürtünme yüzeyine sahip hareketli parça gibi tüm özellikleri kullanmıştır. Diğerlerine göre daha
kaba atış hassasiyeti vermesine rağmen uzun testlerin sonucu kazanan kendi tüfeği olur... Mikhail Timofeyevich Kalashnikov halen Kobov'
dadır...

AK47 efsanesi başlamıştır.

Alman Scmeisser bu arada iyice yaşlanmıştır ve söylenenlere göre, Kalashnikov'un çalışma yeri Kovbov'dan çok uzaklarda Izevsk'de
dişe dokunur hiç bir iş çıkarmadan, habire votka içmektedir. AK47 yapım birimi olarak bu fabrika seçilir.

Kısaca özetlenen ve olağan kaynaklarından ulaşılabilen bu bilgileri, yabancı dilde takip imkanı varsa, çoğunun yazarı Amerikalı olan
kitaplardan teyid etmek mümkündür. Kısa ve doyurucu bir özeti, yukarıda zikredilen Max Popenker'in bloğundan İngilizce takip edilebilir.
http://world.guns.ru/assault/rus/ak-akm-e.html

Schmeisser, 1952 yılında vatanına dönmüş ve bir yıl sonra da vefat etmiştir. Gerçekten Ruslar için çalışıp değerler üretmişse iadesinin
yapılması düşündürücüdür. Ancak, yapmamış ise bunu Alman ırkı ve ülkesi için takdirle karşılamak gerekir. Zira başka bayraklar altında
hizmet verip Amerika'ya götürülenler gibi ihanet etmemiştir.

Objektif bir gözlemle, Ak47 ve Stg44 arasındaki tek benzer husus, kapak taşıyıcı ile tek parça yapılan, namlu ortalarından bir yerden
tahrik alan gaz pistonudur. Kapak takımı ile bağlantıyı hemen kovan atıcı açıklık altında ihtiva eden düşey hareketli kilit düzenini toz,
hatta parmak ucu gibi dış etkenlerden koruyan, sürgü hareketiyle açılan yaylı Stg44 kapağı, onun dipçik içinde konumlu geri getirme
yayı tamamen aynı olarak M16 kullanılmış, mutlak değer olarak, iki misli benzer noktaya sahip olmasına rağmen, kimseler bu tüfeğin
Scmeisser türevi olduğundan bahis etmemiştir. Konuyla ilgili sitelerden alakadar Rus tüfek görselleri tetkik edilirse, ülkenin karakteristik
yapılanma ve çizgileri, bunların Alman örneklerinden farkı görülecektir.



Saygılar.

_________________
Mouth opens wide hides head behind.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: M16 ve AK47.
MesajGönderilme zamanı: 05 Kas 2016, 02:20 
Çevrimdışı
Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Mar 2016, 12:26
Mesajlar: 31
Yaş:
Sayın Strongarm,

Ben zaten bu konuda Rusça kaynakların verdiği bilgilere dayanmaya çalışıyorum.

SKS-38 ve SVT-40 daha önce ortaya çıkmış olsalar da, sonuçta yarı otomatik tüfeklerdir. Almanlar da bunlara eşdeğer olarak G-41 ve G-43 tüfeklerini üretmişti.

AK-47 ile Stg-44'ün yapısal olarak farklı olduğu doğrudur. Ancak, AK-47 ile ilgili 'resmi' verisyonun açıklayamadığı bazı noktalar da vardır.

Sizin de bahsettiğiniz 1946'da düzenlenen yarışmanın ikinci turunda komisyon Kalaşnikov'un tasarımı olan AK-46'nın ''geliştirme için uygun olmadığına'' dair karar vermişti. Ne var ki, ilginç bir şekilde 1947'de, bir sonraki turda Kalaşnikov (yarışma kurallarına aykırı olmasına rağmen) projesinde gösterdiği modelden farklı bir model ile yer almış ve birinci gelmişti.

Dediğiniz gibi, Kalaşnikov AK-46 çalışmalarını Kovrov şehrinde yapmaktaydı. Bu arada, İzhevsk şehrinde ise Schmeisser ve ekibinin bulunduğunu ve onlara, dönemin Sovyet standartlarına göre, oldukça iyi bir maaş ödendiğini açılan arşiv bilgilerinden biliyoruz. Önemsiz işler yaptıkları ve vodka-bira içtikleri için bu parayı almış olabilecekleri pek inandırıcı gelmiyor. Bu arada, bu Alman ekibin İzhevsk'te çalıştığı bilgisi de ancak 1990'lı yıllarda ortaya çıkmıştı. Onların ve diğer Alman uzmanların çalışmaları ile iligili detaylı biligiler ise halen gizlidir.

'Resmi' versiyon ile sızan arşiv bilgileri bir araya getirildiği zaman ortaya çıkan versiyon şu şekilde özetlenebilir:

Sovyet tasarımcılara yeni piyade tüfeği tasarlama görevi verlimiş ve yarışma düzenlenmişti. Yeni tüfek diğer tüfek modellerinin (Mkb-42, Stg-44, Sovyet yarı otomatik tüfekleri, M1 Garand, Çek ZH-29 gibi) başarılı özelliklerine sahip olmalıydı. Buna paralel olarak, aynı görev İzhevsk'te bulunan Shmeisser ve ekibine de verilmişti. Bu ekibin tasarımı 1947 ağustos ayında yapılan denemelere dahil edilmek istenmiş fakat bu modele bir Alman'ın isminin verilmesi ve bu şekilde yarışmaya girmesi o dönemde mümkün değildi. Bundan dolayı yarışmadan daha önce elenmiş Kalaşnikov bu tüfeğin tasarımcısı olarak gösterilmiş ve silah, kuralları çiğneyerek, AK-47 adıyla denemelere girmiş ve birinci olmuştur. 1947 yılının sonlarında ise Kalaşnikov tüfeğin teknik özelliklerini geliştirmek için İzhevsk'e gönderilmiştir, çalıştığı Kovrov'a değil (!).

Daha fazla arşiv bilgilerinin ortaya çıkması bu konuya biraz daha ışık tutabilir.

Bir diğer ilgi çekici durum ise, 'dahi çocuk' olarak lanse edilen Kalaşnikov'un 60 yıl boyunca (Schmeisser Izhevsk'ten ayrıldıkıtan beri), AK-47 türevleri dışında hiç bir özgün silah teknolojisi ortaya çıkarmaması.

Tekrar teşekkürler ve saygılar.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: M16 ve AK47.
MesajGönderilme zamanı: 05 Kas 2016, 17:17 
Çevrimdışı
Akıncılar

Kayıt: 12 Tem 2012, 09:16
Mesajlar: 627
Yaş:
Sayın Grenadier,


Kişiler, istediklerine inanmakta özgürdürler. Kimse aksine zorlayamaz.

Söylemlerin bütününde tutarlılık, inandırıcılğın başta gelen kurallarından olmalıdır. Başlangıçta 500 Alman esir teknisyenle aynı şehirde,
üstelik Hugo Schmeisser ile aynı odada gösterilen Kalashnikov'u, sonradan çok uzaklara taşımak, takdir edersiniz ki buna aykırıdır.

Schmeisser'e para verilip tasarım yaptırılmışsa, neden bu emek, ilk elemelere dahil edilmemiştir. Kalashnikov, bu kadar kayırılan biri ise
neden ilk seferde ona bu model verilip de kazandırılmamış, elenmiştir.

Sadeov'un üç yıl öncesi ve Bulkin'in test modeli, AK47'nin önde gelen çoğu özelliğini taşımaktadır. Neden kimse onların Schmeisser'den
esinlendiğine ilişkin bir ifadede bulunmamaktadır. Bu nevi bağlantı, komplo teorileri yönünden çok daha gerçeğe yakın olacaktır.

Kalashnikov'un hayli tasarımı mevcuttur. AK47, bunlardan üretime alınmış olanıdır. Öte taraftan aynı mantıkla; Garand'ı, Luger'i Hatta,
40 yaşından sonra neredeyse kırk yıl, ölene kadar eser vermeyen Müzik dehası Rossini'yi de itham etmek mümkündür.

Schmeisser 1951de diğer bazı tasarımcılarla beraber vatanına dönmüştür. Ne kadar ketum olsalar da hiçbiri neden bu konuda ipucu
mahiyetinde bir bilgi vermemiştir.

Görüldüğü gibi, tezler karşılıklı çoğaltılabilecektir. Şimdilik yapılması gereken, ağırlıklı genel kabullere itibar etmek olmalıdır.



Saygılar.

_________________
Mouth opens wide hides head behind.


Başa dön
   
 Mesaj Başlığı: Re: M16 ve AK47.
MesajGönderilme zamanı: 05 Kas 2016, 22:25 
Çevrimdışı
Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Mar 2016, 12:26
Mesajlar: 31
Yaş:
Alıntı:

Söylemlerin bütününde tutarlılık, inandırıcılğın başta gelen kurallarından olmalıdır.
Katılıyorum hocam.
Alıntı:
Başlangıçta 500 Alman esir teknisyenle aynı şehirde, üstelik Hugo Schmeisser ile aynı odada gösterilen Kalashnikov'u, sonradan çok uzaklara taşımak, takdir edersiniz ki buna aykırıdır.
Mesajım şu şekildeydi hocam
Alıntı:
AK-47'nin icat edildiği yıllarda (Kalaşnikov'un da yaşayıp çalıştığı, ve AK serisi silahların ürtelidiği) İzhevsk şehrinde 500'e yakın Alman silah mühendisinin çalışmış olmasıdır. Bunların başında da Stg-44 ve Mp-18 (ilk makineli tabanca) mucidi Hugo Schmeisser vardı ve Kalaşnikov ile aynı büroda çalışmaktaydı.
Genel olarak İzhevsk'te 500 yakın Almanın çalıştığını söylemiştim. Onların tamamını Kalaşnikov'la aynı odada göstermediğim gibi kendisini de başka bir yere taşımadım. )) Kalaşnikov'un İzhevsk'te çalışmaya başlama tarihini net belirtmediğim için yanlış anlaşılmışım, sanırım. Zaten bir sonraki mesajda dediğim gibi, kendisi 1947 sonunda (ne hikmetse) İzhevsk'e gönderilmiş ve işte burada (güya bir işe yaramayan) Schmeisser ile beraber çalışmaya başlamış. Hikayenin en ilginç noktalarından biri de budur.
Alıntı:
Schmeisser'e para verilip tasarım yaptırılmışsa, neden bu emek, ilk elemelere dahil edilmemiştir. Kalashnikov, bu kadar kayırılan biri ise
neden ilk seferde ona bu model verilip de kazandırılmamış, elenmiştir.
Muhtemelen, İzhevsk ekibinin tüfeği o sıralar daha hazır olmadığından.
Alıntı:
Sadeov'un üç yıl öncesi ve Bulkin'in test modeli, AK47'nin önde gelen çoğu özelliğini taşımaktadır. Neden kimse onların Schmeisser'den
esinlendiğine ilişkin bir ifadede bulunmamaktadır. Bu nevi bağlantı, komplo teorileri yönünden çok daha gerçeğe yakın olacaktır.
Zaten o dönemde ortaya çıkan Sovyet saldırı tüfekleri tasarımlarının Stg-43-44'ün yeni konseptinden esinlendiği bilinen bir durum. Siz de yukarıda buna benzer bir şey yazmıştınız.
Alıntı:
Kalashnikov'un hayli tasarımı mevcuttur. AK47, bunlardan üretime alınmış olanıdır. Öte taraftan aynı mantıkla; Garand'ı, Luger'i Hatta,
40 yaşından sonra neredeyse kırk yıl, ölene kadar eser vermeyen Müzik dehası Rossini'yi de itham etmek mümkündür.
Onların da eserleriyle ilgili şüphe doğuracak durumlar olursa, tabii ki mümkün.
Alıntı:
Schmeisser 1951de diğer bazı tasarımcılarla beraber vatanına dönmüştür. Ne kadar ketum olsalar da hiçbiri neden bu konuda ipucu
mahiyetinde bir bilgi vermemiştir.
Çalışmalarının detayları bugüne dek gizli tutulduğuna göre, o dönemde de gizlilik anlaşması yapmış olabilirler. Aslında, söylentilere göre, Schmeisser ölümünden kısa süre önce tanıdıklarına Rusya'dayken Ruslara 'bir takım yararlı tavsiyelerde bulunduğunu' söylemiştir. Ama bunlar söylenti sonuçta.

------------------------------------------------------------------------------------------------
Alıntı:
Görüldüğü gibi, tezler karşılıklı çoğaltılabilecektir. Şimdilik yapılması gereken, ağırlıklı genel kabullere itibar etmek olmalıdır.
'Alternatif' versiyonun teyit edilemeyen bilgilere ve çıkarsamalara dayandığı doğrudur. Yalnız aynı şekilde 'resmi' versiyonu da açıklayamadığı noktalar ve doğurduğu şüpheler nedeniyle olduğu gibi kabul etmek zordur. Bir noktadan sonra, evet, artık herkes kendine daha mantıklı gelen neyse, ona inanır.

Saygılar.


Başa dön
   
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 11 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC+03:00


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma dosya ekleri gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Limited

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye